Sanat Haberleri Ajansı (SaHA)

www.sanatajansi.com Test Yayını

18 Jun 2007 için Arşiv

‘Kaçak’çıların futbolu

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

KAÇAK Yayın Dergisi haziran sayısında, Aslan Özdemir ve Erkan Doğanay’ın hazırladığı ‘Futbol ve Edebiyat’ konusu, geniş bir dosya olarak ele alınıyor. Dergide yazıları ile Oktay Taftalı, Metin Kaçan, Adnan Özer, Cezmi Ersöz, Haşine Şen, Coşkun Çelik, Cemal Dindar, Vedat Özdemiroğlu, Küçük İskender, Kürşat Oğuz, Necati Güngör, Nazlı Yalçın, Nevzat Çelik, Salih Bolat, Mert Aydın, Nihat Genç, Metin Yeğin gibi isimlerin Futbol ve Edebiyat dosyasını destekleyen yazıları yer alıyor. “Dosya kapsamında; Fenerbahçe’den FenerbahCHE, Galatasaray’dan AslanpenCHEsi, Beşiktaş’tan KartalpenC-HEsi ve Trabzonspor’dan KemenCHE gibi çoğunlukla genç taraftarların oluşturduğu gruplara ulaşmaya çalıştık. Fakat gördük ki; bu grupları tribünlerde barındırmak istemeyen yönetim ve bunlara karşı olan taraftar kitleleri, bu alternatif grupların konuşmalarını bile engelleyecek boyutlara vardırmışlar işi” diyor Doğanay ve Özdemir. Birgün

http://www.birgun.net/bolum-70-haber-43336.html#haber_basi

Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | Yorumlar Kapalı

Polisiyeden tarihe iki kitap

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

İngiliz yazar Mark Gatiss’in ‘Vezüv Kulübü’, Artemis Yayınları’ndan çıktı. ‘Vezüv Kulübü’nün içinde yer aldığı Lucifer Box roman serisi, kendi ‘kolik’lerini yaratıyor. Bu sivri dilli, sıradışı, ukala adamdan bir kült kahraman yaratılıyor. Majestelerinin bir numaralı gizli ajanı Lucifer Box, James Bond ve Sherlock Holmes’dan birer doz almış gibi. Lucifer’in yakışıklı bir yüzü ve onu tüm konsomatrislerin karşılaşmak istediği türden bir misafire dönüştüren sivri uçlu kılıç misali bir zekası var. Lucifer’in ikili bir hayat sürdüğünü çok az insan biliyor. O, nerede akşam orada sabah yaşayan, sefa düşkünü bir ressam. Ama aynı zamanda Saygıdeğer Majesteleri’nin de bir numaralı ajanı. Kendini hem kraliyet şaşaası içinde evinde hissediyor, hem de aşağılık heriflerin kepaze dünyasında. Britanya’nın en mühim bilim insanları teker teker ölmeye başladığında, ‘ülkesi için’ çalışabilecek tek bir adam var: Lucifer Box… Edward dönemi portre ressamı, biseksüel, cinsi doyumsuz, son derece hoş bir adamla gizli ajan ve monarşi için çalışan bir suikastçının karması olan Lucifer Box, en az iki macerasıyla daha poliseyeseverlerin karşısına çıkacak. İngiltere’nin çok ses getiren yapımlarından biri olan ve çok sayıda ödül kazanan ‘The League of Gentlemen’in önemli adamlarından biri olan Mark Gatiss, The Guardian, Radio 4 ve Doctor Who için yazdığı ‘The League’den de tanınıyor. ‘Vezüv Kulübü’nün BBC için televizyona uyarlanmasına da çalışılıyor.

Gardner’ın lahiti

Kitapları yayımlandığı ülkelerde büyük ilgiyle karşılanan Tarih Araştırmacısı Laurence Gardner’ın yayımlanacak altı kitabından ilki olan ‘Kutsal Ahit Sandığının Kayıp Sırları’, Alfa Yayınevi’nce Türkçe’de yayımlandı. İçinde Tanrı’nın Musa’ya verdiği ‘On Emir’den bazıları ve insanlık için önemli mesajlar bulunduğu düşünülen sandığın hala bilinmeyen sırları, kutsal sandığı kimler sakladığı ve sonrasında nasıl kaybolduğunun cevapları aranıyor. Kitapta cevabı aranan bazı soru ve sorunlar da şunlar: Hz. İsa’nın soyu devam ediyor mu? Mısır firavunlarının esrarengiz mezarlarından modern bilim laboratuvarlarına taşınan gizemli ‘Beyaz Toz’un esrarı nedir? Mısırlıların ‘mfkzt’ dedikleri ‘Beyaz Toz’un sırrı neydi? Firavunların hem yaşam iksiri olabilen, hem de ölümden sonra dünyaya geri getirileceklerinin anahtarı olarak düşünülen tozun akıl almaz dönüşümü nasıl? Yaşama geri dönmede bu kadar etkili olduğu düşünülen tozun kansere çare olabileceğini iddia eden yazar Gardner, kanser tedavisi için kullamına neden izin verilmediğini de açıklıyor. Antik çağlarda kullanılan yerçekimine meydan okuma ve ışınlama teknikleriyle kayıp sırlar hakkındaki inanılmaz açıklamalarla geleceği şekillendirecek ‘kutsal ahit sandığı’, Mısır firavunlarının mezarlarından çıkıp modern bilim laboratuvarlarına geçerek gün ışığına çıkartılıyor. Laurence Gardner’in Alfa Yayınevi’nden çıkacak diğer kitapları: ‘The Shadow of Solomon’, ‘Bloodline of the Holy Grail’, ‘The Magdalene Legacy’, ‘Genesis of the Grail Kings’, ‘Realm of the Ring Lords.’ Gardner, İskoçya’da bulunan Antikacılar Derneği üyesi ve aynı zamanda uluslararası ün kazanmış bir soyağacı uzmanı. Tarih konferansçısı da olan yazar Gardner, aynı zamanda St. Anthony Tapınak Şövalyesi ve resmi Stuart Kraliyet Tarihçisi. 33. dereceden mason olan yazarın, 1997 yılında ‘Bloodline of the Holy Grail’ adlı kitabı Daily Mail Ggazetesi’nde yazı dizisi olarak yayımlandı ve o bu diziyle ‘En İyi İngiliz Yazar Ödülü’nü kazandı.

http://www.ozgurgundem.net/haber.asp?haberid=37131

Yazı kategorisi: Kitap | Yorumlar Kapalı

Magosa Festivali’ne Wax Poetic’li açılış

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Kıbrıs’ta kültür sanat dünyasının nabzını tutan ve sanatseverleri dünyaca ünlü müzisyenler ile buluşturan ‘Uluslararası Magusa Kültür ve Sanat Festivali’ 21 Haziran’da başlıyor.


