Sanat Haberleri Ajansı (SaHA)

www.sanatajansi.com Test Yayını

21 Jun 2007 için Arşiv

“Teneke” La Scala’da sahnelenecek

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

”Teneke”, İsveç’den sonra İtalya yolunda. Yaşar Kemal’in İnce Memed’den sonra yazdığı ikinci romanı ”Teneke”, İtalya’nın ünlü La Scala Tiyatrosu’nda sahnelenecek.

Opera İtalya’nın üç ünlü ismini bir araya getirecek. Besteci Vacchi, yönetmen Olmi ve Heykeltraş Pomodoro. Opera’nın seyirciyle ilk randevusu 22 Eylül’de.

“Teneke” Çukurova’daki çeltik ağalarının halk üzerindeki baskılarını, halkın yaşadığı zorlukları anlatıyor.

Hikayenin odağında çeltik ağalarına karşı mücadele eden ve köylünün yanında yer alan genç ve idealist bir kaymakam var.

Yaşar Kemal’in “İnce Memed”den sonra yazdığı ikinci roman olan “Teneke”, önce İsveç’in Göteburg Tiyatrosu’nda yaklaşık bir yıl sahnelendi. Ardından da Bakırköy Devlet Tiyatroları’nda.

“Teneke” önümüzdeki sezon İtalya’nın Milano kentindeki dünyaca ünlü La Scala Tiyatrosu’n'da sahne alacak.

Opera İtalya’nın üç ünlü ismini bir araya getiriyor. Hikayeyi operaya, “yaşayan İtalyan bestecilerinin en önemlilerinden biri” olarak kabul edilen Fabio Vacchi uyarlayacak.

Oyunu sahneye koyacak olan yönetmen Ermanno Olmi ise, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye, Venedik’te Altın Aslan ve Fransa’da Cesar ödüllerini kazandı.

Operanın dekor ve kostümlerini de İtalya’nın en büyük çağdaş heykeltraşı olarak nitelenen Arnoldo Pomodoro hazırlayacak. Pomodoro teneke için 30-40′lı yılların Türkiye’sinin fotoğraflarını inceliyor.

3 perdeden oluşan opera ilk olarak 22 Eylül’de sahnelenecek. Biletler 20 Temmuz’dan itibaren satışa sunulacak.

http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/haber_detay.asp?PID=119&HID=1&haberID=365821

Yazı kategorisi: Opera, Türk Edebiyatı | » yorum bırak;

Yüzüklerin Efendisi sahnede

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Beyaz perdede rekorlar kıran Yüzüklerin Efendisi sahneye taşındı.

Londra’nın tiyatrolarıyla ünlü Batı Yakası, tarihinin en pahalı müzikalini ağırlıyor. Ünlü yazar Tolkien’in çok satan kitabı “Yüzüklerin Efendisi”, beyaz perdenin ardından müzikale uyarlandı. Hem olumlu hem de olumsuz eleştiriler alan müzikalin en çok eleştirilen yanı kısaltılmasına rağmen uzun bulunan, 3 saatlik süresi oldu.

“Yüzüklerin Efendisi”, müzikali, 12 buçuk milyon sterlinlik dev bütçesiyle Londra’da perde açtı. Müzikal, hem iyi hem de kötü eleştiriler aldı.

Tiyatro eleştirmeni Georgina Brown “Korkarım bu müzikal ‘çok çok çok sıkıcıların efendisiydi’. Çok kötüydü. Tabii birkaç etkileyici bölümü de vardı. Kara şövalyeler ve orklar gerçekten harikaydı. Ama karakterler çok oturmamıştı. Hobitler ya çok şişman ya da çok uzun oyunculardan seçilmişti.” dedi.

En çok eleştirilen nokta, müzikalin 3 buçuk saati bulan süresiydi.

http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=251939

Eser, görsel efektlerle puan topluyor. “Orta Dünyanın” büyüleyici atmosferini tiyatroya taşıyan bilgisayar kontrollü 40 tonluk hareketli sahne büyük ilgi çekiyor.

50 oyuncu ve 19 müzisyenin görev aldığı müzikalin perde arkasında da 60 kişilik dev bir kadro yer alıyor.

Yazı kategorisi: Dünya Edebiyatı, Tiyatro | » yorum bırak;

Türk Dil Kurumu’ndan Balıkesir Belediyesi’ne “Türkçe” Ödülü

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Türk Dil Kurumu (TDK), işyeri adlarında ve tabelalarında Türkçe kullanımını özendiren karar ve uygulamaları sebebiyle Balıkesir Belediyesi’ne ödül verdi.

Balıkesir’de, 2006 yılında bir grup üniversite öğrencisi tarafından başlatılan ve vatandaşların da desteğini alan girişimlerle gerçekleştirilen kamuoyu oluşturma kampanyası, belediye meclisinde de gündeme alındı. Balıkesir Belediye Meclisi’nin bu konuda bir karar alınması yönündeki tepkisi, Türk Dil Kurumu tarafından ödüle değer bulundu. Belediyede düzenlenen törende konuşan Belediye Başkanı Sabri Uğur, lisanın insan hayatındaki önemini belirterek, kendi diline sahip çıkamayan toplumların başkalarının lisanları ile yaşamak zorunda kalacaklarını söyledi. Başkan Uğur, “Bugün, özellikle gençlerimizin kendi aralarındaki sohbet ve konuşmalarda Türkçemizin ancak 300-400 kelimesini kullanabildiklerine, son derece bozuk ve yanlış konuşmalara üzülerek tanık oluyorum. Yüzbinlerce kelimelik zengin bir dile sahip olan bir ulusun çocuklarının, konuyla hiç ilgisi olmayan, ‘şey, falan, yani, gibi oldum’ benzeri ifadelerde bulunduklarını üzülerek görüyorum. Bütün bunların çaresi, dünyanın en eski, en zengin ve en çok konuşulan dillerinden biri olan Türkçemiz’i doğru öğrenip, doğru kullanılmasını sağlamakla mümkün olabilir. Türk Dil Kurumu’nun da bu yöndeki çabalarını takdirle karşılıyor, kendilerine şükranlarımı sunuyorum” dedi.

Belediye Başkanı Sabri Uğur, belediye meclisinin Türk Dil Kurumu’nun ödülüne konu olan kararı almasında etkili olan üniversite öğrencilerine de teşekkür etti. Türk Dil Kurumu Başkan Yardımcısı ve Başkan Danışmanı Prof.Dr. Recep Toparlı da, Türkçe’ye sahip çıkılması, Türkçe’nin doğru kullanılması yönünde Balıkesir Belediye Meclisi’nin aldığı karardan dolayı Başkan Uğur ve tüm meclisi üyelerini kutladı. Toparlı, “Duyarlılıkları için kendilerine ayrı ayrı teşekkür ediyor, bu duyarlılıklarını sürekli hale
getireceklerine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Balıkesir’de belediye meclisinin 7 Kasım 2006 tarihli oturumunda alınan kararla, Belediye Reklam ve İlan Yönetmeliği’nin 5. maddesine yeni bir fıkra eklenerek, yeni açılacak işyerlerinin Türkçe adlarla adlandırılmasının teşvik edilmesi hükmü yürürlüğe konulmuştu.

http://www.haberler.com/turk-dil-kurumu-ndan-balikesir-belediyesi-ne-haberi/

Yazı kategorisi: Dilbilim, Türk Edebiyatı | 1 Yorum »

Kırıkkale’de Kaçak Kazı Yapan 2 Kişi Tutuklandı

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Kırıkkale’nin Sulakyurt İlçesinde Sit Alanlarında Kaçak Kazı Yaparken Yakalanan 2 Kişi, Çıkarıldıkları Mahkemece Tutuklandı.

Edinilen bilgiye göre, Sulakyurt ilçesindeki Seydim Tepesi’nde kaçak kazı yapan Ferhat B. (30) ve Uğur Ç. adlı şahıslar, yanlarında getirdikleri el feneri, kazma, ip ve diğer malzemeleri ile birlikte devriye gezen Sulakyurt İlçe Jandarma ekiplerince suçüstü yakalandı. Gözaltına alınan şahıslar, ifadeleri alındıktan sonra çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine konuldu.

http://www.haberler.com/kirikkale-de-kacak-kazi-yapan-2-kisi-tutuklandi-haberi/

Yazı kategorisi: Arkeoloji | » yorum bırak;

Kabadayı’nın çekimleri başlıyor!

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Şener Şen ve Kenan İmirzalıoğlu’nu buluşturan ‘Kabadayı’nın çekimleri başladı.

Şener Şen, “Kabadayı” filmiyle beyazperdeye dönüyor. Şen, çekimleri bugün başlayan filmde, Kenan İmirzalıoğlu, İsmail Hacıoğlu ve Aslı Tandoğan gibi son dönemde dizi filmlerle yıldızı parlayan oyuncularla kamera karşısına geçti. Yapımcılığını Filmacass ile Fida Film’in üstlendiği, yönetmenliğini Ömer Vargı’nın yaptığı, senaryosunu ise Yavuz Turgul’un yazdığı filmin tanıtım toplantısı dün Sürmeli Oteli’nde yapıldı. Çekimlerinin yedi hafta sürmesi planlanan filmde Şen, Ali Osman adlı bir kabadayıyı canlandırıyor.

