Hayat hikayesini anlatan ‘İki Kalas Bir Heves’ adlı nehir söyleşi kitabının yayınlanmasından sonra kendini bir polemiğin içerisinde bulan usta tiyatrocu Erol Günaydın son kez konuştu: “Tiyatrocular sözlerime alınmasın, hatalarından ders çıkarsın. Yoksa bu yaştan sonra demagoji ve polemik yapacak halim yok!”
Biri vardı o herkesi güldüren/ sonra bütün güldüklerine/ oturup delice ağlayan” Yakın dostlarından şair Özdemir Asaf böyle anlatıyordu Erol Günaydın’ı. Gerçekten öyle; herkes bilir ki onun sohbetinden lezzet, dudağından tebessüm eksik olmaz. Nitekim Emine Algan’la yaptığı nehir söyleşiden oluşan “İki Kalas Bir Heves” kitabının sayfalarına da bu yansıyor. Yine de sözlerinden cımbızla çekilip gazetelere taşınan bazı ifadeler, ustayı bir polemiğin içine çekmeyi başardı! Tiyatroların sıkıntılarından bahsederken andığı bir sorunu, sataşma malzemesi yapanlar hem tiyatrocuları hem de Günaydın’ı çileden çıkarttı. Kitapta, karı-kocaların kurduğu kimi tiyatroların, hakkaniyetli çalışmadığını ve bu yüzden kapandığını anlatan Günaydın, “Karı-koca tiyatrolarına garnitür olduk.” demişti. Gazetelere yansıyan bu söze Nejat Uygur, Gazanfer Özcan, Oya Başar ve Derya Baykal tepki göstermişti. Erol Günaydın, bu konu hakkında son kez konuştuğunu söyleyerek şöyle diyor: “Benim hâlen devam eden tiyatrolara bir diyeceğim yok ki! Onlar zaten ayakta kalmışlar; ne mutlu! Benim sözüm onlara değil. Otuz-kırk tiyatrodan üç-dört tane kalmış. Burada biraz hatayı kendimizde de aramamız lazım. Ben bunun derdindeyim. Yoksa bu yaştan sonra demagoji ve polemik yapacak halim yok!”
Besbelli oyuncu doğmuş, yıllarını oyunculuğa vermiş ve hâlâ oyunculuk peşinde olan bir ustayı bu kısır mevzularla değil, zengin hayat hikâyesiyle anmak daha doğru. Akçaabat’tan İstanbul’a, oradan Ağrı’ya, Londra’ya derken dünyanın pek çok yerine uzanan bir bitmez yolculuk. Ama nasılsa hep eğlenceli, hep mütevekkil. “Sonradan hatırlayınca mı böyle geliyor insana?” diyoruz, “Yok valla, yaşarken de böyleydim kızım.” diye cevap veriyor. Peki nasıl başarmıştı Galatasaray Lisesi’nden çıkıp da 1960 yılının şartlarında, iki yıl boyunca Ağrı’nın Diyadin ilçesinin Yukarı Biligan köyünün yokluğunda, kara kışında yine de şikâyetsiz yaşamayı: “Bazen üzülürdüm, sonra da onu yumuşata yumuşata matrak bir hale getirir, dalgamı geçerdim. İnsanlarla neşeyi paylaşmak hoşuma gidiyor, niye üzüntü çıkarayım ki yani?”
Osmanlı hanedanını ağlattı
Günaydın, askerden, toptan, tüfekten korktuğu için onun yerine öğretmenlik yapmak üzere gitmiş Ağrı’ya. Vazife bitince de daha Galatasaray Lisesi’nde iken öğretmenlerinin, kertenkelelerin taklidiyle başlayıp Haldun Taner’in iltifatlarıyla desteklediği tiyatroculuk derdine yeniden yollara düşmüş. Önce İstanbul, sonra Anadolu turneleri, derken Londra’da Olbridge Tiyatrosu’nda Dormen Tiyatrosu ekibiyle “İstanbul Hikâyesi”ni sahneler. Oyunu herkes çok beğenir; ama biri herkesten başka etkilenmiştir: “Oyunda Karagöz-Hacivat diyordu ki: Bu zamana kadar bu insanlar bizi oynattı, şimdi biz onların sırtına değnek takıp oynatalım. Orada Osmanlı hanedanından biri varmış; adını hatırlamıyorum, sürgün gidenlerden. Oyun bittikten sonra geldi. Karagözleri okşadı. Duygulandı, ağlamaya başladı. ‘Benim vatan hasretimi giderdin, teşekkür ederim’ dedi.”
Nüfus sayımını, masayı oynayan, uzun yıllar Akşehir’in en iyi Nasrettin Hocası olan, yazıp oynadığı “Güzel Bir Gün” filmiyle 4. Antalya Film Şenliği’nde “En İyi Senaryo” ve “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödüllerini alan, Ramazan eğlencelerinde meddahı öğreten, klipler, reklamlar ve dizilerde gençlerle çalışan bu usta isim, son olarak da geçen yılın kasımında Polonya’da sergiledi marifetlerini: Uluslararası Varşova Hikâyeciler Festivali’nde: “İlk gece Nasrettin Hoca’yı, fıkralarını anlattım. Öldüler gülmekten. İkinci gece de Haldun Taner’in bir hikâyesini. Bir de yanımdaki tercümanın laflarıyla kendi laflarımı karıştırdım, çok eğlendim. Bir de ilk defa Kültür Bakanlığı bilet aldı bana. Bu festival sırasında bizim bakan oradaymış. Gideceğimi duymuşlar, beni aradı. Biletinizi alalım dedi. Teşekkür ettim ben de.”
Kore Cumhuriyeti’nin en güneyindeki Jeju Volkanik Adası da artık dünya mirası listesinde.