Kıbrıs’ta kültür sanat dünyasının nabzını tutan ve sanatseverleri dünyaca ünlü müzisyenler ile buluşturan ‘Uluslararası Magusa Kültür ve Sanat Festivali’ 21 Haziran’da başlıyor. Magusa Belediyesi tarafından düzenlenen ‘Uluslarası Magusa Kültür ve Sanat Festivali’ 21 Haziran’da Namık Kemal Meydanı’nda başlıyor. Festivalin açılışı Nil Karaibrahimgil ile Wax Poetic grubunun seslendireceği şarkılarla yapılacak. Bu yıl 11’incisi düzenlenen festivale, yerel ve ulusal çapta onlarca ünlü sanatçı katılacak. 7 dev konserin yer aldığı festival etkinlikleri, 12 Temmuz’da Salamis Antik Tiyatrosu’nda, MFÖ konseri ile son bulacak. Geçtiğimiz senelerde katılımın çok fazla olduğu festivale bu yıl Türkiye’den yüksek bir katılım bekleniyor.
Konserler
Son 11 yıl içinde Nilüfer, Candan Erçetin, Sertab Erener, Zülfü Livaneli, Timur Selçuk, Yıldız İbrahimova, Bülent Ortaçgil, Özdemir Erdoğan, Burhan Öcal, Leman Sam, Teoman, Okay Temiz, Kardeş Türküler, Laço Tayfa, Ezginin Günlüğü Türk sanatçıları ile Cesaria Evora, Monica Molina, Goran Bregovic, Vicente Amigo, Weather Girls,Tango’nun Divası Amelita Baltar, Roby Lakatos, Los Paraguayos, Aswad, Paco Pena ve grubu, Bolsoy Balesi, Giora Feidman, Viktorio Tolstoy, Third World gibi dünyaca ünlü isimleri ağırlayan festivalin bu yıl ki programında Compania Aıda Gomez ‘Carmen’ konseri, Martin Lubenov Orkestrası,:Boney M feat Liz Mitchell, Funda Arar, Ennio Morricone Tribute by Nino Rota Ensemble yer alıyor.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=11963

Yazı kategorisi: Festival, Müzik | Yorumlar Kapalı

Bodrum Film Festivali başladı

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Bodrum Film Festivali’nde yönetmen Erksan’a “sinemada ölümsüzlük onur ödülü verildi
Bodrum Belediyesi öncülüğünde düzenlenen 4. Uluslararası Bodrum Film Festivali, Bodrum Kalesi’nde yapılan açılış töreniyle başladı. Festivalin açılış töreninde konuşan yönetmen Ezel Akay, 1974 yılında Türkiye’nin nüfusunun yaklaşık 50 milyon olduğunu ifade ederek, “O yıl Türkiye’de 250 milyon sinema bileti satılmış. Yani herkes ortalama 5 kez sinemaya gitmiş. 2006’da Türkiye’nin nüfusu 80 milyona ulaştı, ancak satılan bilet sayısı 35 milyon. Yani Türk halkı, 2 senede bir ancak sinemaya gidebilmiş” dedi.
‘İnanılmaz bir çeşitlilik var’
2005-2006 yılları arasında 19 Türk filminin gişeye çıktığını belirten Akay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu 19 film, aynı yıl Türkiye’de gösterime giren 250 sinema filmi arasında gişenin yüzde 52’sini aldı. 2006-2007 arasında ise 52 Türk filmi yapıldı. Bunlar, bir önceki yıl yapılan filmler kadar başarılı olamadı ama inanılmaz bir çeşitlilik doğdu. Ayrıca bu filmler arasında 8-10 tanesi çok çok iyi film diyebileceğimiz yapımlar. 2006’da 5 kez sinemaya gidilebilseydi 400 milyon bilet satılmış olacaktı. Potansiyelimiz, 35 milyon ile 400 milyon arasında. Bu ülkenin bir sinema seyretme geleneği var. Çok büyük bir hareketin başındayız.”
Metin Erksan’a ödül
Sinema sanatına katkılarından dolayı yönetmen Metin Erksan’a verilen “sinemada ölümsüzlük onur ödülü” Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkan tarafından, Erksan’ın sağlık sorunları nedeniyle törene katılamaması nedeniyle, İstanbul
Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fuat Gezgin’e sunuldu. Uluslararası İstanbul Film Festivali eski yönetmeni Hülya Uçansu, “Onur Ödülü”, Beyrut DC yöneticisi Hania Moure “Heredot Barış Ödülü” ve Portekizli yönetmen Sofia Trincao da “Halikarnas Balıkçısı Çevre Ödülü” aldı. Törende, “Oojami” grubu da bir konser verdi.
Ceylan “retrospektif” i 21 Haziran’da sona erecek festivalin “retrospektif” bölümünde bu yıl Nuri Bilge Ceylan yer alacak ve bu kapsamda sanatçının “Koza”, “Kasaba”, “Mayıs Sıkıntısı”, “Uzak” ve “İklimler” adlı filmleri gösterilecek. Festivalde, son dönem Türk sinemasının önemli örnekleri “Anneciğim Türkler Geliyor” başlığıyla sunulacak. Küresel felaketlere dikkati çekmek amacıyla “Sırada Ne Var?” sloganıyla hazırlanan “Belgesel Panorama” bölümünde ise “Chicken Elections”, “Source”, “Before Flying Back to Earth” gibi yabancı belgesellerin yanı sıra bazı yerli belgeseller de gösterilecek.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=11960

Yazı kategorisi: Festival, Sinema | Yorumlar Kapalı

Çıkarın beni bu dışarıdan?

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Üç aylık hapishane ve edebiyat dergisi mahsusmahal’in üçüncü yaz sayısı bayilerde.
Üç aylık hapishane ve edebiyat dergisi mahsusmahal’in üçüncü yaz sayısı bayilerde. Derginin bu sayısının ismini Şehmus Ay’ın “Çıkarın Beni Bu Dışarıdan” yazısı veriyor. “İçeri” nerede başlar? “Dışarı” tam olarak neresi?” sorularını yönelten yazı, cezaevinden çıkanların dışarıda karşılaştığı zorlukları anlatıyor.
Nevzat Çelik röportajı
Mehmet Taşdemir’in “umutlarını tüketmeyenler yüzleşmeye cesaret edebilir ancak” dediği “Hayalin Dokunduğu Gerçek”, Sezai Sarıoğlu’nun “Bir Çay Daha İçseydin”, Yalçın Hafçı’nın “Hapishane ve Yalnızlık”, Ahmet Akün’ün “İçsel Yalnızlık”, Muhsin Kızılkaya’nın “Benim Hapishanelerim”, Mehmet Göcekli’nin “Hepimiz Yunus Balığıyız”, Şükrü Erbaş’ın “Hatıralar Kuşlar Gibi”, Mahmut Temizyürek’in “Şarkısı Tükenmemişlere”, Ruşen Özkan’ın “Kadın ve Eşit”, Özlem N. Yılmaz’ın “Virginia Woolf”, Şanar Yurdatapan’ın “Dubleks Daireler”, Mehmet Zengül’ün “Dilekçe” isimli yazıları yer alıyor.
Dergide ayrıca, Sabri Kuşkonmaz’ın, Burak Kayaoğlu’nun, Şadiye Manap’ın, Ahmet Akgün’ün, Rojbin Perişan’ın, Enver Özkartal’ın şiirleri, Nevzat Çelik’in söyleşisi yer alıyor.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=11959

Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | Yorumlar Kapalı

ÇATALHÖYÜK KAZISI 15. YILINDA

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

İngiliz arkeolog Profesör Ian Hodder başkanlığında 1993 yılından bu yana süren, insanoğlunun dünyadaki ilk yerleşim yerleri arasında bulunan 9 bin yıllık Çatalhöyük’deki kazılara, çarşamba günü başlayacak çalışmayla devam edilecek.

aa.com.tr

Yazı kategorisi: Antropoloji, Arkeoloji | Yorumlar Kapalı

AA’DA ÇAĞDAŞ HEYKELTIRAŞLAR SERGİSİ

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Çağdaş Heykeltıraşlar Derneğinin karma sergisi, Anadolu Ajansı Sanat Galerisinde açıldı. Mete Demirbaş, Ece Akay, Necla Alataş, Ali Asgar Çakmakçı, Serkan Demir, Gönül Demirhal, Erdal Duman, Fırat Engin, Meryem Alçın İçöz, Selvi İlhan, Alaattin Kirazcı, Selda Demirel Özügül ve Burçin Yücedal’ın eserleri ay sonuna kadar galeride sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

http://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/23/

Yazı kategorisi: Heykel | Yorumlar Kapalı

Tarihi Ayaş evleri hayata döndürülüyor

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Ayaş Kaymakamı Nihat Karabiber, Ankara’nın Ayaş ilçesindeki geçmişi 1071′e kadar dayanan tarihi dokunun korunması ve yaşatılması projesi kapsamında, 74 adet tarihi evin sokak sağlıklaştırmasının tamamlandığını bildirdi.

