Sanat Haberleri Ajansı (SaHA)

www.sanatajansi.com Test Yayını

19 Jun 2007 için Arşiv

Sezai Karakoç ve şiiri

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007

 
Yedi İklim, üç aylık bir sessizliğin ardından Sezai Karakoç dosyası ile çıktı. “Çağın kapılarını aralayan üstada” başlığıyla Karakoç’a ithaf edilen çalışma, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2007 Kültür Sanat Büyük Ödülü ile onurlandırılan şair için Yedi İklim dergisi tarafından hazırlanan üçüncü dosya.

Ali Haydar Haksal’ın kaleme aldığı Gül Ayından Gün Işığına isimli baş yazıda bu yüzyılda sözün varacağı son noktanın Sezai Karakoç olduğu vurgulanıyor. Bahtiyar Aslan, şairin şiirlerinde kadına bakışını, ‘Sezai Karakoç’un Şiirinde İdeal Kadın Tipi: Hz. Meryem’ başlıklı yazısında irdeliyor. Burak Sezgin’in Karakoç hakkındaki ‘Doğunun Yedinci Oğlu’ isimli çalışmasıyla bilinen Turan Karataş’la yaptığı söyleşi, dosyanın en ilgi çeken bölümlerinden. Dosyada; Zafer Acar, ‘Yeni Klasik Dönem: Sezai Karakoç’in Şiiri’, M. Fatih Kanter, ‘Modernizmin Küçük Cenneti: Balkon’, Yasin Doğru, Özgün Bir Siyaset Uygulaması Olarak Diriliş Partisi ve Ali Görkem Userin, ‘Diriliş Düşüncesinin Temel Kitabı: Diriliş Neslinin Amentüsü’ başlıklı yazılarıyla yer alıyor. (0 216 399 19 14)

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=553188

Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | Yorumlar Kapalı

Monet’nin tablosuna 36 milyon dolar

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007

Ünlü ressam Claude Monet’nin bir tablosu, Londra’da yapılan müzayedede 36 milyon dolara satıldı.

Fransız empresyonist ressam Monet’nin “Waterloo Köprüsü, Kasvetli Hava” isimli tablosu, 36 milyon dolara bir ABD’li tarafından satın alındı; ancak alıcının kimliği açıklanmadı.

Bu fiyatın, açık artırmadan önce tahmin edilenden iki kat fazla olduğu belirtildi. Ünlü ressamın “Les Arceaux de Roses, Givenchy” tablosu da 17,8 milyon dolara alıcı buldu.