Aralıkta sinemada

Film için beline kadar olan kumral saçlarını siyaha boyatıp kısaltan Tandoğan ise “Kabadayı ilk sinema filmim olacak. Bu film projesi için geçen yıl görüşme yapmıştım. Şen’le birlikte oynayacağımı bilmiyordum. Duyunca çok sevindim ve heyecanlandım. Şen’in oğlunu canlandıran İsmail Hacıoğlu’nun sevgilisi Karaca’yı oynuyorum. Mafya babası Devran’ın da vazgeçemediği aşkıyım” diye konuştu.
İstanbul’da 30 farklı mekânda çekilecek film, aralıkta sinemaseverlerle buluşacak.

Konuyu merak edenlere

Ünlü kabadayılardan Ali Osman (Şener Şen), eski günlerine veda etmiştir. Beklenmedik bir anda yıllardır görmediği, âşık olduğu kadının izini bulur ve bir oğlu olduğu haberiyle sarsılır. Oğlu Murat (İsmail Hacıoğlu) ve sevgilisi Karaca (Aslı Tandoğan) ile bir barda çalışmaktadır. Karaca’ya yıllardır âşık olan mafya üyesi Devran ise (Kenan İmirzalıoğlu) kızı geri alabilmek için her şeyi göze almıştır. Ali Osman’ın artık tek amacı oğlu Murat ve sevgilisi Karaca’yı canı pahasına korumaktır. Devran için ise hayattaki tek amaç Karaca’dır ve yoluna çıkan her şeyi, herkesi yok etmeye hazırdır.

http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=251566

Yazı kategorisi: Sinema | » yorum bırak;

Şehir Tiyatroları’nda Türk edebiyatı yılı

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 2007-2008 repertuarını dün Malta Köşkü’nde yapılan bir basın toplantısıyla açıkladı.

 

Toplantıda konuşan Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer, “Yerli oyunlarda yakın tarihimize ışık tutan eserlerin yanı sıra İstanbul teması öne çıkarılacak.” dedi. Sahnelenecek yerli oyunlar arasında Cumhuriyet’in 85. yılı vesilesiyle repertuara alınan İsmet Küntay’ın ‘Tozlu Çizmeler’i ile Sait Faik’in ‘Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye’si ve Ziya Osman Saba’nın ‘Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi’ öne çıkıyor. Mai ve Siyah (H. Ziya Uşaklıgil), Sinekli Bakkal (H. Edip Adıvar), Divane Ağaç (Yunus Emre), Yolcu (Nazım Hikmet), Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (Aziz Nesin) ile Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe (Orhan Asena) ise diğer yerli oyunlar. Çeviriler arasındaysa Beyazıt (Jean Racine), Yazlıkçılar (Maksim Gorki), Doğrular (Albert Camus), Satıcının Ölümü (A. Miller) gibi oyunlar yer alıyor. Geçen yıl 453 bin 601 seyirci sayısıyla bir rekora ulaştıklarını belirten Şehir Tiyatroları Müdürü Mehmet Acarca, yeni sezonda Şehir Tiyatrosu’nun bütün ünitelerinin Haliç’teki Tersane binasında toplanacağını, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin ise tiyatro salonu olarak hizmet vermeye devam edeceğini söyledi. Jülide Karahan

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=554137

Yazı kategorisi: Tiyatro, Türk Edebiyatı | » yorum bırak;

Lucien Freud’un resmine rekor fiyat

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

İngiltere’nin en özgün genç ressamlarından Lucien Freud’un bir tablosu, dünkü açık artırmada 11.7 milyon euro’ya satıldı
Christie’s Müzayedeevi’nden yapılan açıklamada, ressamın arkadaşı olan sanat eleştirmeni ve fotoğrafçı Bruce Bernard’ın resmedildiği portreye ödenen 11.7 milyon Euro’nun, İngiliz sanatçının bir tablosuna bugüne kadar ödenen en yüksek fiyat olduğu belirtildi.

Tabloya ödenen fiyatın, aynı zamanda yaşayan Avrupalı ressamların tablolarının satışı için düzenlenen müzayedelerde ulaşılan en yüksek rakam olduğu belirtiliyor.

Lucien Freud

İnsanları çıplak ve kusurlu resmetmesiyle tanınan Lucien Freud, Kate Moss’un hamileyken resmini de yapmıştı.

Nü tablo ünlü müzayede salonu Christie’s’de açık artırmayla satışa çıkmış ve 4 milyon sterline (10 milyon YTL) satılmıştı.

Moss’un resmini hiç beğenmediği, hatta kendisinin satın almak istediği söylenmişti.

http://www.ntvmsnbc.com/news/411778.asp

Yazı kategorisi: Resim | » yorum bırak;

Toptaş, kendi halince yazıyor

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

‘Kendi halimce roman yazmaya çalışan biriyim ben’ diyor Hasan Ali Toptaş, ‘Ne yaptığımı tam olarak bilmiyorum. İlk romanım ‘Sonsuzluğa Nokta’dan sonra, mekânın duyularla kavranabilir bir tanımından uzak durduğumun farkında değilim sözgelimi. Bilinçsizlik kılığına bürünmüş uzak bir bilinçle yazılıyor sanıyorum. En azından ben bunun böyle olması gerektiğine inanıyorum’

Senin, mekânın ve zamanın sözü edilmeyen hallerini somutlaştırdığını ve özgünlüğünün temel noktasının bu olduğunu hep düşünmüşümdür. Boşluğu gösterirsin meselâ; kâğıdın formuna giren zamanı, iki kişinin arasında somut bir varlık gibi duran uzayı. Öte yandan ilk romanın hariç mekânın duyularla kavranabilir bir tanımından uzak durduğun söylenmeli. Bu neyin, nasıl bir sentezidir?