Tarihi, Malazgirt Savaşı’na kadar dayanan ve özgün mimari dokusuyla dikkati çeken tarihi Ayaş evleri, yeniden hayata döndürülüyor. Ayaş Kaymakamı Nihat Karabiber, Ankara’nın Ayaş ilçesindeki tarihidokunun korunması ve yaşatılması projesi kapsamında, 74 adet tarihi evin sokak sağlıklaştırmasının tamamlandığını bildirdi. Karabiber, yaptığı açıklamada, tarihi 1071′e kadar dayananAyaş’ın, Türklerin Anadolu’ya ilk yerleştiği bölgelerden biri olduğunubelirterek, “Burada yaklaşık 400 kadar korunmaya değer, Anadolumimarisi özelliklerini taşıyan evimiz var” dedi. Kültür Bakanlığı ve Devlet Bakanlığı ile yaptıkları ortak çalışmayla,Ayaş’taki tarihi dokunun korunması ve yaşatılması projesi kapsamında,ilk etapta 74 adet tarihi evin sokak sağlıklaştırmasının (evlerin dışcephesinin onarılıp, boyanması, sokakların yenilenmesi)gerçekleştirildiğini söyleyen Karabiber, bu projeye Kültür ve TurizmBakanı Atilla Koç ile Devlet Bakanı Beşir Atalay’ın çok büyük desteksağladıklarını söyledi. Karabiber, projenin devamında ilk etapta Kültür ve Turizm Bakanlığınaait 3 tarihi konağın bu yıl içerisinde restorasyonunun gerçekleştirilipturizmin hizmetine sunulacağını, 100 kadar evin de yine sokaksağlıklaştırma kapsamında değerlendirileceğini bildirdi. Proje kapsamında temel amaçlarının, Bakanlıkça “Tarihi İpekyoluDestinasyonu Projesi” kapsamında tespit edilen,Ayaş-Beypazarı-Nallıhan-Mudurnu-Taraklı güzergahında ilk uğrak yeri olanAyaş’ı turizm merkezi haline dönüştürmek olduğunu belirten NihatKarabiber, şunları kaydetti:”Ayaş’ın bir avantajı daha var. Ayaş, tarihi kaplıca turizmi olarak daAnadolu’da bilinen bir merkez. Bu kültürel mirası, sağlık turizmiylebirleştirip Ayaş’ı bir cazibe merkezi haline getirmeye çalışıyoruz. Çalışmalarımız, bu kapsamda yoğun olarak devam ediyor. “

ÇEKÜL DE DESTEK VERİYOR

ÇEKÜL’ün, söz konusu projenin başlangıcından bu yana devamlı yanlarındaolduğunu ifade eden Karabiber, “Çok büyük maddi ve manevi desteklerinialdık. Özellikle projelendirme ve tespit çalışmalarında yanımızdaoldular. Onlarla beraber uzun yıllardır çalışıyoruz, beraber çalışmaktanbüyük mutluluk duyduk” dedi. ÇEKÜL Vakfı Ankara Temsilcisi Faruk Soydemir de vakıflarının,Türkiye’deki kültürel mirasın korunması, gelecek kuşaklara aktarılmasıve ortaya çıkarılması yönünde çalışmalar yaptığını ifade ederek, “Ayaşevlerinin özgün yapısının ortaya çıkarılması yönünde ÇEKÜL Vakfı AnkaraTemsilciliği olarak katkı koyduk” dedi. Katkılarının, proje ve danışmanlık desteği şeklinde gerçekleştiğinibelirten Soydemir, “Aslında amacımız, sadece Ayaş’a değil, Ankara’nınbelirli bölgelerine katkı sağlamak” diye konuştu. Soydemir, Ayaş’takievlerin genel özellikleri hakkında şunları söyledi:”Buradaki evler, genellikle 2 katlı oluyor. Üst katları ve zeminkatları yaşam mekanı oluyor, ancak bazı evlerde zemin katlar, ahırolarak kullanılmış. Pencereler, genelde giyotin pencere şeklinde, ölçekler ise 1′e 1 veya1′e 2. Evlerin özgün renkleri krem ve beyaz ama bazı örneklerde kırmızı,mavi ve yeşil renklerinin de kullanıldığını görüyoruz. Bir özelliği debazı evlerde topraktan yapılan seramik tuğla özelliklerini de içerenmalzemenin kullanılması. Bazı evlerde o malzemeler bugüne kadartaşınmış.

http://www.yenisafak.com.tr/yurthaberler/?t=18.06.2007&c=30&i=51017

Yazı kategorisi: Mimarlık, Sanat Tarihi | Yorumlar Kapalı

Berceste’den Bekir Sıtkı Erdoğan sayısı

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

 
Kayseri’de yayınlanan Berceste dergisi Bekir Sıtkı Erdoğan dosyası ile okurlarının karşısına çıktı.

‘Hancı’ şairinin 81. yaşında hazırlanan dosyasında Ümit Fehmi Sorgunlu, Mustafa Miyasoğlu, İsa Kocakaplan, Abdullah Satoğlu, Rıfat Araz, Vedat Ali Tok, Hüseyin Türkmen, İsmail Adil Şahin ve Ümit Zeynep Kayabaş yazılarıyla, Ahmet Tevfik Ozan da Erdoğan için yazdığı şiirle yer alıyor. Dergiye ayrıca A.Vahap Akbaş, Emre Miyasoğlu, Melike Metiner, Fatih Ordu, İbrahim Şahin ve Senem Gezeroğlu, Bekir Oğuzbaşaran, Nurullah Genç, Sergül Vural ve Kemal A.Şen de yazı ve şiirleriyle katkıda bulunmuş. (0 352 222 95 60)

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=552769

Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | Yorumlar Kapalı

Okuma sevdasının kırk sureti

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Tophane Tütün Deposu, fotoğrafçı Gülnur Güner’in ‘40 Fotoğraf 40 Hikâye’ adlı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. Uluslararası Fotoğraf Festivali (ULİSfotoFEST) kapsamında açılan sergi sanatçının, İstanbul’un Bağcılar ilçesinde yetişkinlere yönelik uygulanan ‘Okuma Yazma Kursları’ kapsamında ortaya çıkan bir çalışması.