http://www.ntvmsnbc.com/news/411548.asp

Yazı kategorisi: Resim | Yorumlar Kapalı

Genç yetenekler Diyarbakır Film Günleri’nde buluştu

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007

Ali Rıza Kılınç
Eskilere dayanan bir sinema kültürü olan Diyarbakır’da, film atölyeleri amatör düzeyde önemli işler çıkarıyor
Diyarbakır Sanat Merkezi Sinema Kulübü organizasyonu ile “Diyarbakır Film Günleri” düzenlendi. Bölgedeki potansiyeli dikkate alarak yapılan birçok film çalışması, film günlerinde izleyiciyle buluştu.
Diyarbakır’da, sıcakların arttığı şu günlerde yapılan etkinlikle birçok genç yönetmen ve oyuncu, amatör ve bağımsız bir sinema anlayışı temelinde deneyimlerini paylaştılar. Bir orta metrajlı film, belgesel filmler ve çok sayıda kısa filmin yer aldığı Diyarbakır Film Günleri programının açılışının çok renkli olduğunu ifade etmek gerekir. Batman, Elazığ, Kars, Mardin Urfa ve Diyarbakır’dan çok sayıda oyuncu ve yönetmenin katılımıyla gerçekleşen açılış, sıcak bir atmosfer ve diyalog ortamıyla gösterimi yapılan filmlere ve harcanan emeğe saygı duruşu niteliğindeydi.
Diyarbakır çok sayıda kısa film ve belgesel film tecrübesiyle bugüne gelirken, bağımsız ve nitelikli filmlerin gösterimini yapan yeni sinemalar da beraberinde açıldı. Tabii ki Diyarbakır Sinema Günleri’ni de bu öğrenme sürecinin içinde görerek, iki yıldır Avrupa sinemasının -Diyarbakır sinema kulübünün deneyimleri üzerinde- Diyarbakırlı sinemaseverleri özel filmlerle buluşturduğunu da unutmamak lazım. Aynı şekilde Yenişehir Belediyesi tarafından açılan Yenişehir sineması da benzer bağımsız filmleri izleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Diyarbakır Film Günleri, bütün bu çalışma ve birikim üzerine düzenlendi.
Kürtçe ve Türkçe kısa filmler
Heyecan ortamının egemen olduğu etkinlik, Ali Kemal Çınar’ın yazdığı ve yönettiği “Duvar” isimli orta metrajlı film ile başladı. Yalnızlığı işleyen film izleyenlerden farklı tepkiler alırken, çekim planları birçok kişiye pozitif olarak yansıdı. 15 Haziran ile 17 Haziran arasında gerçekleşen film günlerinin birinci gününde M. Sait Korkut’un yönettiği “Hücre” ve “İrem” isimli kısa film, yine 5 dakikalık Arin Arjen’in “Kaos”isimli filmi, Ali Kemal Çınar’ın “Dolap”, Kemal Yıldızhan’ın “Bi Xerhati Sinema”, Vecdi Uluç’un “Bir Ben Var Benden Başka”, “Neden ve Çünkü” ve “İfrit” İsimli filmlerinin gösterimi yapıldı. Bunun yanında Ahmet Akpolat’ın “Belki” Alper Aytaç’ın “Robinson” isimli filmleri ile Diyarbakır Sinema Atölyesi’nin “Kardan Düşler”, “Dersim Kızları”, “Ayhan Işık Öldü” ve “Semerci” de gösterimi yapılan kısa filmler arasındaydı. Birçok kişinin izlediği filmler arasında iyiler ve kötüler diye bir kategori ister istemez öne çıktı. Gerek kurgusu, gerekse içeriğiyle zaman zaman izleyiciyi fazlaca sıkan filmlerin ağır bastığını belirtmek lazım. Özellikle Urfa ve Elazığ’dan gelen filmlerin kötü not aldığı konuşuluyor.
İyi ve kötü filmler bir arada
Ancak gelen filmleri yapanların amatör olduklarını hesaba katarsak bu cesareti gösterdikleri için de takdir etmek ve saygı duymak gerekiyor elbette. Şu kolaylıkla ifade edilebilir ki film hangi ilden gelmişse az çok o ilin insanlarının ruh hallerini bir biçimde yansıtıyordu. Örneğin Elazığ’dan gelen filmlerden olan “Kürdan”, Gelin” ve “Paronayak” konu olarak birbirinden bağımsız, içeriği ve vermek istediği mesaj her ne kadar yöre insanının giyim kuşam ve dilini kullansa da, çok basit ve ayakları yere basmayan bir nitelikte olduklarını söylemek abartılı olmaz. Ancak Nazmi Kırık’ın “Kimlik” adlı kısa filmi, yine Batman’dan Faysal Soysal’ın “Yasak Rüya” ve “Annem Olduğum Gün “ kısa filmleri hem izleyenlerin beğenisini topladı, hem de hikayesi itibariyle daha toplumsal sorunlar içinden bakıyordu. Bölge halkının, Ortadoğu halklarının yaşam deneyimlerinin üzerine kurulan filmler, aynı zamanda kendisiyle hesaplaşma içinde olan özgürlük, kimlik, eşitlik, savaş, barış gibi bir dizi kavramın da farklı açılardan algılanmasında etkili oluyordu. Örneğin “Yasak Rüya”da, polisler rüyasında kaza yapmak üzere olan bir adamı uyandırmak için operasyon hazırlığındalar. Yine Nazmi Kırık’ın “Kimlik” filminde, Recep isimli kahramanın babasının cezaevinden çıkacağı gün trende bir cüzdan çalması anlatılıyor. Bölgedeki hem sosyal hem de toplumsal meseleleri gündelik yaşam pratikleri içinde gören bu film, izleyicilerin beğenisini topladı.
Bunların arasında bir de “Tel’karî” isimli belgesel filmin özenle hazırlandığını ve beğeniyi hak ettiğini söylemek lazım. Ayrıca Diyarbakır Sinema Atölyesi’nin hazırladığı filmler de dikkate değer. Bunların dışında M. Sait Korkut’un yönettiği ve bir çocuğun okulda geçirdiği bir günü anlatan “İrem” isimli filmin kayda değer ve nitelikli olduğunu, izleyenlerden sıkça duyduğumuzu hatırlatalım. (Diyarbakır/EVRENSEL)


