17 Ağustos 1864
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 17 Haziran 2007
Selim İleri
17 Ağustos 1864 Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın doğum günü. Ağustosa vakit var; ama ben şimdiden anmak istiyorum. 17 Ağustos 2007′de herhalde kimse büyük romancıyı anmayacak.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal’i inceleyen kitabında Hüseyin Rahmi’den söz açar. Hüseyin Rahmi’nin Edebiyat-ı Cedide üslûbundan bütün bütüne kurtulamadığını, dahası, psikolojiye eğildiğinde, bu üslûbun cılız bir sürgünü olduğunu belirtir. O kadar ki, dil birdenbire Namık Kemal’in diline “geri” dönmekte, kendi döneminin gerisine düşmektedir.
Halid Ziya Mai ve Siyah’ta eski edebiyatın giderek yozlaştığını, niteliksizleştiğini ileri sürüyordu. Tercüman-ı Hakikat çevresinde toplanan gelenekçi yazarları inceden inceye yermekte, edebiyat dışı saymaktaydı. (Edebiyat dışı: Çağını doldurmuş, tekrarın tekrarı olup çıkmış.)
Tanpınar, Hüseyin Rahmi’nin Şıpsevdi’yle Edebiyat-ı Cedide’yi hicvettiğini söylüyor. Bütün o alafranga tutkusunun ardında, özünde dişe dokunur, kök salabilecek en küçük bir canlılık, sahicilik yok. Şıpsevdi’yi bu açıdan okumak aklıma gelmemişti. Edebiyat-ı Cedide için fazla insafsız, tartışmaya çok açık bir hiciv.
Geçen zaman okumaların niteliğini değiştiriyor. O gözle okumadığım Şıpsevdi’yi her zaman sevmişimdir.
Tanpınar ekliyor: “Fakat bu zalim ve itiraf edelim ki çok eğlenceli hicvin yanında ne eskinin müdafaasını yapıyor, ne de milli hayatın herhangi bir güzel tarafını, bir özünü ortaya koyuyordu. Acı kânun rüzgârlarına benzeyen sert bir nihilizmde zengin, fakir, eski ve yeni hep birden dağılıyordu.”
Tanpınar, Hüseyin Rahmi romanının zayıf, taklitçi, kişiliksiz yanlarına değiniyor: Üçüncü dereceden vodvil ve fars esintileri… Utanmaz Adam romancısı bir bakıma Edebiyat-ı Cedide romancılarına yenik düşürülüyor. Tanpınar’a da ait olsa, bu görüş, bu sav, bana öyle geliyor ki, Hüseyin Rahmi’yi tanımamızı, amacını kavramamızı engellemektedir.
Vodvil: Evet ama ‘uyarlama’ değil; gerçekten ‘yerli’ vodvil. Fars: Evet ama uyarlama değil; gerçekten yerli fars.
Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç’la ortaokul sıralarında tanıştım. Ders kitabımızdaki seçme parçayı hiç sıkılmadan defalarca okurdum. O günden sonra Hüseyin Rahmi’nin hayranları arasına katıldım. Hayranlığım, önceleri, romancının eserini soluk soluğa okutabilme yeteneğine, yetisine yönelikti. Sürükleyici, eğlendirici, neredeyse yaşama sevinci veren romanlar. (Umutsuzluğa düştüm mü, Hüseyin Rahmi okurum.) Bu eserle, eski dünyamızın panoramasını iyi kötü çıkarabildiğimiz gibi, geleneksel edebiyatımızın anlatım tekniklerini -hiç ayırtına varmayarak, yorulmaksızın- kavrıyorduk.
Sonraları Hüseyin Rahmi’yi farklı bir konumda gördüm. Şöyle: Toplumsal hayatı edebiyata aktarmak isteyen, geniş perspektifli romancılar, o toplumsal hayatla bağdaşık bir anlatımı, özgün ama toplumun yaygın dilinden örülmüş bir anlatımı gereksiniyorlar.
Hüseyin Rahmi, Karagöz’den, ortaoyunundan, meddahtan mı yararlanıyordu; yoksa, bütün bunların, var olduğu toplumu açıklayabilecek dil, anlatım araçları olduğunu mu düşünüyordu? İkincisini düşündüğünü sanıyorum. Gözlemlediği toplumsal hayattan çıkmaydı Karagöz, meddah hikâyesi… Fars ama Karagöz havasında, vodvil ama ortaoyunu tutumuyla…
Hüseyin Rahmi Heybeliada’dan İstanbul’a çok az inermiş. İndiğinde, Hilmi Kitabevi’ne uğrayıp pencere önünde oturur, sokağı seyreder, sonra yine adasına dönermiş. Bütün o gürültülü patırtılı roman başlangıçları, giriş bölümleri, ’sokak’tan, sokağın birtakım esinlendirişlerinden. Romancı, yaşadığı ortama dikkatle bakıyor ve ancak sivri dille, gılsız gışsız anlatımla hicvetmeyi gereksiniyor. İncesini, oyuncaklısını, bu sokağı anlatmak için uygun bulmuyor.
Hüseyin Rahmi’nin “halk romancısı” nitemiyle anılması da tartışmaya açık. Denebilir ki, halkın yaşama biçimine, yaşam koşullarına, özellikle yoksulluğa itiraz ediyor. Halkı popülistçe savunduğu söylenebilir mi? Ne eskinin artığında, ne yeninin özentisinde savunulabilecek değerler görmüş. Değersizlik karşısında isyankâr manifestolar kaleme aldığı bile ileri sürülebilir.
Şunu vurgulamak istiyorum galiba: Hüseyin Rahmi ortaoyunundan, meddah hikâyesinden, bize özgü groteskten -ve belki, örgü kopukluğundan- toplumun genel çehresini alımlıyordu. Karagöz’ün konuşması sokakta ve siyasette bugün devam etmiyor mu?
Şıpsevdi’nin kahramanı en ince hayallerle dolup taşarken, ikide birde, somut hayatın kaba gerçekliğiyle yüz yüze gelir. Sofra başında nasıl oturulup nasıl kalkacağı anlatılırken, inanılmaz bir oburluk, açgözlülük, mide bulandırıcı bir iştihayla yüz yüze gelecektir. İnce ve duygun her şey batkıya uğrar. Fakat daha önemlisi, Şıpsevdi’nin alafranga kahramanı ince hayallerinde içten değildir. Hepsi edinilmiş, özümsenmemiş taleplerdir.
Aradan geçen bunca zaman Hüseyin Rahmi’yi ve eserini yalancı çıkarmadı. Onun romanı, bugünü aydınlatmaya devam ediyor. Şaşırtıcı bir genç kalış. Âdeta, zamana meydan okuyuş.
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=552460