Güner, okuma-yazma seferberliğinde saha öğretmeni olarak çalışırken aynı zamanda Fotoğraf Vakfı’nın Belgesel Fotoğraf Atölyesi’nde ‘40 Fotoğraf 40 Hikâye: Hem Okudum Hem de Yazdım’ projesini de gerçekleştirmiş. Sanatçı, çalışması hakkında şunları söylüyor: “Bu projede yaşam okulundan aldıkları dersten yapabildikleri çıkarımlar kılavuzluğunda hayatlarını sürdüren, kimi çocuk, kimi genç, kimi de yaşlı 40 kişinin hikâyesini, 40 panoda anlatmaya çalışıyorum. Zamanında neden okula gidemediler, şimdi nasıl yaşıyorlar türünden sorularla şekillenen projede, bazılarının hikâyesi dramatik hatta trajik boyutlarda olmakla beraber okul göremedikleri için ilim sahibi olamamış; fakat genelde irfan sahibi bu insanlarla; tanışma ve karşılaşma fırsatı vermesi bakımından benim için çok özel bir yere sahip.” Sergi 4 Temmuz’a kadar gezilebilir. (0212 243 71 87)

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=552767

Yazı kategorisi: Fotoğraf | Yorumlar Kapalı

Gezmediği sergi, dinlemediği konser kalmadı

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

 
Gözü hep saatte. Vakit ikindiye dönünce duramıyor yerinde. Kendini, durgun bir suya benzettiği evden dışarı atmak istiyor bir an önce. Takım elbisesini giyip, kravat ve fötr şapkasını takarak başlıyor mesaiye.
Erol Ertemsir, İKSV’nin düzenlediği ve bu yıl 35. yaşını kutlayan İstanbul Müzik Festivali’nin hiçbir konserini kaçırmıyor.
 

73 yaşındaki Erol Ertemsir’in işi, sanat etkinliklerinin takibi. Kar kış, yağmur çamur demeden düşüyor yola. Yılda 300 konser, 100 film, 50 tiyatro, 20 opera izleyip 1.000′e yakın sergi geziyor. Gece yarısına dek süren gezmelerinden eşi şikâyetçi olsa da, “Ne yapayım; iki gün üst üste konsere gitmesem kendimi sudan çıkmış balık gibi hissediyorum.” diyor.

Ertemsir, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu bir banka emeklisi. Emekli olduğu 1994 yılından beri de sıkı bir sanat takipçisi. Onunla buluşmak, bir bankanın genel müdürüyle görüşmekten daha zor. Her telefonda küçük, bordo kaplı bir defter giriyor araya. “Yarın olmaz, Tiyatro Boyalı Kuş’un ‘Çernobil’den Sesler’ oyununa gideceğim. Sonraki gün İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın kapanış konseri var. Pazar mümkün değil, Aya İrini’de Suat Arıkan’ın 25. yıl gala konseri…” Konuşmalar böyle uzayıp giderken evin su tesisatında çıkan bir sorun yetişiyor imdada. Birilerinin ustanın başında durması gerekiyor ne de olsa. O kişi de evin tüm işlerine koşan 34 yıllık eşi Gönül Hanım olmayacak bu defa.

Bir haftanın sonunda Cihangir Susam Sokak’taki evinde buluşuyoruz Erol Bey’le. Merak ettiğimiz, 73 yaşındaki bir ‘dede’nin nasıl olup da bunca sanat etkinliğini dur durak bilmeden izlediği… Bu, ilk ve son ‘dede’ hitabı, zira Erol Bey henüz torun sahibi olmadığı gibi, hiç de yaşlı hissetmiyor kendini. Sanat sevgisinin onun ağzından açıklamasına gelince: “Yaşam tarzım bu benim. Öğrenciliğimden beri böyleyim. Gerçi emeklilikten sonra daha çok vakit ayırır oldum ya… Ne bileyim, bir gün konsere gitmesem nefessiz kalıyorum işte.”

Erol Bey’in klasik müzikle başlayarak dallanıp budaklanan sanat sevdasının diplerinde Freud’vari gizler yok. Klasik müzik tutkusu çocuklukta, taa ilkokul çağında başlamış; ama sanatın çok önemsendiği bir aristokrat evi değilmiş büyüdüğü. Babasının kemanı, annesinin udu arada sırada tıngırdasa da onun müzikle hemdemliği radyo sayesinde. Üniversite yıllarındaki sanat takibi, işe başlayıp eli para tutunca ilerleyerek bugünlere gelmiş. “Banka beni bir haftalığına İzmir’e ya da Ankara’ya gönderirdi. Gider gitmez o akşamki programımı yapardım önce. İş arkadaşlarım çok şaşırırdı.” diyen Ertemsir, hangi ülkeye, hangi şehre giderse gitsin sanat etkinliklerini araştırıyor ilkin. Çoğu seyahatini de konser ve opera izlemek için yapıyor artık. Antalya Aspendos bir tarafa, Milano La Scala, Viyana Devlet, Prag Devlet Operası ve Amsterdam Kraliyet Orkestrası’nı görmek de nasip olmuş ona.

Günde 5 konsere gittiği oluyor

“Peki ya masraflar?” dediğimizde “Gülü seven dikenine katlanır.” diye paylıyor bizi: “Sergiler ücretsiz, tiyatro ve sinema pahalı değil. AKM ve CRR’deki konserler de ucuz. Ayda 200 YTL yetiyor da artıyor bile.” Bu yılki müzik festivalinde kendine 20, eşine de 6 bilet alarak yaklaşık bin YTL harcamış Erol Bey; ama İKSV Lale üyesi olduğundan epey ucuza getirmiş sayıyor o kendini.

Bir eve ilk misafir olunduğunda eski fotoğraflara bakmak âdettendir. Geleneği bozmadık. Düğün, nişan ve hatta sünnet fotoğrafları beklerken, gelmiş geçmiş pek çok opera sanatçısı, piyanist ve orkestra şefinin imzalı fotoğraflarıyla karşılaşıp şaşırdık. Arturo Toscanini’den Giovanni Martinelli’ye, Herbert Von Karajan’dan Leyla Gencer’e iki koca albüm dolusu imzalı fotoğraf, her biri ‘Erol Ertemsir’ adına üstelik.

Tatillerini sanat bakımından ölü sayılan ağustos ayına denk getirmeye çalışan Ertemsir’in her yıl 15-20 gün süren molalarını saymazsak konsersiz günü yok. Kimi zaman günde 5 konsere gittiği bile oluyor. Sabah 11.00, öğleden sonra 14.00, akşamüzeri 17.00 ve 19.00, akşam 21.00… Böyle zamanlarda bir konserden çıkıp diğerine koşuyor; aç, susuz. Gerçi bedeni alışkın bu duruma. Kahvaltıdan sonraki tek öğünü, gece yarısı eve döndüğünde plak ve CD’leri eşliğinde yediği akşam yemeği. Eşiyle de konserde, Devlet Senfoni Orkestrası konserinde tanışmış. “Hanım da meraklıdır; ama bana ayak uyduramıyor. Evin sorumlulukları var tabii.” diyen Ertemsir, şikâyetleri şikâyet etmekten de durmuyor geri: “Eşim bir yandan, kızım bir yandan her gün söyleniyor. Yok evi otel olarak kullanıyormuşum da, yok evin her tarafı katalog olmuş da…” ‘Hanım kaprisleri’ni ve yüksek tansiyonu saymazsak Erol Bey’in tek derdi AKM’nin geleceği. Çok daha güzeli elbette tercihi; ama yeni bir bina yapılmasının 8-10 sene sürmesinden korkuyor ve yetkililere sesleniyor: “İstanbul bu kadar sene operasız mı kalacak? Ne yapacağız biz?”

Jülide Karahan

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=552766

 

Yazı kategorisi: Kategori üstü | Yorumlar Kapalı

Kervansaray’da sanat

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

 
1946′da yapılan Büyükçekmece Kervansarayı yıllarca birçok gezgine ev sahipliği yaptıktan sonra şimdi sanat için kapılarını aralıyor. Beykent Üniversitesi öğretim üyeleri önderliğinde 25 Haziran’a kadar açık kalacak sergide pek çok sanat disiplininden eser yer alıyor.