Bu soruyu cevaplamak benim için bir hayli güç. Aslında, itiraf edeyim, kendi yazdıklarıma ilişkin her türlü soruyu cevaplamak güç. Arada bir söylediğim bir şey var, o da şu; ben ne yaptığımı tam olarak bilmiyorum. İlk romanım ‘Sonsuzluğa Nokta’dan sonra, mekânın duyularla kavranabilir bir tanımından uzak durduğumun farkında değilim sözgelimi. Bununla birlikte, daha birçok şeyin de farkında değilim. Bilinç olarak adlandıramayacağımız bir bilinçle, ya da bilinçsizlik kılığına bürünmüş uzak bir bilinçle yazılıyor sanıyorum. En azından ben bunun böyle olması gerektiğine inanıyorum. Zira unutulmuş bilgi muteberdir bana göre; unutulmayanlar, biz farkında olmasak da, metin için birer baş belasıdır. Başka bir deyişle, bir metinde her şey yazılmadan önce düşünülmüşse, her şey aklın menzilinde olup bitiyorsa o metin sağlıksız bir metindir. Bu durumda, metnin iç aklı bile hiçe sayılmıştır çünkü…
Ben de Cioran gibi, bir hareketin bilincinde olunduğu zaman o hareketin artık yapılamayacağını, ya da yapılsa bile kötü yapılacağını düşünüyorum. Bu nedenle, önceden plan yapmadığım gibi, diyelim mekânı şimdi şu şekilde anlatayım diye bir karar da almıyorum.
Ben ‘Metinde şunu yapacağım’ bilgisinden çok ‘Galiba şunu yapıyorum’ sözünün farkında olduğumuz anlardan söz ediyorum. Yazarın kendi yazısını tanımlaması doğru değil, bundan uzak durduğunun farkındayım. Ama yazarın ortaya koyacağı bir tavır da varsa sormak lazım. Bazı yazarlar ‘farkında oldukları bir şey doğrultusunda’ hareket ederler. Örneğin, L. Durrell açıkça zamanla uğraştığını söyler ve Bergson’a karşı çıktığını, Proust ve Musil’in zaman anlayışından farklı durduğunu belirtir, yazı tekniğini buna göre kurduğunu açıklar. Ben ‘zaman’ kavramıyla uğraşıyorum, sen de öyle. Bu kavramın metafizik yükü bile, ne yaptığımızla ilgili bir soruyu aklımıza getirebilir de, bunun için soruyorum.
16, 17 yıl önce yazdığım bir öyküyü hatırladım şimdi; adı ‘Zaman Kimi Zaman’dı. Salt zaman kavramıyla uğraştığımı düşünmüyorum tabii. Zaman zaman, zaman kavramını didikliyorsam, bunu hem keyif aldığım, hem de o sırada çalıştığım metin için bir tür gereklilik olarak gördüğüm için yapıyorum. Sözgelimi, ‘Uykuların Doğusu’nu yazarken, günlük güneşlik bir günün ceberrut bir bölüm şefi, koskoca bir ayın gülüşe gülüşe geçip giden bir grup çocuk, başka bir günün çınarın dalında haftalarca duran bir kuş şeklinde göründüğü bölümde keyiften uçmuştum. Tabii, sırf keyif alıyorum diye yazmadım o paragrafı; aynı zamanda bu zaman çeşitlemelerinin roman kahramanının ruh haliyle de ilgisi var.
Peki o zaman biraz ben didikleyeyim bu konuyu. Yazarlığının ilk dönemlerinde dramatik gelişimi belli olan bir anlatım yolun vardı. Özellikle ‘Bin Hüzünlü Haz’dan itibaren anlatma biçimin anlattığın şeye göre daha belirgin bir biçimde öne çıktı. Zaten ‘Uykuların Doğusu’nda ‘Bin Hüzünlü Haz’a göndermeler yapıyorsun. ‘Bin Hüzünlü Haz’dan beri başka bir tür anlatıcılık yoluna girdiğin söylenebilir mi?
Söylenebilir hiç kuşkusuz, çünkü ‘Bin Hüzünlü Haz’ benim yazarlık serüvenimde önemli bir nokta. Neden önemli? Galiba, o romanı yazarken roman sanatına dair bir aydınlanma anı yaşadım ben. Başka bir deyişle, kendi çizgimde kendi halimce bir sıçrama yaşadım. Bu sıçramanın, bu aydınlanma ânının verdiği hazla ‘Bin Hüzünlü Haz’ı yazarken, parmak uçlarımın karıncalandığını ve bu uyuşma halinin damarlarımı izleyerek beynime doğru tırmandığını hatırlıyorum. Roman sanatıyla haşır neşir olmanın şehvetini en geniş haliyle ilk defa o zaman yaşadım sanıyorum; baş dönmesi gibi, uçmak gibi, gövdenin sınırlarından çıkıp zamanın dışında bir yerde her şeyi içeren hiçbir şey kılığında gezinmek gibi bir şeydi bu… Anlatılması bile imkânsız görünüyor şimdi bana.
Elbette, ‘Bin Hüzünlü Haz’la birlikte roman sanatına bakışım ve ondan ne anladığım da değişti. Benim için o roman, çok özel bir okuldu, harikulâde bir deneyimdi. Sanıyorum, bilgiden sonraki bilgisizlikle katıksız bilgisizliğin karışımından oluşan cehaletin nasıl bir cevher olduğunun bilincine de o romanı yazarken vardım. Bu daha önceki yıllarda olsun isterdim aslında.
Yazarın sezgileriyle bir bilinç halini temsil ettiğini söyler gibisin. Bunu da, yazıya imgelem ve duygu yönünden vurgu yapmandan çıkarsıyorum. ‘Bilgiden sonraki katıksız bilgisizliğin cevher oluşu’, ‘unutmanın metinde geçerli söz düzenini sağlayacağı’ ancak imgelemle kavranabilen sözler. Buna imgesel olarak bir değer yükler ama kavramsal olarak tanım bulmakta zorlanırız. Şart değil! Bu bir bakıma verili biçimsel eğilimlerin dışına çıkan bir tavrı işaret etmiyor mu? Senin metni kurarken yaşadığın heyecanın okura geçmesini salt heyecanla ilgili bir şey olarak göremediğim, bunun bir bilgisinin olduğunu düşündüğüm için bunları söylüyorum.
Dediğin gibi, aşağı yukarı, yazarın sezgileriyle bir bilinç halini temsil ettiğini söylüyorum. Metni kurarken yaşadığım heyecanın okura geçmesi salt heyecanla ilgili bir şey olamaz, bunun bir bilgisi vardır elbette ve elbette ben metinlerimi yazarken her cümlemi unutulmuş olan o bilginin buharından geçiriyorum.
Erken yapıtlarında duyu organlarımızla kavradığımız, daha kırsal, kasabamsı, küçük şehir kokan bir çevre içinde dolaşırdık. ‘Bin Hüzünlü Haz’la birlikte şehri ana eksen haline getirmekle kalmadın, duyu organlarımızdan uzaklaşıp akla ve çağrışımlara doğru çağrılar yapan bir metni benimsedin. Masal dili gibi oyunlu ve simge ağırlıklı bir dili, ‘Uykuların Doğusu’nda imgeselliğe götürdün. Masal diliyle roman dili arasında kurulacak sentez sorunlu bir ilişkiyi denemek olmadı mı?
Biraz öyle oldu açıkçası. Ama ben bunu keyifle yaptım. Gene de, masalsı bir söylemi içermesine, sözlü anlatılardaki kimi kalıplara yer verilmesine rağmen ‘Uykuların Doğusu’ndaki dilin bir roman dili olduğunu ve bunun o romanın ruhuna uygun olduğunu düşünüyorum. Romanın adında Doğu kelimesinin olması da buna denk düşen bir şey bence. Ayrıca, kimi zaman söylediğim gibi, ben yazarken bir elimle Şehrazat’ın sesine dokunmayı seviyorum. Elbette o romandaki dil o romana özgü.
Şiirsel metin yazdığını söylüyorlar. Bu konudaki düşünceni merak ediyorum.
Bu tanımı ben sadece ‘Yalnızlıklar’ için yaptım, çünkü o çalışma şiir değil. Öykü de değil. Roman zaten değil. Hiçbir kalıba girmeyen, hiçbir etiketin altında rahat durmayan, tuhaf bir metin. Fi tarihinde yapılan ilk baskısından sonra bu yüzden şiir olarak adlandırılmasını istemedim. Dolayısıyla, şimdi kitabın herhangi bir yerinde ‘şiir’ ibaresi yoktur. Zaman zaman, peki o halde bu metin nedir, diye soranlar oldu. Ben de, şiire daha yakın durduğunu, ille de bir adlandırma yapılacaksa belki ‘şiirsel metin’ denebileceğini söyledim. Bunun ötesinde, yazdığım romanları ve öyküleri kastederek şiirsel metinler yazdığımı söylüyorlarsa, bunun tam olarak ne anlama geldiğini gerçekten bilmiyorum. Şiirsel metin tanımlamasının doğru olup olmadığını da bilmiyorum. Kaldı ki, bana göre, metinlerin derinliklerinde şiir her daim vardır. Hemingway’in ‘Beyaz Fillere Benzeyen Tepeler’ adlı öyküsünde de vardır sözgelimi, Kafka’nın ‘İmparatorun Haberi’ adlı öyküsünde de. Ya da, senin ‘Zaman Yeli’nde de vardır. Birinde günlük yaşamın kesintili konuşmasından, küçük sessizlik gölleri halinde doğar bu şiir; diğerinde sonu gelmeyecekmiş gibi gözüken uzun mu uzun bir soluktan, bir diğerinde de yalın bir söylemden… Şiir anlatı sanatının çekirdeğidir bir bakıma.
Şiirde ‘tahkiye’ denilen öyküleme en azından günümüz sanatı için şart değil. Ayrıca şiir imgelemle kavranabilir ama bir romanı salt imgelemle kavrayamayız. Senin metnini salt imgelemle açıklamaya çalışanlara itiraz ederek söylüyorum bunu. Çünkü bütün bu romanları şiire indirgemek, kanımca onların roman olmadığını söylemektir.
Haklısın, salt şiire indirgemek bir anlamda onların roman olmadığını söylemektir. Gene de ben, bunu kastetmediklerini ümit ediyorum.
‘Uykuların Doğusu’nda kendi yazı estetiğini ‘Dayı’nın konuşmalarıyla tanımlayan sözler ettiğin görülüyor. ‘Görünmeyeni anlatmak hüner değildir, tam tersine bir çeşit kabalıktır ve ayıptır, görünmeyeni sadece görünür kılacaksın’, ‘Akıldan uzak duracaksın’, ‘Kelimeleri kusmayacak, birçoğunu yutacak ve kâğıda yuttuğun kelimelerin boşluğunu bırakacaksın’ gibi. Metni ‘romanın kişilerinden biri’ haline getiren bu durum, ‘Hasan’ım Ali’ diyerek seni de oyuna sokuyor. Kitabın son cümlesi ile ilk cümlesi arasındaki döngüsel bağ da tüm metni çember içinde başı sonu belli olmayan öyküye dönüştürüyor. Burada bir yazı estetiği iddiası görüyorum.
Sonuçta yazılan her metin bir iddiadır elbette ama ‘Uykuların Doğusu’ senin belirttiğin gibi bir iddiayı taşıyor mu bilmiyorum. Kendi halimce roman yazmaya çalışan biriyim ben, kendimi hep böyle görüyorum. Bir romanın değeri ona verilen emekle hiçbir zaman ölçülmez, bunu biliyorum ama doğrusu ‘Uykuların Doğusu’na çok emek verdim. Öteki romanlarımdan daha farklı bir roman olsun diye, kendi bütünlüğüne ulaşsın diye ve de ruhuyla, yapısıyla, iç örgüleriyle, bu örgülerin birbirlerine olan konumlarıyla, seslerinin dağılımıyla ve daha başka ayrıntılarıyla tastamam bir romana dönüşsün diye emek verdim. Ne kadar başarılı oldum bilemem tabii.
Gürsel Korat, ‘Zaman Yeli’ ve ‘Güvercine Ağıt’tan sonra, okurlarının çok beklediği üçüncü Kapadokya romanını çalışıyor, 2008′de tamamlayacak. Yazar, öyküleri ve tüm diğer kitaplarıyla eylül ayından itibaren Everest Yayınları’nda. Bir 12 Eylül romanı olan ‘Ay Şarkısı’ da 12 Eylül 2007′de çıkacak.