Film günlerinin öğrettikleri

Diyarbakır Film Günleri’nde Mardin’de birçok film çalışmasında bulunan Uğraş Salman’ın önemli katkılarının olduğunun da unutulmaması gerekir.
Film günlerinin organizasyonunda rol alan Diyarbakır Sinema Kulübü’nden Kemal Yıldızhan, yaptıkları çalışmanın Diyarbakır ve bölgede, sinemanın önünü açmasını bekliyor. Yaptıkları işlerin amatör ama bağımsız olduğunu belirten Yıldızhan, gösterimini yaptıkları filmlerin kendileri için önemli bir deneyim olduğunu ve bundan sonra da bu yönlü işlerin daha da iyiye gideceğine inandıklarını söylüyor. Bundan sonra bunun çalışmalarını yürütmeye devam edecekler. “Yaptığımız iş bir ilk değil” diyen Yıldızhan, geçen yıl da buna benzer bir gösterim yaptıklarını, ancak bu yıl genişletince adını Diyarbakır Film Günleri koymaya karar verdiklerini belirtiyor. “Bu yılki film gösterimlerinin amacı, iyi ya da kötü bölgede çekimi yapılan bütün filmlerin buradan gösterimini yapmak ve bunun daha iyi işler çıkarması için bir diyalog ortamı oluşturmaktır” diyor.
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=12013

Yazı kategorisi: Festival, Sinema | Yorumlar Kapalı

Mozaik sanatçısı modern müze açmak istiyor

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007

Hataylı mozaik sanatçısı Ahmet Bostancı, kendi eserlerinden oluşan bir modern mozaik müzesi açmak için destek bekliyor.

Hatay’da toprak altından çıkan mozaiklerin aynısını yapan Ahmet Bostancı, sanata yaklaşık 30 yıl önce gönül verdi. 150 yağlı boya eserini Türkiye’nin 6 ilinde açılan sergilerde sanatseverlerin beğenisine sunan Bostancı, bir süre de heykel yapımına ağırlık verdi. Bostancı bu süre içerisinde, Mersin’de bulunan ünlü Kız Kalesi’ndeki ‘Adam Kayalar’ kabartmalarını yaptı.

Bostancı son olarak, halen devam ettirdiği mozaik sanatına başladı. Hatay’ın 23 medeniyete ev sahipliği yapmış bir kent olması nedeniyle çok zengin bir kültüre sahip olduğuna işaret eden Bostancı, “Çok sayıda kültüre ait bulgular elde ediyoruz. Bunların en çarpıcı olanları Roma ve Yunan dönemlerine ait mozaikler. Yeraltından çıkarılan mozaiklerimiz hazırda bulunan müzemizin 3 katını dolduracak kadar. Maalesef bu mozaikler bulunup tekrar yerin altına bırakılıyor ve zamanla yerin altında çürüyüp yok oluyorlar” dedi.

Sanatçı, çeşitli dönemlerde yurtdışına kaçırılan yaklaşık 50 tarihi mozaikten 10’unun aynısını yaptı. Destek verildiği takdirde kendisine ait eserlerden modern bir mozaik müzesi kurmak istediğini belirten Ahmet Bostancı, “Ama en büyük özlemim kaçırılan mozaiklerin kendi anayurdu olan Hatay’a geri getirilmesidir” diyor.