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=552770

Yazı kategorisi: Fotoğraf, Grafik, Heykel, Modern Sanatlar, Resim | Yorumlar Kapalı

İspanya’da sinemalar greve gitti

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

MADRİD – İspanyol sinemalarının yüzde 90’ını kontrol eden FECE, hükümetin yeni yasayı hazırlarken sektörün taleplerini hiç dikkate almadığını savunarak, tepkilerini göstermek için bugün sinemaların kapalı tutulacağını açıkladı.

FECE Başkanı Rafael Alvero, “Sinema salonlarının yeni yasanın dışında bırakılmaması için siyasilere bir çağrı yapıyoruz. Yeni yasa eğer bu haliyle onaylanırsa sadece film yapımcılarının işine yarar” dedi.

Sektörün esas sorununun, yabancı film kotalarının kaldırılması, haksız rekabetin kurallara bağlanması ve kopya filmlerle etkili mücadele olduğunu kaydeden Alvero, sinemalarda İspanyol filmlerinin gösterimini zorunlu kılmanın sinemacıları çok zor durumda bıraktığını ifade etti.

Yeni yasaya göre, sinemalarda İspanyol filmlerinin gösterimi zorunlu hale getirilip, belli bir kota konulurken, sinemacılar İspanyolların sadece yüzde 5’inin sinemada İspanyol filmi izlediğini belirtiyor.

FECE, bugün yapılacak grevde sinemaların toplam kaybının 1 milyon Euro olacağını bildirdi.

http://www.ntvmsnbc.com/news/411458.asp

Yazı kategorisi: Sinema | Yorumlar Kapalı

Altın Portakal, 19 Ekim’de başlayacak

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

44. Antalya Altın Portakal Film Festivali, 3. Uluslararası Avrasya Film Festivali ve Avrasya Film Market’in bir arada düzenlendiği Uluslararası Antalya Film Festivali, 19-28 Ekim 2007 tarihleri arasında yapılacak.

Antalya Kültür Sanat Vakfından (AKSAV) yapılan yazılı açıklamada, Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı (TÜRSAK) ve AKSAV işbirliğiyle düzenlenen Uluslararası Antalya Film Festivali’nin, 19-28 Ekim arasında yapılacağı bildirildi. Açıklamada, 44. Antalya Altın Portakal Film Festivali, 3. Uluslararası Avrasya Film Festivali ve Avrasya Film Market’in bir arada yapıldığı festivalle ilgili 20 Haziranda basın toplantısı düzenleneceği ifade edildi.

Basın toplantısında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, Festival Başkanı Engin Yiğitgil ve festivalin ana sponsoru Real Hipermarketler Zinciri Genel Müdürü Ulf Groth’un, festival ve 60. Cannes Film Festivali sırasında yapılan tanıtım çalışmalarıyla ilgili bilgi verecekleri kaydedildi.

43. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne, dünya sinemasının önemli isimleri arasında bulunan Oscar ödüllü yönetmenler Taylor Hackford ile Norman Jewison, Oscar ödüllü oyuncular Helen Mirren ile Faye Dunaway katılmıştı.

http://www.ntvmsnbc.com/news/411488.asp

Yazı kategorisi: Festival, Sinema | Yorumlar Kapalı

Bertolucci’ye Venedik Film Festivali onur ödülü

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Film festivalini de kapsayan Venedik bienalinin başkanı David Croff, Bertolucci’nin, kişisel esinine kozmopolit boyut kazandırma cesaretine sahip büyük bir İtalyan film yapımcısı olduğunu söyledi.

Aslında 75. yılını kutlaması gereken ancak savaş ve diğer nedenler yüzünden her yıl yapılamadığı için bu yıl 64. kez düzenlenecek Venedik Film Festivali, 29 ağustosta başlayacak. Bertolucci ise ödülünü 8 eylüldeki kapanış töreninde alacak.

“Paris’te Son Tango”, “1900” gibi unutulmaz filmlere imza atan 67 yaşındaki Bertolucci’nin 1987 yapımı “Son İmparator” filmi, en iyi yönetmen dahil 9 dalda Oscar almıştı.

http://www.ntvmsnbc.com/news/411497.asp

Yazı kategorisi: Sinema | Yorumlar Kapalı

Cezaevinde komedi

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Senaryo Yazarları Derneği’nin Bayrampaşa ve Paşakapısı tutukevlerinde başlattığı “Hayal Kurmak Serbest Film Öyküsü Atölyesi”nde tutukluların yazdığı öykülerden ilki, film oluyor. Ünlü senarist Birol Güven’in öğrencilerinin yazdığı “Ben Fazla Kalmayacağım”, tümüyle cezaevinde geçen bir komedi.

STARLAR DESTEKLİYOR MAHKUMLAR ÇEKİYOR
“Ben Fazla Kalmayacağım” filminin senaryosunu yazan tutuklu ve hükümlüler, oyunculuğun yanısıra filmin müziğini de kendileri yapacak. Filmin ana karakterini Avrupa Yakası dizisinden tanıdığımız Vural Çelik (Kubi) oynayacak. Hikayenin cezaevi dışında geçen bölümlerinde Türkiye’nin ünlü isimleri de yer alıyor.

Atölye çalışmaları SENDER Senaryo İstanbul Atölyesi eğitmenlerince gerçekleştirildi. Bayrampaşa ve Paşakapısı tutukevlerinde 2006 Haziran ayından başlayarak Neşe Şen, Gaye Boralıoğlu, Birol Güven, Haluk Ünal, Hüseyin Kuzu, Safa Önal, Macit Koper, Levent Kazak 3 ay boyunca seminerler verdiler. Daha sonra Gaye Boralıoğlu, Neşe Şen, Birol Güven, Haluk Ünal, Hüseyin Kuzu’nun yönlendiriciliğinde, 15 kişilik atölyelere bölünen 80 tutuklu, toplam 15 film hikâyesi yazdı. Birol Güven atölyesi öğrencilerinin yazdığı “Ben Fazla Kalmayacağım” bu 15 hikâyeden biri. Hikâyenin diğerlerinden farkı tümüyle cezaevinde geçen bir komedi olması.

“Ben Fazla Kalmayacağım” filmininin oyuncu, senarist ve müzisyenleri Çarşamba günü saat 11.00’de Bayrampaşa Tutukevi Sinema Salonu’nda düzenleyecekleri basın toplantısında bir araya gelecek.

Yazı kategorisi: Sinema | Yorumlar Kapalı

Tablo Hırsızlarına 9 Yıl Hapis

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Norveçli ressam Edvard Munch‘ün “Çığlık” ve ”Madonna” adlı tablolarının çalınmasına karışan 3 kişiye 5 ila 9 yıl hapis cezaları verildi.Oslo İstinaf Mahkemesi, Petter Tharaldsen’i 9,5, Björn Hön’ü 9, Petter Rosenvinge’yi ise 5 yıl hapse mahkum etti. Tharaldsen’in cezasına, karıştığı başka bir soygunun cezası da eklendi.

Mahkeme, sanıkların Oslo Belediye Başkanlığına toplam 195 bin avro tazminat ödemesini de kararlaştırdı.

Ressamın paha biçilemeyen ünlü tabloları, 2004 ağustosunda Munch Müzesinden maskeli ve silahlı 2 kişi tarafından güpegündüz çalınmıştı.

Tabloları çalan 2 kişi, kendilerini bekleyen 3. kişinin kullandığı araçla kaçmışlardı. 1893 tarihli tablolar, 31 Ağustos 2006′da bulunmuştu.