Borges’i gizli öykü kahramanı yaptı
Bir edebi yapıt akla, duyguya veya sezgiye ne kadar seslenir?
Bunu hiç düşünmemiştim doğrusu. Herhalde her yapıt kendi gücüne göre, bunların hepsine birden seslenir.
Ama, yapıt seslenecekken tutar da yazar seslenmeye kalkarsa sonuç felaket olur sanıyorum. Tabii, bir yapıt akla ne kadar, duyguya ne kadar, sezgiye ne kadar seslenir bilemiyorum. Bunu yazarı da bilemez bence. Çünkü bu biraz da o yapıtı algılayanla ilgili bir şey. Yapıt kendisini algılayanın hayatına seslenir aslında; bir bakıma onun o anına, geçmişine ve geleceğine seslenir.
Metinlerarası metinler yazmak, örneğin Fuentes ve Borges’ten söz ederek metinler kurmak ilk öykülerinde rastlanan bir durum. Buna bugün nasıl bakıyorsun?
Öyle bir öyküm var evet, adı ‘Beyaz Karanlık.’ Adları anılmaz ama öyküdeki kahramanlar Borges, Fuentes ve Cortazar’dır. Bakış açımda bir şey değişmiş değil. ‘Uykuların Doğusu’nda, iş verilmediği için ne yapacağını bilemeyen, bu yüzden de kendini kitaplara vuran ve okuduğu kitapların içinde uçsuz bucaksız yolculuklara çıkan o uzun kuyruklu adam, Mısır’a doğru giderken, bir keresinde Borges’in kitaplarından (Düşsel Varlıklar Kitabı) birinin içinden geçer sözgelimi. Başka bir yerde de, anlatıcınım dayısı, hikâyeyi, kurabiye kokularının içinde gezinen hastalıklı bir ata benzetir ve onu bize kendisinin değil, içinde gezindiği bu kokularla, kokulardan doğacak çağrışımların ya da varlığından bile haberdar olmadığımız bazı sezgilerin yazdırabileceğini söyler. Dolayısıyla, Proust zımnen anılmış olur. Bunlar benim küçük selamlamalarımdır. Bu selamlamayı gören okur biraz daha keyif alır belki, görmeyen de bir şey kaybetmez. Çünkü roman o sayfalardaki gücünü bu küçük selamlamalardan almaz. Kaldı ki, bu selamlamayı bile kendinin kılmıştır ve bunu yapmak zorundadır. Yoksa, bunlar orada yama gibi sırıtır durur.http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=224685

Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;

Altın Portakal’a iki yeni dilim eklendi

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

 
Bu yıl 44.sü gerçekleştirilecek Altın Portakal Film Festivali iki yeni ödülle geliyor. Yenilikleri, önceki gece Adile Sultan Sarayı’nda düzenlenen toplantıda festivalin onursal başkanı ve Türkiye Audivisuel Kültür Vakfı (TÜRSAK) Başkanı Engin Yiğitgil açıkladı.
 

Ödüllerin ilki, Dr. Avni Tolunay adına verilen ödüle Yurtiçi Kargo’nun eklediği 30 bin dolarlık para ödülü. Yurtiçi Kargo, ayrıca ödül kazanan filmin yurtiçi ve yurtdışı tüm taşıma işlemlerini ücretsiz yapacak. Diğer ödül ise senaryo geliştirme amacıyla Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) adına konulan ve 25 bin YTL karşılığı bulunan ödül. Bu yıl 19-28 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek festivalin onur ödülü sahipleri ise yönetmeni Yavuz Turgul ve oyuncu Halil Ergün. Üyeler henüz açıklanmasa da tiyatro sanatçısı Genco Erkal, jüri başkanı olarak basına tanıtıldı. Yiğitgil, “Promosyon olsun diye üyeleri tek tek açıklayacağız.” derken konuşması boyunca da basına seslendi. Geçen sene festivalle ilgili kimi haberler ekibin canını sıkmış ki Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel ve hatta festival sponsoru Real’in başkanı Ulf Groth da ‘kötü haberler yapılmaması’ konusunda basına, serzenişle karışık temennilerde bulundu. Yiğitgil, geçen yıl eleştirilen geleneksel kortej içinse “Belki bu sene en iyisini yapacağız.” demekle yetindi. Gecenin en güzel yanı ise ilk Altın Portakal’da ödül almış Hülya Koçyiğit’in, kendi kariyeri ve festivalin hayatını paralel anlattığı konuşmasıydı

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=554136

Yazı kategorisi: Festival, Sinema | » yorum bırak;

İstanbul’da 6 ay Rûmî mevsimi

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

‘2007 Mevlânâ Yılı’ İstanbul’da yıl sonuna kadar pek çok farklı etkinlikle kutlanacak. Aralık sonuna dek sürecek program, önceki akşam Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda düzenlenen toplantı ile tanıtıldı.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ’nin gerçekleştireceği programda, ücretsiz olarak düzenlenecek konser, sergi, Mevlevihane gezileri, sema gösterileri, uluslararası neyzenler buluşması ve konferanslar var.

“Bütün İstanbulluları özellikle etkinliklere davet ediyorum.” diyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a göre İstanbul’daki Mevlânâ etkinlikleri farklı bir öneme sahip. Zira “Mevlânâ, Konya’da yaşamış olmasına rağmen fikirleri İstanbul’da hayat bulmuş.” Topbaş, bu fikirlerin dünyaya da yine İstanbul’dan yayılacağına inanıyor; delili de Galata Mevlevihanesi: “Mev-lânâ, medeniyet kültürümüzün şekillenmesinde çok önemli bir role sahip. O bizim sesimiz olarak sevgi dolu hislerimizi dün olduğu gibi tüm dünyaya bugün de yansıtıyor. İstanbul’da Galata ve Yenikapı Mevlevihanelerinin hâlâ var oluşu, Mevlânâ’nın buradan geleceğe de ışık tutacağının göstergesidir. Mevlâ-nâ’nın açtığı sevgi halesi tüm insanlığı kucaklayarak büyümektedir.” İstanbul Valisi Muammer Güler de bugün küresel barış adıyla dillendirilen anlayışın temelinde Mevlânâ’nın felsefesi olduğuna dikkat çekti. “Bugün küresel barışa ait söylenen ne varsa onun temelinde belki de Hz. Mevlânâ’nın inancından kaynaklanan ruh var. Avrupa Birliği yasalarına ve Kopenhag Siyasi Kriterlerine baktığınız zaman Mevlânâ’nın o güzel öğretisini bulabilirsiniz. Bundan sonraki etkinliklere daha çok İstanbullunun katılarak Mevlânâ’yı anmasını diliyorum.”

Açılış töreninin ardından, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, etkinliklerin ilk halkası olan ‘Rumi-Senfonik Gösteri’sine sahne oldu. Orhan Şallıel’in hazırladığı, Ziya Azizi’nin koreografisini yaptığı gösteride Mevlânâ’yı Yılmaz Erdoğan canlandırdı. Erdoğan, sahneye tılsımlı bir gömlek ile çıktı. Ali Gül’ün seslendirdiği metinlerle ilerleyen gösteride, farklı disiplinlerden sanatçılar bir aradaydı. Projenin mimarı Orhan Şallıel’in heyecanı ise gözden kaçmıyordu. Düdük ve ney ustası Ertan Tekin, klarnetçi Hüsnü Şenlendirici, kanunî Aytaç Doğan, bağlama sanatçısı İsmail Tunçbilek ve DJ Murat Uncuoğlu’nun da aralarında bulunduğu 120 kişilik bir ekibin sunduğu etno-senfonik gösterinin ilk bölümünde Mevlânâ’nın çocukluğu, evlenmesi, babasının vefatı ve Şems ile muhabbetleri anlatıldı. Bir saatten fazla süren gösterinin sonunda ise Itrî’nin Salat-ı Ümmiye’si okundu. Tasavvuf korosundan ve diğer sanatçıların çoğunluğunun gençlerden oluşması ayrı bir hava kattı geceye. 20 kişilik semazen topluluğunun göz kamaştıran gösterisi, hafızların ve neylerin büyülü nefesi ile modern seslerin tatlı birlikteliği Mevlânâ’nın tüm zamanlara ve gönüllere nasıl ulaştığını yeniden gözler önüne serdi. Geceden akıllarda kalan tek olumsuz nokta ise gösteride semazen giysili dansçının bir ibadet olan sema ile uyuşmayan dans tarzıydı. Semazen giysileriyle yapılan dansın Mevlânâ’nın ruhuna zarar verdiğini söyleyen bazı seyirciler, tepki göstererek Açıkhava’dan ayrıldı.

