Sanat Haberleri Ajansı (SaHA)

www.sanatajansi.com Test Yayını

‘Antropoloji’ Kategorisi için Arşiv

Burdur’da filin atası sayılan Mastadon Yaşamış

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 7 Temmuz 2007

mastadon.jpg

Burdur’un Kemer ilçesine bağlı Elmacık köyü yakınlarında sürdürülen kazı çalışmalarında, filin atası sayılan ”Mastadon” adlı hayvan fosiline ait 3 metre uzunluğunda ve yaklaşık 100 kilogram ağırlığındaki savunma dişi ile kürek kemiği bulundu.

Yazı kategorisi: Antropoloji | 1 Yorum »

İlk Tarım Anıtı İlgi Bekliyor

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 3 Temmuz 2007

Konya’daki Hititlerden kalma ivriz kabartmaları yeterince bilinmiyor.

Konya’nın Ereğli ilçesindeki Hititler’den kalma İvriz Kabartmaları, yeterince tanıtılamadığı için beklenen ziyaretçi sayısına ulaşamıyor.

Ereğli Müze Müdürü Ziyaettin Taşçı, yaptığı açıklamada, Ereğli’nin, Neolitik dönemden Cumhuriyet dönemine kadar, kesintisiz bir şekilde tüm dönemlere ait kalıntıların yer aldığı ender yerleşimlerden biri olduğunu belirtti.

Taşçı, Neolitik, Eski Tunç, Asur ticaret kolonileri, Hitit Çağı, Geç Hitit Çağı, Frig Çağı, Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait eserlerin Ereğli Müzesi’nde bir arada görülebileceğini söyledi.

Oymalı Yer Altı Şehirleri, Koçak Kilisesi, Aziz Yahya Kuyusu gibi çok sayıda tarihi değerin de yerinde görülebileceği Ereğli’de, en önemli yapının ise milattan önce 8. yüzyıldan günümüze ulaşan İvriz Kaya Anıtı olduğunu dile getiren Taşçı, “Üzerindeki kabartmalarda tanrı figürünün bir elinde üzüm salkımı, diğer elinde ise buğday başağı bulunan anıt, dünyadaki ilk tarım anıtı olma özelliği taşıyor.” dedi.

Bu anıtın büyük bir kayaya çok büyük bir ustalıkla işlendiğini ifade eden Taşçı, şunları kaydetti: İvriz köyündeki İvriz Çayı üzerinde doğal bir kayaya figürler kabartma tekniğiyle, yazıt ise yontularak yapılmış. Hitillerden kalan İvriz Kaya Anıtı, Tuwana adlı ülkeyi yöneten Kral Warpalavas’ı ve tanrı Tarhundaş’ı betimliyor. Kral, tanrıya ellerini kaldırarak şükranlarını sunmakta, tanrı da bir elinde üzüm salkımı, bir elinde üzüm başağı tutmaktadır.”

Anıtın yazıtında ise kral, ‘Ben sarayda prensken bu üzüm bağlarını diktim ve buğday başaklarını yetiştirdim. Tanrı bunlara bereket ve bolluk versin.’ demektedir. Üzüm ve buğday başağı sembolleri, o dönemde de Konya ve çevresinde tarımın insanlar için yaygın bir uğraş ve çok önemli olduğunu gösteriyor.

Dünyada ilk defa tarım sektörünü anlatması ve belgelemesi açısından ön plana çıkan eserin yeterince tanıtılamadığı için beklenen ziyaretçi sayısına ulaşamadığı belirtiliyor.

Yazı kategorisi: Antropoloji, Arkeoloji | » yorum bırak;

Çatalhöyük’te Yeni Bulgular

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 2 Temmuz 2007

9000 yıl önce burada yaşayanlar çoğunlukla balık yiyormuş.

Dünyada bilinen ilk yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük’te kazı yapan bilim adamları, burada 9 bin yıl önce yaşayanların daha çok balık yediğini ortaya çıkardı.

Konya’nın Çumra ilçesinde bulunan Neolitik dönem yerleşim yeri olan Çatalhöyük’te kazı çalışmaları, geçen hafta yeniden başlayan kazıyla 15′inci yılına girdi.

Çatalhöyük Kazısı Başkanı İngiliz Profesör Ian Hodder,  yaptığı açıklamada, Türkiye’de Göbeklitepe’den sonra en eski yerleşim biriminin Çatalhöyük olduğunu, burada yaklaşık 8 bin kişinin yerleşik hayata geçerek bir kent kurduğunu söyledi.