İddianamede, sanıklar hakkında 7 ila 12 yıl hapis cezası istenmişti.

http://www.haberler.com/tablo-hirsizlarina-9-yil-hapis-6-haberi/

Yazı kategorisi: Resim | Yorumlar Kapalı

Tartışma Yaratan Roman Beyazperdede

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Kendi rahatından başka bir şey düşünmeyerek evi ve çocuklarını terk eden, özgürlüğüne ve cinselliğine düşkün, bencil bir anne çocuklarına nasıl bir hayat bırakmış olabilir? Evet, Temel Parçacıklarda’ki iki üvey kardeşin olgun birer erkek olduklarına ilişkilerinde yaşadıkları sorunlar, takıntılar, cinsel sapkınlıklar, başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları çocukluk dönemlerinde anneleriyle olan ilişkilerine yapılan geri dönüşlerle bir temele oturtulmaya çalışılıyor.

TEMEL PARÇAÇIKLAR

Yön: Oscar Roehler

Oyn: Moritz Bleibtreu, Christian Ulmen, Martina Gedeck, Franka Potente

Tür: Dram-Romantik

Süre: 113 dk.

Bu didaktik yaklaşımın yine de izleyenleri pek çok noktada soru işaretleriyle baş başa bıraktığını, film çıkışında girişilen boşluk doldurma, anlam yükleme çabalarının kısmen sonuçsuz kaldığını söylemem gerek. Temel Parçacıklar, aykırı yapıtlarıyla tanınan Fransız yazar Michel Houellebecq’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış. Yapımdaki traji komik anlar kadar, bireysel ve toplumsal dejenerasyonu gözler önüne seren aykırı sahneler de tartışmaya açık.

Para, pul, ev, araba, iş, eş, çocuk vs, hayatlarında pek çok şeyi halletmiş, dışarıdan bakıldığında tuzu kuru görünen insanların iç dünyalarında neler oluyordur acaba diye düşündünüz mü hiç?

Freudyen yaklaşımlarla, çocukluklarını, anneleriyle olan ilişkilerini incelemek, yalnızklıklarının nedenini sorgulamak geçti mi aklınızdan?

Temel Parçacıklar, çocukluk dönemleri sorunlu geçmiş iki insan üzerinden modern toplumun sorunları üzerine düşünce egzersizleri yaptırıyor izleyenlere.

KOŞ LOLA KOŞ’UN TEMEL PARÇASI

Fransa’nın tartışmalı yazarı Michel Houellebecq’in, Temel Parçacıklar (Les Particules Elementaires) adlı romanı Türkiye’de Doğan Kitap tarafından yayımlamıştı. Kitabı sinemaya uyarlayan ise Almanya’nın önde gelen yönetmenlerinden Oskar Roehler oldu.

Roehler çekimlere başlamadan önce 3 yıl senaryo üzerinde çalışmış ve ortaya çıkardığı metinle Alman sinemasının en önemli oyuncularını bir araya getirmekte zorlanmamış. Özellikle Bruno rolündeki Moritz Bleibtreu’nun oyunculuğuna dikkat etmekte fayda var. Koş Lola Koş ve Fatih Akın’ın Temmuz’da filmlerinden tanıdığımız Bleibtreu bu rolüyle Berlin Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazanmıştı.

ÇOCUĞUNA UYKU HAPI VEREN BABA OLUR MU?

Romanla bire bir örtüşen bir senaryosu olmasa da film de aynı uyarlandığı eser gibi pek çok izleyicinin hazmetmekte zorlanacağı konuları işliyor.

Ana karakterlerimiz, farklı çevrelerde anne sevgisinden yoksun büyüyen iki üvey kardeş. Ve ikisi de olabildiğince sorunlu.

Özellikle Bruno, ‘korkunç’ sıfatını hak edecek biri. O, ırkçı bir makale üzerinde çalışırken ağlayan bebeğine uyku hapı içirecek kadar gaddar bir baba, genç öğrencilere cinsel tacizde bulunacak kadar tatminsiz bir erkek ve her şeyin ötesinde yalnız bir birey. Sorunlarıyla başa çıkamayacağını anlayınca kendini hastaneye atması uzun sürmüyor.

Bruno’nun sorunlarının merkezinde neler olduğunu psikaytri seansı sırasında anlattıklarından öğreniyoruz. Yönetmen burada flashback kullanmayı tercih ederek doğru bir seçim yapmış. Bu geri dönüşlerde farklı ortamlarda büyüyen çocukların anneleriyle olan ilişkileri perdeye yansıyor.

Anne, Avrupa’daki cinsel devrimin etkisi altına girmiş, özgürlüğüne düşkün bir kadın. Hippi arkadaşlarının peşinde dünyayı gezebilmek için iki çocuğunu da babaannelerine bırakmış. Cinselliği ve çıplaklığı uluorta yaşarken ergenlik çağındaki oğlu Bruno’nun arzu nesnesi bile olmuş zamanında.

MICHAEL’IN HİKAYESİNİN İŞLEVİNİ ANLAYAMADIK

Bruno’nun anne bir baba ayrı üvey kardeşi Michael ise onun tam tersi özelliklere sahip. Kendini genetik bilimi üzerine yaptığı çalışmalara vermiş olan Michael, Bruno’nun tersine cinselliğe karşı bir duvar örmüş ve kimseyle beraber olmamış. Çocukken annesinin yanına yaklaşıp öpmesine bile izin vermeyen Michael asosyal bir tip. Yıllar sonra çocukluk aşkı Annabelle’i gördüğünde ne yapacağını şaşırıyor.

Temel Parçacıklar traji komik bir film. Özellikle Bruno’nun yaşadığı aslında çok acı olan tecrübeler, belki de dengeyi tutturmak için komik sahnelerle perdeye yansıyor.

Bruno’nun öyküsünün ilgi çektiği filmde, Michael’ın hikayesinin işlevi pek yok gibi. Genetik bilimiyle uğraşan Michael’ın söyledikleri filmin ilk sahnelerinde pür dikkat olmamızı sağlıyor. Ama senaryodaki sıçramalar ilerleyen sahnelerde Michael’ın çalışmalarını unutturuyor.

Michael’la Bruno’nun kesişim kümesini dolduramayan film bu eksiği nedeniyle de puan kaybediyor.

Bruno’nun hikayesi ilgi çekerken, Michael izleyenler için çözülemeyen bir bilmece, anlamsız bir karakter olarak kalıyor.

Temel Parçacıklar’ın en güçlü sahneleri ‘Bruno Tatilde’ bölümünde. Çıplaklar kampında kendine kız arkadaş aramaya çıkan Bruno’nun aradığını bulduktan sonra başına gelenler bu adamın hayatında trajedinin asla sona ermeyeceğinin bir kanıtı gibi.

Filmin sonlarında Martina Gedeck’in usta oyunculuğunu sergilediği ve yönetmenin büyük bir başarıyla kotardığı heyecan dolu bekleyiş sahnelerinde gerilim doruk noktaya ulaşıyor.

Temel Parçacıklar, modern topluların kanayan yaraları olmaya devam eden cinsel tatminsizlikleri, bireysel ve toplumsal sapkınlıkları ve de yalnızlığı çarpıcı sahnelerle ele alırken konuyu biraz fazla dağıtıyor ve bunları bir temele oturtma çabalarında tökezliyor.

Ama filmin pek çok yönüyle sıra dışı, aykırı ve çarpıcı olduğu, özellikle traji komik sahnelerinde izleyenleri etkilediği de bir gerçek.

Alman sinemasının en başarılı oyuncularını bir arada görme fırsatı da göz ardı edilmemeli.

SPIDER MAN 3

ÖRÜMCEK ADAM 3

Yön: Sam Raimi

Oyn: Tobey Maguire, Kirsten Dunst, James Franco, Thomas Haden Church

Tür: Aksiyon-Bilimkurgu-Macera

Süre: 140 dk.