2007 Mevlânâ Yılı İstanbul programı

Mevlânâ ve Dua (Konser ve Defile-Topkapı, Aya İrini)

Minyatür’de Mevlânâ (Sergi ve Söyleşi-Tarık Zafer Kültür Merkezi)

Mevlânâ Rüzgârı (Mevlevî Figürleri Sergisi-Topkapı Sarayı-Taksim)

Notalarda Hoşgörü (Konser-Harbiye Açık Hava)

Dünya Enstrümanlarıyla Şeb-i Arus (Konser-Abdi İpekçi)

Gel, Gel, Gel… Ne Olursan Ol Yine Gel! (Sema – Çeşitli meydanlarda)

Hoşgörüye Davet (Ses ve Laser Gösterisi-Sultanahmet Meydanı)

Hamuşan Geziler (İstanbul’da Mevlevîhâne Gezileri)

Çakıl Taşları ile Hoşgörü (Sergi-Taksim Metro Sergi Salonu)

Mevlânâ İle Sevgiye Yöneliş (Karma Sergi-Taksim Sanat Galerisi)

Hoşgörünün Adı: Mevlânâ (Konferans-Cemal Reşit Rey)

Sevgiyi Arayış (Tezhib Sergisi-İslam Eserleri Müzesi)

Yüzyılları Aydınlatan Işık (Fotoğraf Sergisi- Taksim Metrosu, Sultanahmet)

Uluslararası Neyzenler Buluşması (Konser- Cemal Reşit Rey)

Mevlânâ’dan Esintiler (Resim Sergisi-Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi)

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=554135

Yazı kategorisi: Festival, Karma Sergi, Müzik, Türk Edebiyatı | 1 Yorum »

560 yıllık koro şarkılarını İstanbul’da söyleyecek

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

İngiliz koral geleneğinin en yetkin ve dünyaca tanınan temsilcisi King’s College Korosu, şef Stephen Cleobury yönetiminde, 23 Haziran Cumartesi akşamı saat 20:00’de Aya İrini Müzesi’nde İstanbullu müzikseverlerle buluşuyor.
Konserde, King’s College Korosu’na, İngiltere’nin gözde oratoryo solistlerinden soprano Julie Kennard ve seçkin topluluk ve orkestralarla sahne alan bas-bariton Michael George solist olarak eşlik edecek. Brahms’ın “Bir Alman Requiemi”nin besteciye ait dört el piyano yorumunun yanı sıra Bruckner, Beethoven, Schubert ve Mendelssohn gibi Romantik dönem bestecilerinin eserleri seslendirilecek.

1441 senesinde, Kral VI. Henry tarafından kurulan King’s College Korosu, bugün türünün dünyada en tanınmış örneği. Tamamı erkek seslerden oluşan koroda, 14 yetişkin erkek ve 16 çocuk yer alıyor.

EMI Classics etiketiyle Bach’tan Brahms ve Rachmaninov’a koro repertuarının önemli yapıtlarını kaydeden King’s College Korosu, 1928 yılından beri BBC Radyo ve Televizyonu tarafından yayınlanan bir Noel klasiği “A Festival of Nine Lessons and Carols” ile dünya çapında milyonlara ulaşıyor.

“King’s College Korosu” konserinin biletleri Biletix satış noktaları; www.biletix.com ve Biletix çağrı merkezi (0216) 556 98 00 aracılığıyla ve Atatürk Kültür Merkezi ve Aya İrini Müzesi gişelerinden satın alınabilir.

http://www.ntvmsnbc.com/news/411851.asp

Yazı kategorisi: Müzik | » yorum bırak;

Moore karşıtları yönetmeni suçladı

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Amerikalı Yönetmen Michael Moore’un ilk belgeseli “Roger and Me”nin kısaltılıp kısaltılmadığı tartışılıyor. “Manufacturing Dissent” adlı Moore karşıtı filmin yapımcıları, Moore’un ilk belgeselinin önemli kısımlarını montaj odasında bıraktığını öne sürüyor. “Roger and Me”, dönemin General Motors (GM) Yöneticisi Roger Smith ile yapılmış bir röportaj. Moore karşıtları, belgeselin ana temayı bozacak şekilde kısaltıldığını iddia ediyor. Moore, Amerikan tekeli General Motors’un yöneticisi ile şirketin Michigan-Flint’teki fabrikasını kapatması üzerine 30 bin kişinin işini kaybetmesi konusunda başarısız bir röportaj girişiminde bulunur.

‘Görüşseydim daha iyi olurdu’
Smith ile görüştüğü yönündeki iddiaları kabul etmeyen Moore, Smith ile filmin içeriği hakkında hiç konuşmadığını belirtti. Söylenenlere sert yanıt veren yönetmen, “Bunu söyleyen tam bir yalancıdır. Eğer onunla (Smith) röportaj yapmış olsaydım, bunu neden filme koymayayım ki? Roger Smit ile konuşma çok daha değerli olurdu” dedi. İnsanların kendisi hakkında konuşmasına çok alıştığını söyleyen Moore, kendisini anlattığı söylenen film hakkında da “O Michael Moore adı kullanılarak yaratılmış uydurma bir karakterdir” dedi.
Amerikalı yönetmeni eleştiren filmin yapımcıları Rick Caine ve Debbie Melnyk ise Moore’un, Smith ile 1987 yılında şirketin ortaklarının yaptığı bir toplantıda konuştuğunu reddettiğini ama bu tarihin, yönetmenin filme başlamasından önce olduğunu ileri sürüyor. Moore karşıtı yapımcılara göre yönetmenin, GM Yöneticisi Smith ile 1988 yılında New York’ta görüştüğü öne sürülüyor. Moore ise böyle bir durumunda GM’nin de basın açıklaması yapacağını belirterek iddialara karşı çıkıyor. Öte yandan Moore’un, Amerikan sağlık sistemini eleştirdiği son belgeseli, geçtiğimiz haftadan bu yana parçalar halinde Youtube video paylaşım sisteminde yer alıyor.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=12130

Yazı kategorisi: Sinema | » yorum bırak;

‘Kısa metrajlı filmler bir arada’

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Mersin Sinema Topluluğu (Mersinema) ‘Kısa metrajlı filmler bir arada’ adıyla yaptığı etkinlikle, Mersin’de yaşayan kişiler tarafından çekilmiş dokuz kısa metrajlı film gösterimi yaptı. Akdeniz Belediyesi Konferans Salonu’nda yapılan geceye, sinema sanatçısı Yılmaz Şerif’in de aralarında bulunduğu yaklaşık 200 kişi katıldı. Gecede, Yılmaz Şerif’in ‘Aydınlıktan Karanlığa’ isimli kısa metrajlı filmi de gösterildi. Etkinlikte topluluk adına konuşan Kadir Bazıki, Mersinema’yı kurarak Mersin’de nitelikli sinema adına ilk adımı attıklarını belirtti. Topluluk olarak Mersin’in kültür ve sanat şehri olması gerektiğini düşündüklerini söyleyen Bazıki, “Ancak bunun birkaç konserle olacağına inanmıyoruz. İlimizin kültür ve sanat şehri olması için sanatın her alanına yatırım yapılmalıdır” dedi. Bazıki ayrıca, tüm zorluklara ve kısıtlamalara rağmen sinemanın dilini kullanarak bir şeyleri ifade etmenin çok güzel olduğunu da sözlerine ekledi.
Neden Altın Limon olmasın?
Gecede ‘Aydınlıktan Karanlığa’ isimli filmi gösterilen sinema sanatçısı Yılmaz Şerif ise sinema adına yapılan etkinlikten duyduğu memnuniyeti bildirdi. Şerif, Adana ve Antalya arasında sıkışıp kalan Mersin’de, yıllarca bir film festivali olmasını hayal ettiğini söyledi. Mersinema’nın Mersin’de daha önce yapılmamış bir işi başardığını ifade eden Şerif, “Umarım gereken destek verilir ve sinema, Mersin’de de hak ettiği yere gelir. Antalya’da Altın Portakal, Adana’da Altın Koza var. Mersin’de neden Altın Limon Film Festivali olmasın? Umarım Mersinema’nın bu etkinliği, sinemanın yolunu Mersin’de açar” diye konuştu. Yaklaşık iki ay önce kurulan Mersinema, ‘Yitik Beşik ve Liste’ isimli iki kısa metrajlı film çektikten sonra Mersin’de yaşayan insanlar tarafından çekilmiş kısa metrajlı filmleri sinemaseverlerle paylaşma kararı almıştı.

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=12129

Yazı kategorisi: Sinema | 1 Yorum »

Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin tarihi belli oldu

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Tunceli Belediyesi sitesi aracılığıyla yapılan duyuruda 7.Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 9-10-11-12 Ağustos 2007 tarihlerinde yapılacağı bildirildi.