Prof. Dr. Hodder, Çatalhöyük’ün özelliğinin kalabalık nüfusu yanında, Neolitik çağ yerleşim birimlerinden en büyük farkının, duvar resimleri, semboller ve heykelcikler gibi sanat eserlerine bol miktarda rastlanması olduğunu vurguladı.

Çatalhöyük’ün en önemli özelliklerinden birinin de yönetici anlamında bir başkanın olmaması ve tüm bireylerin eşit statüde bulunması olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hodder, 9 bin yıl önce yaşamış bu insanların, çatıdaki kapı benzeri boşluklardan girilen kerpiç evlerde yaşadıklarını bildirdi.

Kazı Çalışmaları En Son Tekniklerle Yapılıyor
Kazı çalışmalarını, bugün gelinen en son arkeoloji teknikleriyle laboratuvar destekli olarak sürdürdüklerini belirten Prof. Dr. Hodder, şunları kaydetti:

“Evlerin içinde, insan iskeletleri de dahil çok fazla miktarda buluntu var. Bu nedenle kazı çalışmaları oldukça yavaş ilerliyor. Burada 10 yıl daha kazı yapmak istiyorum. Zaten arkeolojik kazılar çok ağır ilerler. Amacımız, Çatalhöyük insanının yaşam şekli, alışkanlıkları, birbiriyle olan ilişkileri konusunda yeni bilgilere ulaşmak. Burada bazı duvar resimlerinde, avcıların üzerinde basit şekilde çizilmiş leopar desenli kıyafetler görüyoruz. Leoparlar çok güçlü ve tehlikeli hayvanlardır. Leoparı avlayan kişilerin, bu hayvandan daha güçlü olduğunu göstermek istediklerini sanıyoruz.”

Tahıl Değil Balık Yiyorlarmış
Daha önce Çatalhöyük insanının tahıl gibi kuru gıdalarla beslendiğini tahmin ettiklerini ancak her yeni bulgunun, kendilerine bu konuda yeni bilgiler verdiğini söyleyen Prof. Dr. Hodder, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Geçtiğimiz yıl yaptığımız kazılardan aldığımız buluntu örneklerini İngiltere’de gelişmiş laboratuvarda incelediğimizde, Çatalhöyük insanının beslenme şekli konusunda daha önce bilmediğimiz ayrıntılara ulaştık. Daha önce bu insanların sulak olmayan bir yerde yaşadıklarını, beslenme şekillerinin de buna bağlı olduğunu düşünüyorduk. Ancak yaptığımız son kazılarda en çok tükettikleri besin maddesinin balık olduğunu tespit ettik. Muhtemelen bu insanlar balıkları, o dönemde çevredeki akarsulardan yakalıyorlardı.”

Prof. Dr. Hodder, kazı çalışmaları ilerledikçe, insanın dünyadaki serüveniyle ilgili yeni bulgularla karşılaşmayı umduklarını belirtti.

Yazı kategorisi: Antropoloji, Arkeoloji | » yorum bırak;

Süryaniler büyük ayin için Adıyaman’da

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 30 Haziran 2007

‘9. Süryani Kadim Cemaati Büyük Ayini”, yarın Adıyaman’da gerçekleştirilecek. Ayin İçin İzmir Ankara başta olmak üzere Almanya, İsveç, Hollanda Amerika’dan gelen Süryaniler var.

Süryaniler büyük ayin için Adıyaman'da

Geleneksel Süryani Kadim Cemaati Büyük Ayini, Adıyaman Mor Petrus-Mor Pavlus Kilisesi’nde, dünyanın birçok ülkesinden ve Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde yaşayan çok sayıda Süryani’nin katılımıyla yapılacak.

Geleneksel olarak düzenlenen Büyük Ayin’de başta İstanbul, İzmir ve Ankara olmak üzere Almanya, İsveç, Hollanda, Amerika ve birçok yerden Adıyamanlı Süryani bir araya gelecek.

İstanbul, İzmir ve Ankara bölgesi ruhani reisi ve Patrik Vekili Metropolit Filüksinos Yusuf Çetin ile Adıyaman, Şanlıurfa, Malatya, Hatay, Mersin ve Elazığ bölgesinden sorumlu Adıyaman Mor Petrus-Mor Pavlus Kilisesi Metropoliti Melki Ürek, Büyük Ayini yönetecek. Patrik Vekili Metropolit Filüksinos Yusuf Çetin, AA muhabirine yaptığıı açıklamada, şunları kaydetti: ”Geçmiş yıllarda çeşitli nedenlerle başka yerlere giden aslen Adıyamanlı cemaat üyelerimiz, doğduğu ve büyüdüğü Adıyaman’a olan özlemlerini gidermek üzere her yıl belirli bir tarihte burada buluşuyorlar.