Örümceğin ağında düşen düşene

Örümcek Adam hem kendi içindeki kötülüğe hem de tek tek değil, ikişer üçer karşısına dikilen kötü adamlara karşı savaştığı üçüncü filmiyle kaşımızda.

Kötülerin artmasının renkli sahneler doğurduğu yadsınamaz. Bir yanda kum fırtınasını andıran Kumadam, diğer yanda Yeni Goblin, bir diğer yanda ise Örümcek Adam’ın özelliklerine sahip ürkütücü Venom. Ama dış tehditlerin hiçbiri içinden gelen kötülük kadar vurmuyor Örümcek Adam’ı. Peter, kostümü siyaha dönüşünce kibirli ve saldırgan biri oluyor ve en değer verdiği kişileri ihmal etmeye başlıyor. Kadınlar ihmale gelmez. Mary Jane’le olan ilişkisi de haliyle kötüye gitmeye başlıyor.

Örümcek Adam 3′ün en önemli sorunu kötü adam sayısındaki gereksiz artış. Kötü adam enflasyonu hem konunun dağılmasına hem de her biri bir filme konu olabilecek birbirinden değerli kötü adamlara az zaman ayrılmasına ve önem verilmemesine neden olmış.

Yine de kabul etmek gerek; Örümcek Adam 3 “Nerede çokluk, orada sorun” sözünü doğruluyor olsa da 350 milyon dolarlık dev bütçesinin hakkını veren etkileyici görselliği ve Tobey Maguire’ın başarılı performansıyla (özellikle siyah kostümü giyerek kötü tarafa geçtiği sahnelerde çok iyi) keyifle izleniyor.

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

Yön: İsmail Güneş

Oyn: Mehmet Özgür, Yasemin Balık, Volkan Severcan, Okan Tangücü

Tür: Dram

Süre: 115 dk.

Fedakar babanın dramı

Günümüz televizyon dizilerinin çoğuna hakim olan ve izlenilirliği arttırdığı su götürmez bir gerçek olan hastalık, yoksulluk, gözyaşı ve dram, İsmail Güneş imzalı Sözün Bittiği Yer’in vurucu özellikleri.

Bu koyu melodramda lösemi hastası oğlunu mutlu etmeye çalışan babanın çabalarını konu ediliyor.

Palyaçoluk yaparak hayatını kazanan Turgut, oğlu Umut’un tedavi parasını denkleştirmeye çalışırken, yıllar önce evi terk eden eşinin geri dönmesiyle karmaşık duygular içine giriyor. Ama maceraperest annede değişen bir şey yok; kendisi gibi maceraperest ruhlu bir mirasyediyle gününü gün ediyor.

İsmail Güneş, Sözün Bittiği Yerde adlı filminde, paranın gücünü ve çaresiz bireyler üzerindeki etkisini ortaya koymak istemiş. Filmin merkezindeki fakir ama fedakar babanın ve hasta oğlunun izleyenleri bol bol ağlatacağına şüphe yok.

http://www.haberler.com/tartisma-yaratan-roman-beyazperdede-5-haberi/

Yazı kategorisi: Sinema | Yorumlar Kapalı

Maurice Béjart İzmir’de Mevlâna’yı Anıyor

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

 

Maurice Béjart İzmir'de Mevlâna'yı Anıyor

 

21. Uluslararası İzmir Festivali, 20 Haziran çarşamba günü Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda bir dünya devini ağırlayacak.

21. Uluslararası İzmir Festivali, 20 Haziran çarşamba günü Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nda bir dünya devini ağırlayacak.

Çağdaş balenin en büyük isimlerinden Maurice Béjart’ın yönetimindeki Béjart Ballet Lausanne, dahi koreografın unutulmazlarından oluşan “Best of Béjart” ve Mevlana için yazdığı “Rumi” adlı balelerini sahneleyecek.

http://www.haberler.com/maurice-bejart-izmir-de-mevlana-yi-aniyor-haberi/

Yazı kategorisi: Bale | Yorumlar Kapalı

‘Çevre’de birinci belli!

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

‘Çevre’nin galipleri belli oldu!

İstanbul Çevre Kısa Film Festivali’nde Serdar Akar, Cihat Tamer, Senem İşmen, Vural Çavuşoğlu, Aytekin Özen, Binnur Feyizli, Ceyhan Kandemir, Ediz hun, Haluk Ayvazoğlu, Mehmet Özdemir ve Özcan Bilir’den oluşan seçiciler kurulu kurmaca dalında Davut Sakallı’nın yönettiği ‘İçerim Arkadaş’ı en iyi film seçti. Belgesel kategoride Behiye Yılmaz’ın çektiği ‘Yaşamın Kıyısı’ birinciliğe değer görülürken Engin Aydoğan’ın ‘Küre’ filmi de canlandırmanın galibi oldu. Dünya Çevre Günü olan 5 Haziran’da başlayan festivalde bu yıl küresel ısınma konusuna özel bir bölüm ayrılmıştı. Festival 10 Haziran’da sona erdi

Yazı kategorisi: Sinema | Yorumlar Kapalı

Taze yazar aranıyor

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

‘Beynemilel’in senaristi ve yönetmenlerinden Sırrı Süreyya Önder’i sinema dünyasına kazandıran Senaryo Stüdyosu, taze kalemler arıyor. Stüdyo bu amaçla yaz kurslarına başlıyor.
Katılımcılar, korku, komedi gibi farklı türlerdeki atölyelerde birer orta metrajlı film senaryosu yazacak. Aylin Doğan’ın ‘Senaryoda Türler’i anlatacağı atölyeye konuk eğitimci olarak Barış Pirhasan, Sırrı Süreyya Önder, Gül Dirican ve Mehmet Cem Ülgen de katılacak. Senaryo kursları beş hafta sürecek. Ayrıntılı bilgi için Tel: 0212 244 40 83

Yazı kategorisi: Sinema, Türk Edebiyatı | Yorumlar Kapalı

Türkiye Frankfurt Kitap Fuarı’nın Konuk Ülkesi

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

 

Türkiye 2008 yılında kitapçılığın ve yayımcılığın en önemli düzenli etkinliği olan, edebiyat piyasalarının bir yıllık gündemini belirleyen Frankfurt Kitap Fuarı’nın konuk ülkesi. Türk edebiyatından yüzlerce eserin ve onlarca edebiyatçının dünya pazarlarıyla buluşmasına yol açacak etkinlik için hazırlıklar başladı.

Küresel bir kitapçılık olayı olan ve dünyanın her tarafından kitap endüstrisini ve yayımcıları kendisine çeken Frankfurt Kitap Fuarı’nın geçtiğimiz yılki konuğu Hindistan’dı. Sanayileşmedeki hızı ve bilişim teknolojileri içindeki yeriyle tanınan Hindistan, gelenksel olarak Ekim ayında gerçekleşen fuar boyunca Avrupa çapında bir gövde gösterisi yapmış, fuardaki etkinlikler için ayırdığı 18 milyon Dolar’lık bütçenin karşılığını fazlasıyla almıştı. O yüzden 2010’da İstanbul’un ‘Avrupa kültür başkenti’ seçilmiş olmasıyla birlikte, Frankfurt Kitap Fuarı’na Türkiye’nin konuk ülke statüsü Türk kültürünün dünyaya açılması bakımından oldukça büyük bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Frankfurt için başta Kültür Bakanlığı olmak üzere Türk organizatörler, fuara paralel seminerler ve atölye çalışmalarını içeren kapsamlı ve profesyonel bir sunum planlıyorlar. Kitap sergileri, imza günleri, konserler, film ve tiyatro gösterimleri de düzenlenecek etkinlikler arasında yer alıyor. İlk hazırlıklar kapsamında İstanbul’dan Almanya’ya gelen ve aralarında Can, Yapı Kredi, İletişim, Everest gibi Türkiye’nin önde gelen bir grup yayınevi editörü hem fuar temsilcileri hemde meslektaşları ile buluştular.