Yazı kategorisi: Arkeoloji, Resim | Yorumlar Kapalı

Savaş Oyunu ile savaşa karşı olmak

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007

Yusuf Sağlam
Özgür Tiyatro, “Savaş Oyunu” adlı oyunuyla, savaş karşıtı olduğunu ve anti militarist taraftan yana saf tuttuğunu, öncülüğüyle gösteriyor
Emperyalizmin, savaş şarkılarını evrenin boşluğunda hoyratça söylediği bir dönemde; Özgür Tiyatro’dan “Savaş Oyunu”… “Niye? Nereden çıktı?” demeyin. Bu öyle bildiğimiz “savaş oyunu”ndan değil. Emperyalizmin, “vatan, millet…” söylemini allayıp pullayarak, masum insanların kan gölünü kendine sermaye edinen “savaş oyunu”nu bozmaya dair, insan duyarlılığına parmak basan, bir yerde duyarlı ve savaş karşıtı yandaş arayan “savaş oyunu.”
Dünya birinciliği olan oyun
“Savaş Oyunu” Sermet Çağan’ın “Öyle Bir Oyun” adlı radyo oyunundan Özgür Tiyatro’nun doğaçlamalarla oyunlaştırdığı ve Özgür Başkaya’nın yönettiği oyun. Bu, “öyle Bir Oyunu”nun ne ilk oyunlaştırılması, ne de Ankara’da ilk sahnelenişi. 1965 yılında Ankara Deneme Sahnesi’nde Yılmaz Onay, “Savaş Oyunu” adıyla oyunlaştırıp yönetmiş. Aynı yıl, X. İstanbul Uluslararası Kültür Şenliği’nde dünya ikincisi ve Jüri Özel Ödülü’nü almış. 1966 yılında ise; Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Kürsüsü’nde, Tiyatro Kürsüsü Topluluğu’nda Özdemir Nutku ve Sermet Çağan birlikte yönetmişler. Aynı yıl katıldıkları Erlangen ile Nancy Uluslararası Tiyatro Şenlikleri’nden birincilik ödülüyle dönmüşler.
Her şey para değil!..
Genel seyircinin duygu düşlemlerini okşamayan, gişe geliri bahşetmeyen, izleyicisini bir yerde bu kirli oyuna ortak ve seyirci kalmada suç ortaklığıyla yüzleştiren, hırpalayan… savaş karşıtı bu oyunu dağarına almanın elbette Özgür Tiyatro’nun kendince geçer nedeni/nedenleri vardır. Aslında, bu tür oyunları, gişe kaygısı olmayan, geniş izleyici kitlelerine kolayca ulaşabilen ödenekli tiyatroların görev edinmeleri gerek! Ama nerede? Anladığım kadarıyla, bir tek dalın kıpırdamadığı ortamda; Özgür Tiyatro bunu kendisine görev edinmiş. Amatör ruh ahlaklarıyla profesyonelliklerini parlatarak, devlet yardımı alamadan, kalabalık oyuncu kadrosuyla (Gişe geliriyle bu oyunu çevirmek olası değil) bu işin içine girmişler. Bu, gözü karalığın ve manda gibi yürekliliğin işidir. Kutsanası bu eylemlerinden de yüzlerinin akıyla çıkmayı bilebilmişler.
Savaş çığırtkanlığını kapitalizm adına tuzu kuruların-deli değilken kendini deliliğe verenlerin- yapması, şaşılası durum değil. Bunu millet adına, millet için yapmaları da… Oysa, insanların ekmek bulamadıkları ortamda, savaş fabrikalarına dört bir koldan silaha dönüşecek hammaddenin akışını sağlamaları düşündürücüdür. Savaşta, kazananın olmadığı yalın bir gerçekken, bilinçli olarak bu yaranın sürekli kaşınması neden? Çünkü; uluslararası ve onun yerli işbirlikçileri kapitalist kartellerine, tröstlerine daha fazla para akışını bu debisi büyük akan damardan sağlarlar. Sömürüyü kendilerine erek edinenler, kaynağın devamlılığı için elinden geleni ardlarına koymadıkları gibi, yaranın kurumaması için de, sürekli kaşıma ihtiyacı duyarlar. İnsanlık için bir açmaz olan bu ortamda, kan akan gözyaşlarının bir anlamı olmadığı gibi, yürek tellerini de titretmez. Onlar, planladıkları bu kanlı senaryonun parsasını toplamayı asal erek bilirler.
Yürekleri esir almak
Oyun, fuayede başlıyor. Yüzleri örtük insan heykelcikleri, bir şekilde tanıklığımız olan savaş enstantanelerin donmuş karelerini yaftalarla bize haykırırlar. Şahitliklerimizin görecesinde; savaş tehdidinin en küçük olasılık olmuş olsa bile, ne kadar tehlikeli olduğu gerçeğiyle bizi karşı karşıya getirirler. Kararan salonda spot ışıkları sahnede yüzleri aydınlatır önce. İlk laf “süt”, ikinci laf “yok”. Anlarız savaşın oyun olamayacağını ve de acımasızlığını… Ardı ardına gelir, “patates, kırmızı lahana…” aynı mizansenlerle… Biliriz artık bunların yanıtını. Ancak, tüfekleri vardır. Yaşamı idame ettirmenin gerekliliğindeki en zaruri