Yazı kategorisi: Festival | 14 Yorum »

14. Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali etkinlik Programı

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

22 Haziran / 22 June 2007 FAZIL SAY – KOROLU FANTEZİ  
Cuma/Friday Konser / Concert  
     
Antalya Devlet Opera ve Balesi    
Antalya State Opera and Ballet    
     
     
26 Haziran / 26 June 2007 CARMINA BURANA C.Orff
Salı /Tuesday Bale / Balet  
     

Antalya Devlet Opera ve Balesi

   
Antalya State Opera and Ballet    
     
     
30 Haziran /30 June 2007 SPARTACUS A.Haçaturian
Cumartesi/ Saturday Bale / Ballet  
     
Krasnador Grigorovich  Bale Topluluğu    
Krasnador Grigorovich  Ballet Company    
     
     
04 Temmuz/04 July İSTANBUL S.Alkan / H.Aksular
Çarşamba/Wednesday Bale / Ballet  
     
İstanbul Devlet Opera ve Balesi    
İstanbul State Opera and Ballet    
     
     
07 Temmuz/07 July 2007 MEVLANA  
Cumartesi/ Saturday    
     
İstanbul Devlet Opera ve Balesi    
İstanbul State Opera and Balet    
     
     
11 Temmuz / 11July 2007 TOSCA G. Puccini
Çarşamba/Wednesday Opera  
     
İzmir Devlet Opera ve Bale    
İzmir State Opera and Ballet    
     
     
16 Temmuz/16 July 2007 LA TRAVIATA G.Verdi
Pazartesi/ Monday Opera  
     
Mersin Devlet Opera ve Balesi    
Mersin State Opera and Ballet    
     
     

Bütün temsiller 21:30’da başlar.     All performances start at 09:30 pm

Yazı kategorisi: Bale, Opera | » yorum bırak;

Amaç: ‘En uzun süre sahnede kalmak’

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Trabzon Genç Müzisyenler Derneği üyesi bir grup, 50 saat sahnede kalarak, ‘en uzun süre sahnede kalma’ rekoru kırmak istiyor.

Trabzon Gazeteciler Cemiyetinde basın toplantısı düzenleyen Dernek Başkanı Ceyhun Alemdağ,  Karadeniz Teknik Üniversitesi Kanuni kampüsünde 3 Ağustos’ta rekor denemesine başlayacaklarını belirtti.

Alemdağ, “Önümüzdeki günlerde yapılacak olan Birinci Karadeniz Oyunları’nın ardından ülkemizin tanıtımınabir katkı da bizler yapmak istiyoruz. Trabzon’un dışarıdaki imajını değiştirmek ve gençlerin neler yapabileceğini göstermek en büyük amacımız” dedi.

KTÜ Rektörü Prof. Dr. İbrahim Özen’in desteğini de aldıklarını belirten Alemdağ, rekor denemesinin 8 saatte bir 15 dakika dinlenilerek gerçekleştirileceğini, iki şarkı arasının 30 saniye olacağını dile getirdi.

Alemdağ, kamuoyundan destek beklediklerini de açıkladı:

“Gönüllü olarak konser süresince bize yardımcı olmak isteyen arkadaşlarımızı da ekibimize katmak istiyoruz. Dernek olarak, 5 Ağustos’ta kırmayı düşündüğümüz rekoru Trabzon’a ve Trabzonlulara armağan edeceğiz.

Bizlere yapılacak destek, rekor olarak onlara geri dönecektir. Konuyla ilgili olarak Guinness yetkililerini de bilgilendirdik.”

Rekor denemesini gerçekleştirecek olan grupta dernek üyelerinden Ömer Ural, Erhan Bizel, Alkan Coşkun, Fikret Dedeoğlu, Serdar Altun ve Alper Öztürk de yer alacak.

http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/

Yazı kategorisi: Müzik | 1 Yorum »

Aspendos Festivali etkinlik programı

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

14′üncü Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali’nde piyanist Fazıl Say, konser verecek.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün bu yıl Anadolu Ateşi’nin
katkılarıyla gerçekleştirdiği festivalde Say, yarın, Antalya Devlet Opera ve Balesi
ve Korosu eşliğinde konser verecek.

Konserde Say, ‘Anadolu’nun Sessizliği’ adlı konçertosuyla ‘Nazım’ ve ‘Kumru’ adlı baladlarını seslendirecek.

Orkestra, Şef Gürer Aykal yönetiminde Beethoven’ın ‘Egmont Uvertür’ ve ‘Korolu Fantazi’ adlı eserleri sanatseverlerin beğenisine sunacak.

Şef Aykal’ın ilk kez bir opera orkestrasını yöneteceği konser, saat 21.30′da başlayacak.

‘Carmina Burana’

Antalya Devlet Opera ve Balesi, festivalde ikinci kez, Carl Orff’un ünlü eseri ‘Carmina Burana’ ile sanatseverlerin karşısında olacak.

Robert North’un koreografisi ile bale eseri olarak sahnelenecek ‘Carmina Burana’, 26 Haziran Salı gecesi Aspendos’ta sanatseverlerle buluşacak.

Ana teması yazgı, kader ve insanın alınyazısının yükselişleri ve alçalışları olan bir perdelik eserde orkestrayı Şef Alexandru Samoila yönetecek.

Duman konseri 24 Haziran’da

Rock müziğin sevilen topluluklarından Duman, 24 Haziran’da konser verecek. Topluluk, Konyaaltı Açık Hava Tiyatrosu’ndaki konserde, sevilen parçalarını seslendirecek. Konser, saat 21.00′da başlayacak.

Antalya Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde Benan Sümer Atölyesi Sanatçılarının karma resim sergisi 23 Haziran’da sona erecek. Galeri, 24 Haziran’dan itibaren de, Rus Kültür Yılı etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen ‘Rusya’da Yaşanan Anlar’ adlı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapacak.

Üç Rus fotoğraf sanatçısının eserlerinden oluşan sergi, 10 Temmuz’a kadar görülebilir.

Antalya’da, ‘Atatürk ve Cumhuriyet Çocukları’ fotoğraf sergisi yarın Atatürk Caddesi’ndeki McDonald’s’ta açılacak.

Sergide, Atatürk’ün Atatürk Vakfı koleksiyonundan seçilen 21 fotoğrafı sergilenecek. Sergi, 11 Temmuz’a kadar açık kalacak.

Sergide, Atatürk’ün 6-12 Mart 1930 tarihleri arasında Antalya ziyareti sırasında
Belkıs Harabeleri’ni gezerken çekilmiş bir fotoğrafı da yer alacak.

Orkun Ozan Sanat Galerisi’nde İstanbul Imoga Grafik Sanatlar Müzesi
Karma Resim Sergisi yarından itibaren 10 Temmuz’a kadar açık kalacak.

Antalya Sanatçılar Derneği Galerisi’nde 23 Haziran’a kadar Antalya
Atölyeleri Karma Resim Sergisi ziyarete sunulacak. Galeride 25 Haziran-7
Temmuz tarihleri arasında da ANSAN Koleksiyon Sergisi görülebilir.

http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/

Yazı kategorisi: Bale, Festival, Fotoğraf, Müzik, Opera, Resim | » yorum bırak;

9. Pendik Kültür Festivali Temmuz’da

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Uluslararası 9. Pendik Kültür ve Sanat Festivali, 1-8 Temmuz tarihleri arasında yapılacak

Festival Tertip Komitesi’nden yapılan yazılı açıklamada, Pendik Kaymakamlığı, Pendik Belediyesi ve ilçedeki sivil toplum kuruluşlarının iş birliğinde bu yıl 1-8 Temmuz tarihleri arasında 9′uncusu düzenlenecek festivalin, dünyanın farklı kültürlerinden gelecek 400′den fazla yabancıya ev sahipliği yapacağı belirtildi.

Açıklamada, festival kapsamındaki Geleneksel Türk El Sanatları Sergisi’nin konusunun da ”Mevlana Yılı” nedeniyle ”Mevlana ve Mevlana Kültürü” olacağı kaydedildi. Açıklamada, festival kapsamında ayrıca birçok sanatçının da konser vereceği ifade edildi.

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=250029

Yazı kategorisi: El Sanatları, Festival | » yorum bırak;

Mevlana, bale ile anıldı

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı tarafından gerçekleştirilen 21. Uluslararası İzmir Festivali kapsamında, Kültürpark Açık Hava Tiyatrosunda, çağdaş balenin en büyük isimlerinden olan Maurice Bejart yönetimindeki ”Bejart Ballet Lausanne” grubu gösterilerini büyük bir başarıyla sundular.

İki bölümden oluşan bale gösterisinin ilk bölümünde doğumunun 800. yılında tüm dünyada kutlanan 2007 Mevlana Yılı nedeniyle Maurice Bejart’ın Mevlana’nın eserlerinden yararlanarak özel olarak kurguladığı ”Rumi: Dua ve Dans” adlı eser sahnelendi. Müziklerinin büyük bölümü Kudsi Ergüner tarafından yapılan eserde, farklı Türk ve İranlı bestecilerin yapıtları da yer aldı.