Everest Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Sırma Köksal 2008 Frankfurt Kitap Fuarı’nın, Türk edebiyatının dünya çapında tanınmasından öte önemli olduğuna inanıyor. İnternet çapında edebiyat alanında genel bir kriz yaşandığını anlatan Köksal, buna rağmen Türkiye ve Batı ülkeleri arasındaki sorunların birbirinden farklı olduğunu vurguluyor. Köksal’ın sözünü ettiği kriz, bazı yayıncılara göre Türk edebiyatının Batılı ülkelerde yeteri kadar tanınmasını da engelleyen bir faktör. Batılı yayıncıların geniş çapta Orhan Pamuk, Elif Şafak gibi popüler yazarlara benzer yeni isimler aramaları, Türk yayıncılarını biraz hayal kırıklığına uğratmışa benziyor. Bu bağlamda Radikal Gazetesi yazarı Aslı Tohumcu, Batılı yayıncıların Türk edebiyatına fazla ilgi göstermediğinden yakınıyor ama ‘umut Frankfurt’ diyor.

İki ülke yayıncıları arasındaki trafik önümüzdeki günlerde artacak gibi grünüyor. Zira karşılıklı görüşmeler hem önümüzdeki Ekim ayındaki Frankfurt Kitap Fuarı’nda hem de İstanbul Kitap Fuarı’nda daha yoğunlaşıp somutlaşacak.

http://www.voanews.com/turkish/2007-06-18-voa6.cfm

Yazı kategorisi: Kitap, Türk Edebiyatı | Yorumlar Kapalı

“Political Prophecy and Divination in 12th Century Byzantium”

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Prof. Paul Magdalino

History Department, University of St. Andrews, and History Department, Koc University

“Political Prophecy and Divination in 12th Century Byzantium”

on Monday, June 18, 2007 at7:00 p.m.

Uvez Sok., No. 5

Arnavutkoy 34345, Istanbul

Tel: 257 8111; Fax: 257 8369

Yazı kategorisi: Sanat Tarihi | Yorumlar Kapalı

Ermeni manastırına siyasi komplikasyon

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

Atıl durumdaki Alevkayası’ndaki Ermeni Manastırı siyasi komplikasyon yaratır diye kullanılamıyor.

Manastırı Bakanlar Kurulu kararı ile 49 yıllığına kiralayan ve buraya 254 bin sterlin harcayan Derviş Sönmezler, manastırı tarihi dokusuna dokunmadan turistik tesise çevirdi.

Bu gelişmeyi duyan Rumlar, AB nezninde girişimlerde bulununca Sönmezlerin projesi durduruldu ve sözleşmesi de feshedildi.

Manastırı, 1997 yılında gerekli izinleri alarak Bakanlar Kurulu kararı ile 49 yıllığına kiralayan Derviş Sönmezler’in, sözleşme feshedildikten sonra 254 bin sterlinlik zararı, 2 senedir ödenmiyor.

Alevkayası’nda atıl vaziyette kendi haline terk edilmiş olan tarihi Ermeni Manastırı’nı tarihi dokusuna zarar vermeden 26 Kasım 1997 yılında, 40 yatak kapasiteli turistik tesis yapmak amacıyla Anıtlar Yüksek Kurulu’na müracaat ederek, Bakanlar Kurulu kararı ile 49 yıllığına kiralayan Derviş Sönmezler’in sözleşmesi 5 Aralık 2005 yılında feshedildi.

Fes edilme gerekçesi ise;

 “ KKTC Devletine siyasi açıdan getirebileceği komplikasyonlar düşüncesi ile sözleşmenin feshine karar verildi.”

Yaptığı harcamalara rağmen, sözleşmenin feshini sessiz sedasız kabul eden Sönmezler, “hiç değilse masraflarımı karşılasınlar” diyerek Avukatı Ömer Adal ile birlikte yapılan 254 bin sterlinlik masrafının tazmin edilmesini istedi.

Ancak aradan 2 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Eski Eser ve Müzeler Dairesi’nden teknik bir ekip oluşturularak masraf tespiti yapılamadığından parasını geri alamıyor. Çevre temizliği yapan, yol, su elektrik gibi altyapı hizmetlerini kendi imkânları ile bölgeye götüren Sönmezler, bir an önce mağduriyetinin giderilmesini bekliyor. Sönmezler;

“Madem böyle bir siyasi komplikasyon yaratabileceği düşünülüyordu, neden bana 49 yıllığına kiraya verildi? Üstelik bu manastır atıl vaziyetteydi. Turistlere yönelik çalışma yaptık. 2 yıldır Eski Eser ve Müzeler Dairesi’nden masrafların tespiti için teknik ekip bekliyoruz” dedi.

Sözleşmesi feshedilmesine rağmen, Eski Eser ve Müzeler Dairesi’nin koruması gereken Manastırı, kendi tuttuğu bekçiyle koruyan ve bekçinin maaşını da kendi cebinden ödeyen Sönmezler, masraflarının bir an önce tazmin edilmesini bekliyor.

 

“ORAYA HAYAT VERDİM”

Ermeni Manastırı, kiralanmadan önce atıl durumdayken, burayı kiraladıktan sonra bölgeye yatırım yaparak hayat veren Sönmezler, hayal kırıklığını şu sözlerle anlattı;

“Benim tek amacım bu kadar değerli ve tarihi bir mekanın yok olup gitmeden korumaya almaktı. Üstelik geliştirdiğim bu proje eko-turizme hizmet verecekti. Bölgeye yürüyüş yolları yaptım. Turistlerin kamp yapabileceği hizmetleri götürdüm. Hayat verdiğim bir yerin öldürülmek isteniyor. Ben oradan gitsem, çok kısa bir sürede 10 yıl önceki haline dönecek. Eski Esere ve Müzeler Dairesi benim kadar iyi bakabilecek mi?”

 

KİRA SÖZLEŞMESİNDEKİ YILAN HİKAYESİ

Eski Eser ve Müzeler Dairesi Müdürü Fuat Azimli, star kıbrıs’a yaptığı açıklamada teknik ekibin oluşturulmasında bir aksaklık yaşandığını kabul ederek, kendisinin göreve 10 Kasım 2006 tarihinde başladığını hatırlattı. Azimli; “En kısa sürede teknik ekibi oluşturup, Manastır’a yönlendireceğiz. Sönmezler’in mağdur olmasını biz de istemiyoruz” dedi.

Azimli, sözleşmenin feshedilme gerekçesini de dönemin Meclis Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu’na gelen AB baskılarının neden olduğunu söyledi. Azimli;

“Bu yer kiralandıktan sonra dönemin Eski Eser ve Müzeler Dairesi Müdürü Ali Kanlı, Avrupa Birliği Kültür Komisyonu tarafından manastırla ilgili olarak Strasburg’a çağrıldı. Daha sonra AB’den 3 kişilik bir heyet burayı inceledi. Rum tarafının şikayetleri devam edince, daha sonraki dönemin müdürü İlkay Ferudun’un da olduğu bir grup bu komisyona Manastır ile ilgili bilgi verdi. Dönemin Meclis Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu da AB ülkelerinden gelen baskı nedeniyle projeyi uygulatamayacağını açıkladı” dedi.

 

Kaynak: http://www.starkibris.net/index.asp?haberID=1572

Yazı kategorisi: Mimarlık, Sanat Tarihi | Yorumlar Kapalı