gıda karşısında, tüfekler vardır. Hem de, en iyisinden. “Savaş Oyunu” başlamıştır bilincimizde. Fuayede yakalandığımız utanç kıskacındaki esaretin ezikliğinde; savaşa dair bildik, tanıdık, haber görüntülerinin us’umuza düşürdüğü karelerin şahitliğindeki çaresizliklerin, açmazların kuşatmasında yaşıyormuşuz/yaşayacakmışız gibi oluruz. Tekrarlar, savaşın çirkinliklerini çakan yıldırımlar gibi çakar beynimize. Savaşın beyhudeliğinde; söylevleri, ayrılıkları, yetimlikleri, öksüzlükleri, askerin donanımsızlık içinde cepheye gönderilmelerini, açlığı, yoksulluğu, yitmişliği, nabza göre şerbetle dolduruşa getirilmeleri, dine ve ülkeye bağlılığın çıkar uğruna nasıl sömürüldüğü ve kullanıldığı yalın olarak geçer gözümüzün önünde. Oyun yine fuayede biter. Oyuncular, naif sevecenliklerinde, savaş düşüncesinden uzak, çocuk oyunu oynarlar. Mutludurlar.
Konu bir çizgi üzerinde ilerleyen olaylar örgüsü ile örgülenmiş değildir. Epizotların oluşturduğu aynı tema içerikli spot bölümlerdir. Bunların yan yana gelmesi, aynı temaya dair blokun oluşturması bağlamında katkı sağlar. “Savaş Oyunu” emperyalizmin dayatmasıyla, kadınlar, çocuklar, işçiler ve vatandaşlarca oynanır. Kapitalizmin dünyayı ele geçirdiği bu ortamda tarafsızlık yoktur. Nemalanma, bu uğurda çıkarcılara ve onların sahiplerine bir davettir. Çığırtkan kışkırtıcalar, bu ortamda bukalemun değişkenliğinde kol gezer ve yandaş toplar. Dayatmacalarla güçlü olandan yana tavır takınmasına sebep olunsa da, öğüten bu çark içinde herkes yiter. Kazananın olmadığı ortamda; kadınlar ve çocuklar en çok acı çekenlerdir. Çocuklar, saplanılan bu pis bataktan yönünü ve yolunu bulacak kadar ehil olmadıkları gibi; çıkacak güce de sahip değildirler. Acının, parçalanmışlığın katmerlisini yaşarlar.
Oyuncuların sahne üzerinde koreografik bir düzen içinde sürekli bedensel ve hareketsel bir devinim içinde olmaları; anlatıyı dinamikleştirdiği gibi, temanın anlaşılır kılınmasına, dolayısıyla bilinci uyanık tutmasına da yardımcı olduğu açık. Buna yardımcı olan diğer etmenler de tabii ki var. Kostüm, bir sunumu gerektirecek yalınlıkta ve işlevde. Müzik seçiminin; çağrıştırıcı, sarsıcı, anlamlandırmada yardımcı ve geçişlerde işlevsel olduğu aşikar. Ana rollerdeki oyuncular, üzerlerine düşen görevi yerine getirirken, diğer oyuncuların bunlara uyumu ve bütüne dair katkıda bulunma çabaları alkışa değer. Işık, bu bütünü oluşturmada üstlendiği görevle işlevsel.
Biz hangi yandayız?
Savaşın, kapitalizmde bir ticaret metası olduğu aşikarken, bunun bir salgın olarak yayılması normaldir. Çünkü; oyunlar salgındır. Hele çocuk oyunları…
Kanıksamanın, yaşananın parçasına dönüşmenin; oyun içinde oyun varyantına açılım getirmesi bağlamında önemi büyüktür. Biz, dünya üzerindeki savaşlarda payı olanlar, bu oyunu oynamaya devam mı edeceğiz? Yoksa, kendimiz aldatıp seyirci mi kalacağız? Burada, deliliğin/delilerin olması, işin deliliğe vurulmaları, ya da deliliklerini abartarak işi kotarmaya çalışılmaları normal gelmeye başlıyor olsa da, asal gerçek bu değildir. Kapitalizmin, yönetenleri, tercih kullanmada açmazla karşı karşıya bıraktığı bu ortamda; onların hangi taraftan tercih yapacakları önemlidir! Bu adres de aslında bellidir. Militarist bir tavır ve yandaş olmak mı? Yoksa, anti militarist bir tavır ve yandaş olmadan yana tavır mı takınmak?
“Özgür Tiyatro”, “Savaş Oyunu” oyunuyla, savaş karşıtı olduğunu ve anti militarist taraftan yana saf tuttuğunu, öncülüğüyle gösteriyor. Önemli olan bu safta çoğalmaktır. Oyunun yönlendirmiş olduğu açılım; ABD’nin dünyaya giydirmeye çalıştığı “Yeni Dünya Düzeni” özgürlük aldatmacasının arka planında: emperyalizmin, en verimli kaynağı olan “savaş”ı nasıl kışkırttığı ve insanlığı bir avuç kapitalist için nasıl yok ettiğidir. Bu perdeyi, bize, ucundan araladığı için başta Yönetmen Özgür Başkaya olmak üzere, tüm Özgür Tiyatro çalışanlarını kutluyor, yüreğimle alkışlıyorum.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=12010