İzmirli sanatseverlerin büyük ilgi gösterdiği gecenin ”The Best of Maurice Bejart: Aşk ve Dans” adlı ikinci bölümündeyse, Bejart’ın farklı eserlerinden oluşan özel çalışması sunuldu. 21. Uluslararası İzmir Festivali, yarın akşamı Efes Antik Tiyatro’da İngiliz Kraliyet Flarmoni Orkestrasının konseriyle devam edecek. Konserde doğumunun 100. yılında Adnan Saygun’a armağan olarak bestecinin ”Ayın Raksı” adlı eseri seslendirecek.

Yazı kategorisi: Bale | » yorum bırak;

Hayat’ı çek, 3000 YTL ödülü kap

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Küçükçekmece Belediyesi, amatör ve profesyonellere yönelik düzenlediği fotoğraf yarışmasının bu yıl ikincisini gerçekleştiriyor.

“Küçükçekmece’de Hayat 2007 II. Ulusal Fotoğraf Yarışması (Ödüllü)”nda saydam, dijital ve baskı olmak üzere 3 kategori yer alıyor. Yarışma sonunda her kategoride birincilere 3000 YTL, ikincilere 2000 YTL ve üçüncülere 1000 YTL, ayrıca jürinin belirleyeceği her dalda en fazla 5’er adet fotoğrafa da mansiyon ve özel ödül olarak 500’er YTL ödül verilecek.

Her fotoğrafçıya katılım belgesinin verileceği yarışma için 15 Ekim’e kadar www.kucukcekmece.bel.tr adresinden başvuru formunun doldurulması gerekiyor.

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=249918

Yazı kategorisi: Fotoğraf | » yorum bırak;

Şanghay Festivali’nde Türkiye’den iki film

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Çin’in en büyük şehirlerinden Şanghay’da, 73 ülkeden 800 filmin yer alacağı 10. Uluslararası Şanghay Film Festivali’nde gösterilecek filmler arasında Mustafa Altıoklar’ın ‘Beyza’nın Kadınları’yla Fatih Hacıosmanoğlu’nun ‘Taş Yastık’ adlı filmleri de bulunuyor. Festivalin bu yılki onur konuğu Sharon Stone. 10. Uluslararası Şanghay Film Festivali, Şanghay Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen bir törenle önceki gün başladı. Törende Stone’a ‘İyi Niyet Elçisi’ ödülü verildi. Açılışa Hong Konglu aktris Maggie Cheung da katıldı. Bu yıl festivalde 73 ülkeden 800 film gösterilecek. ‘Altın Kadeh’ ödülü için 16 filmin yarışacağı festival, 24 Haziran’da sona erecek.

http://www.ozgurgundem.net/haber.asp?haberid=37228

Yazı kategorisi: Sinema | » yorum bırak;

‘Allah vergisi Theodora’

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Haşmet Zeybek, yeni yazdığı ‘Theodora’ adlı oyunu 15 bölümlük serinin ilk piyesi olarak tasarlamış. Tiyatrodaki düşünceleri ve mitoloji araştırmalarıyla da bilinen yazar, ‘Tiyatroya başladığım zaman üslupta, mimaride büyük devrimler yapılması gerektiğini, Batı taklitçiliğinden kaçmak gerektiğini ve Babil’in harman yerine dönmek gerektiğine inandım’ diyor. Zeybek, tiyatrodaki teatral düşünceleri, yeni oyunu Theodora’yı, mitolojiyi ve bugünkü aydın kavramıyla ilgili görüşlerini paylaştı.

Yeni oyununuz Theodora’dan bahseder misiniz?

Theo teolojiden geliyor, dora da vergi demek. Yani Theodora Allah vergisi. Bizans kökenli bir kelime. Theodora’nın hayatı çok önemlidir. Ben bunun bilincine vardığım zaman ona çarpıldım. Şöyle bir şey: 27 sene fahişe, 20 yılda imparator çıktı. Bu coğrafyayı ve bu siyaseti çok iyi bilen birisi. Ben oyun diye yazdım, insanlar gülsünler eğlensinler diye. Ama gidin de bir siyaset görün. İstanbul’un siyaseti. Mesela şöyle: İmparator, ‘Biz de’ diyor, ‘Doğu Roma gibi ihtişamlı olalım. ‘Theodora, sakın ha,’diyor, ‘eğer öyle bir şeye kalkışırsan vergileri artıracaksın.’ Nitekim 548 yılında Theodora ölüyor, vergiler artırılıyor. Coğrafyanın siyaseti şu, bugün için de geçerli olan bir şeydir, Meseleye kültürel ve güncel bakmamız gerekiyor. Geniş ve derinlemesine bir perspektifte bakmamız gerekiyor. Jüstinyen diyor; ‘İstanbul’da oturan Ortadoğu’yu, Balkanları ve Kafkasları kontrol edebilmelidir. Yoksa,’ diyor, onlar İstanbul’u kontrol eder.’ Şimdi Bizans’ın düşüşüne bakalım; Osmanlı gelmiş, Makedonya’ya kadar sarmış. Fatih gelmiş ,Anadolu Hisarı’nın karşısına, Rumeli Hisarı’nı yapmış. Bizans’ın kıpırdayacak hali kalmamış ki. Fatih, Kostantin ile ilgili diyor ki; ‘Bana bir deri ver, orda hisar yapayım’ ve Rumeli Hisarı’nı bir buçuk ay içerisinde bitirdiklerinde, Kostantin diyor ki; ‘Bir sığır derisi kadar yer istemiştin benden.’ O da diyor; ‘derinin kesilmişini söyledik. İp haline gelmiş deriden bahsettik.’ Siyasetin güçten düşünce bir devlet böyle oyuncak haline gelir. Sonra efsaneler yaratılır. Efsanesiz yaşanılmaz.
Oyununuz Theodora’nın tematik derdi ne veya sizin oyundaki derdiniz ne?

Oyunun derdi İstanbul’u anlatmak ve İstanbul’da bir tiyatroyu anlatmak. Bir imparatoriçeyi, bir gelişimi anlatmak. ‘Kültürlerin buluşması, mitolojilerin buluşması.’ Kendim zaten seyirlik oyunlardan geliyorum. Sonra dedim ki, bu seyirlik oyunlardan mimuslara geçeyim. Sonra baktım ki, mimuslar ve hatta pandomimuslar da bizim oyunlarımız. Doğuluların oyunlarıdır. Tüm geçmiş kültürü yasaklamış Hıristiyanlık ve ortada cambazlık kalmış. Keçi oyunları gibi bunu da yapanlar Doğululardır. Mesela adam keçilere öğretmiş, çemberli taşın tepesinde boynuzunu, ayağını sallıyor. Gösteri yapıyor. Ve insanlar gülüyor, eğleniyor. Hayvanlarla böyle işler yapılmış. Oyunda da benim aldığım kaz sahnesi var. Kadın yatıyor, oraya mısır atılıyor, eğitilmiş kazlar geliyor yiyor. Böyle müthiş bir eğlence havası. İşin daha derinine girince baktım ki, Bizans’ın sahibi yok. Doğulular Batılı bir toplum diye itmişler, Batılılar ise Doğulu toplum diye itmişler. 1930 yıllarına kadar Bizansla ilgili bir enstitü bile kurulmamış. Hatta gençliğimizde bize ‘Bizans tiyatrosu diye bir şey yoktur, mimusları, şarkı sözleri vardır’ dediler. Din uygarlığı iki tarafı da bizden yok saymıştır. Çünkü baktığınız zaman Bizans Doğuludur. Komünal yaşamı Sasaniler’den almışlar. Theodora hem çok renkli, hem ritüel, hem şarkıcı, mimusçu, pandomimusçu, hem de imparatoriçe. Theodora turnelerinde, doğu toplumunun yapısını çok iyi çözmüş. Hatta imparatoriçe olarak İran Şahı Hüsrev’e bir ferman gönderir. Şah fermana bakar, Theodora’nın imzasını görünce, ‘bir kadının fermanını okumaya değmez der. Bu bizim toplumumuzun, toprağımızın kültürü.

Bu 15 bölümlük serinin ilk oyunu bildiğim kadarıyla, diğer bölümler de Theodora’nın üzerinden mi gelişecek, diğer bölümlerde konular ne olacak?

Ben her bölümünü ayrı yapacağım. Hipodrom bölümünü hipodromda, Ayasofya bölümünü Ayasofya’da, Beyazıt Meydanı’nda geçeni Beyazıt Meydanı’nda, kraliçe olduktan sonra kraliçeliğini toplayan bir nehir oyun haline getirdim. 15 ayrı mekanda, 15 ayrı oyun oldu. Oynadığımız, ilk Theodora’nın tiyatroculuk bölümü oyunudur. Küçük bir adım attırdık. Theodora’nın tiyatrodaki 17 yaş hali. Oyun karakterlerinin isimleri o dönemin isimleri. İnsanlar öykü anlatmayı unutuyorlar. İnsanların öyküleri yoksa kendileri yoktur. Her karakterin kendi içerisinde dramları ve icraatları var.