Yazı kategorisi: Tiyatro | Yorumlar Kapalı

11′inci Uluslararası Magosa Kültür ve Sanat Festivali Programı

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007

Tarih Etkinlik Yer – Saat
21 Haziran 2007 Perşembe Nil Karaibrahimgil
Açılış (Meydan) Konseri
Namık Kemal Meydanı
21.00
25 Haziran 2007 Pazartesi Ersen Sururi & Müzik Elçileri
Konser
Salamis Antik Tiyatro
21.00
27 Haziran 2007
Çarşamba
Compania Aida Gomez “Carmen”
Dans Göstersi
Salamis Antik Tiyatro
21.00
2 Temmuz 2007 Pazartesi Martin Lubenov Orkestar
Tango & Roman Müziği Konseri
Salamis Antik Tiyatro
21.00
4 Temmuz 2007 Çarşamba Boney M
Konser
Salamis Antik Tiyatro
21.00
5 Temmuz 2007 Perşembe Funda Arar
Konser
Salamis Antik Tiyatro
21.00
10 Temmuz 2007
Salı
Nino Rota
Konser
Salamis Antik Tiyatro
21.00
12 Temmuz 2007 Perşembe Grup MFÖ (Mazhar-Fuat-Özkan)
Konser
Salamis Antik Tiyatro
21.00


Festival Programında yer alan etkinlikler ve sanatçılarla ilgili ayrıntılı bilgi için tarihlere tıklayın.. (Sürekli Güncelleniyor)

Tüm etkinlikler 21.00′de başlayacaktır.

Namık Kemal Meydanı’ndaki Açılış Konseri (Nil Karaibrahimgil) ücretsiz olacaktır. Boney M, Funda Arar ve MFÖ konserleri 20 YTL, diğer etkinlilere giriş ise 10 YTL olacaktır.

Programdaki değişiklik hakkı saklıdır.

http://www.magusa.org/festival/festival2007/Main.htm

Yazı kategorisi: Dans, Festival, Müzik | Yorumlar Kapalı

BÜYÜK İSKENDER’İN KENTİ AÇIK HAVA MÜZESİ OLACAK

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007

YUMURTALIK – Adana’nın Yumurtalık ilçesinde, Büyük İskender’in Pers imparatorunu yenmesinin ardından kurulduğu belirtilen antik liman şehrinin açık hava müzesi haline getirileceği bildirildi.

http://www.aa.com.tr/index2.php?option=com_haber&no_html=0&popup=1&haber_id=207636

Yazı kategorisi: Arkeoloji | Yorumlar Kapalı