Birçok film senaryosu yazdınız, Türkiye sinemasında da çok sağlam bir yere sahipsiniz?

Ben çok Ortodoks bir tiyatrocuyum. Tüm inceliklerini bildiğim mesleğimdir tiyatro. Sinema benim için hazır para kazanılacak bir yer gibiydi. Çünkü rekl‰m yapmamaya, sistemle bütünleşmemeye baştan karar verdiğim için, kala kala elimde o kalmıştı. Onun için yaptım. İnsan başka işler yapabilir ama esas yaptığı iş vardır. Sanırım yıllar sonra Haşmet Zeybek denildiği zaman oyun yazarı olarak anılacağım. Senaryo da yazdı denilecek. Örneğin Nazım Hikmet. Nazım’ın oyunları şiirleri gibi değil. Şiire boyut getiren, hava getiren, çığır açan bir adam. Oyunları ise Fransızları taklit eden, şehir tiyatrosunda oynansın da üç-beş kuruş kazansın dediği türden oyunlardır. Nazım’ın şiirdeki tutumu daha iyidir. Çünkü şairdir. Nazım resim de yapıyor. Ona ressam mı diyeceksiniz? Meslek çok önemlidir. Sokrates’e soruyorlar doğru adam kimdir diye. O da doğru adam işini doğru yapandır diyor. Bu dünyada bir mesleğiniz olacak, onu yapacaksınız ve o meslekte pirleşeceksiniz.

Dünya tiyatro tarihinin Batılılar tarafından yazıldığını biliyoruz. Bir Doğulu tiyatrocu olarak, araştırma ve bilgilerinizden faydalanmak için, Doğulular tarih boyunca teatral olarak ne yaptılar?

Biz bu konuya kökünden başlıyoruz. Batı kültürü dediğimiz şey Antik Yunan’dan Roma’ya geçen kültürdür. Öncesi de yoktur. 19. yy’da Truva bilinmiyordu mesela. Hele çivi yazısı, Babil, Sümer hiç bilinmiyordu. Efes 1950′de bulundu. H‰l‰ bazı yerlerde Truva deyince, Yunan şehri diye biliniyor. Truva Tuşta’nın uzantısıdır. Tuşta da Van’dır. Truva Anadolu’nun bir uç şehridir. Şimdi bunlar yeni veriler, yeni bilgilerle günışığına çıkıyor. 3000 yılında yazıya geçmiş Hamurabi diye bir adam çıkmış. Yasalar yazmış. Hukukta hep Roma okunur. Roma hukukuna gelene kadar Doğu’da bazı şehirler kurulmuş, medeniyetler gelişmiş. Bir ton olay olmuş. Batılı bunun farkında değil. Olması da gerekmiyor. Mesela Irak. Komşumuz bize ırak olur mu? O İngiltere’ye ırak. Coğrafi, tarihi, politik, ekonomik, bağımsız bir literatürle bağımsız bir kültür yaratıp, yeni gözlerle ve kendi toprağımızdan bakmamız gerekiyor.

Ülke sorunlarına ne derece de mesafelisiniz, ülke sorunlarına genel bakışınız ve iktidar v.s?

Tam anlamıyla bilimsel açıdan bakmamız gerek. Hayatla ilgisi olmayan hamasetler, bunlarla siyaset yapılıyor. Her şeyin arkasında bir yalan var. Çünkü insanoğlunun özüne yabanlaştırıldı. Koskoca dünya da 3 bin 500 kişi üretiyor. Geri kalanda rekl‰mcılığını yapıyor. Birde insanoğlu bu dünyada iki oyunla karşı karşıya. Bir, doğanın insana oynadığı oyun. Bir de, insanın insana oynadığı. Artık suçlu da suç unsuru da bellidir. Bunu aydınlar da, bizi yönetenler de biliyor. Ne yazık ki korkularından söyleyemiyorlar. Bak senle ben özgürüz söylüyoruz. Tüm dünyadaki melanetin bedeli, üreticisi, belası Pentagon’dur.

http://www.ozgurgundem.net/haber.asp?haberid=37231

Yazı kategorisi: Tiyatro | » yorum bırak;

“Yasadışı Sergi” İstanbul’da

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

9 sene önce dünyanın çeşitli ülkelerinde mülteci hikayeleri fotoğraflamaya başlayan Ekberzade, Yasadışı Sergi’yi İzmir’den sonra şimdi de İstanbul’da duyarlı sanatseverlerle buluşturuyor.

İstanbul’da 7 mekanda eşzamanlı olarak sürecek olan sergide, proje kapsamındaki fotoğraflar, ‘Mülteciler’ filmi, ve ‘Yasadışı’ adlı kitap 7 mekana ‘sığındırılıyor’, ve bu mekanlar bir krokiyle birbirine bağlanıyor. Böylece iltica ve sığınma teması, sadece serginin içeriğiyle değil, formuyla da yaşatılıyor.

Ekberzade’nin sergisinde Balkanlar, Azerbaycan, Pakistan, Afganistan, Türkiye ve Çad’dan toplam 70 fotoğraf bulunuyor.

Sergi Galata Fotoğrafhanesi, IFSAK, Fotoğrafevi, FotoTrek, Garaj İstanbul (Mülteciler filmi), Tezgah (Yasadışı) ve Uçan Ev mekanlarında görülebilir.

http://www.ntvmsnbc.com/news/411744.asp

Yazı kategorisi: Fotoğraf | » yorum bırak;

İsminizin Çincesi

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Çin Kültür Merkezi’nin bir hizmeti. İsminizin çincesi için aşağıdaki linke tıklayın. eğer listede yoksanız üzülmeyin. Verilen adrese mail atın eklensin.

http://www.sinoturkish.com/ckm/index.php?option=com_wrapper&Itemid=8

Yazı kategorisi: Dilbilim | » yorum bırak;

13. Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali italyan tiyatro grubu

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Suggestioni Barocche

13. Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali

-

Suggestioni BaroccheOnyedinci yüzyıl tarzında şık elbiseler kuşanmış, yüzleri ve başları beyaz kille kaplı on oyuncu şehri uçarılıkla kateder. Derin bir sessizlik, hayranlık uyandıran bi sihir atmosferi yaratmayı başarırlar. Karşıtlıklar ve kaçışlar arasında oyuncular, onu yeniden yaratarak, büyülü ve zamandışı bir boyuta, mitsel ve efsanefvi bir bütüne dönüştürerek şehri yaşarlar (yollari, çeşmeleri, anıtları, binalarıyla…).Sahne sadece mekanlar ve objeler etrafında değil bir ironiyle karşıladıkları aşk, kıskançlık, öpücük, gülümseme gibi duygular ile heyecan verici eylemler etrafında da kuruludur. Duygu da, abartılı bir şekilde yapay, hareketsiz figürlerin durağalığına, abartılara, metaforlara, atılmış bi çığlık gibidir. Söz, yerini heyecanlar uyandırmaya bazen şehvetli, bazen eğlenceli, bazen de hafif ve melankolik atmosferlere yaratmaya yetkin salt hayale bırakır.

-

Bilgiler

Tarih: 25 Haziran 2007 Pazartesi – 30 Haziran 2007 Cumartesi

Saatler: 16:00 – 21:00

Yer: Alaçatı sokakları ve meydanı – ÇEŞME / İZMİR

Organize eden: Devlet Tiyatroları Opera ve Bale Çalışanları Vakvi (TOBAV) ve Ankara İtalyan Kültür Merkezi

İşbirliğiyle: 13. Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali

Yazı kategorisi: Tiyatro | » yorum bırak;

13. Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali Başlıyor

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

Alaçatı Belediyesi ve TOBAV işbirliği ile bu yıl 25-30 Haziran’da “13′ücü Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali” yapılacak.

TOBAV’dan yapılan açıklamada, festivale bu yıl yurt dışından İtalya, Portekiz, İngiltere ile yurt içinden Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu, TOBAV İstanbul Tiyatro Topluluğu, Alaçatı Belediyesi Gençlik Tiyatrosunun katılacağı belirtildi.

Festival kapsamında İzmir Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun 27 Haziran’da açık hava tiyatrosunda bir konser vereceği de kaydedildi.

http://www.haberler.com/13-alacati-cocuk-ve-genclik-tiyatrolari-festivali-haberi/

Yazı kategorisi: Tiyatro | » yorum bırak;

Niçin ve Nasıl Yazıyorlar?

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007

 
 
Moderatör: Cenk Gündoğdu
Konuşmacılar: Ataol Behramoğlu, Tuğrul Keskin, Onur Behramoğlu
Yer: Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu, saat: 18.30
 
Okur katında en çok merak edilen şey: Metnin sahibinin hayatının neresi olduğu, gerçekliği, bunları niçin ve nasıl yazdığıdır… Konuk şair ve yazarlarımızın niçin ve nasıl yazdıklarını öğrenmek, onlarla söyleşmek için önemli bir fırsat.

Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;