Böylece dünyanın dört bir yanından gelen akraba ve dostları ile görüşüyor, hem de Adıyaman’a olan hasretlerini gideriyorlar. Bu bölgenin tanıtılması ve daha fazla turist çekmesi için yurt içinde ve yurt dışında bulunan Süryani cemaati olarak büyük bir çaba harcıyoruz.

Özel olarak Adıyaman’ın genel olarak da ülkemizin kalkınması, huzuru ve barışı için her zaman dua ediyoruz.” Adıyaman Mor Petrus-Mor Pavlus Kilisesi Metropoliti Melki Ürek de her yıl 29 Haziranda kutladıkları kilisenin kuruluş yıl dönümünü bu pazar ayini ile Türkiye’nin çeşitli illerinde ve yurt dışında yaşayan Adıyamanlı Süryani kardeşlerinin katılımı ile kutlayacaklarını belirtti.

Barışın her zaman kendileri için çok önemli olduğunu vurgulayan Ürek, ”Yıllardır buralardan çeşitli nedenlerden dolayı giden, ancak kilisenin kuruluş yıl dönümünde burada bir araya gelerek yaşadıkları yerleri ve eski dostlarını da görme fırsatı bulan cemaatimiz ayinde barış, huzur, sevgi ve kardeşlik için hep birlikte dua edecekler” dedi.

Yazı kategorisi: Antropoloji | » yorum bırak;

12 bin yıl önceki Anadolu’yu 100 bin Alman gezdi

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 24 Haziran 2007

Türkiye’deki çeşitli müzelerden 400 civarında eserle Almanya’da sanatseverlerle buluşan ‘12000 Yıl Önce Anadolu-İnsanlığın En Eski Anıtları’ sergisi, yaklaşık 100 bin kişi tarafından ziyaret edildi.

20 Ocak’ta Almanya’nın Karlsruhe Müzesi’nde açılan ‘12000 Yıl Önce Anadolu’ sergisi 17 Haziran’da sona erecek.

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=554962

Yazı kategorisi: Antropoloji, Arkeoloji | 1 Yorum »

Yörük kültürü 9 asırdır Anadolu’da yaşıyor

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 20 Haziran 2007

900 yıl önce Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Sarıkeçililer, halen 300 aile ve 2500 kişilik nüfusları ile gelenek ve göreneklerini sürdürmeye çalışıyor. Yılın 6 ayını sahillerde 6 ayını da yaylalarda geçiren Yörükler, sevinci de hüznü de yollarda yaşıyorlar

Yaklaşık 900 yıl önce Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Oğuzların son konar göçer aşiretlerinde nolan Sarıkeçililer, halen 300 aile ve 2500 kişilik nüfusları ile gelenek ve göreneklerini sürdürmeye çalışıyor. Sarıkeçililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Pervin Çoban Savran, yaptığı açıklamada, Sarıkeçililer’in Oğuzboyundan geldiğini, yaklaşık 900 yıl önce Orta Asya’dan Anadolu’ya develerle göç ettiğini söyledi. Yörüklerin büyük çoğunluğunun iskan yasasından yararlanarak yerleşik düzene geçtiğini belirten Savran, konar göçer Sarıkeçililer’in isegelenek ve göreneklerini 300 çadır ve 2500 kişilik nüfusları ile bugünde sürdürdüğünü, kendilerinin son konar göçer yörükler olduğunu anlattı. Geçimlerini hayvancılıkla sağlayan Sarıkeçililer’in, yazın İç AnadoluBölgesi’nin Konya yaylalarında, kışın da Akdeniz Bölgesi Mersinsahillerinde kıl çadırlarında yaşadığını belirten Savran, Torosların yaylalarının yazın evleri olduğunu bildirdi. Mayıs ayının gelmesiyle birlikte yollara düşen yörüklerin, deve, at,eşek ve keçileriyle birlikte yaylalara göç ederek yüzlerce yıllıkgeleneklerini sürdürdüğünü vurgulayan Savran, şunları kaydetti:”Yılın 3 ayını yolda, 3 ayını yaylada, 6 ayını da sahillerde geçiren Sarıkeçililer, göç başlamadan aldıkları un, bulgur, tuz, yağ, kefenlik, kazan, tencere, yayık, beşik, yatak ve yorganlarını develere yükleyip yola çıkarlar. Yörükler, 1. 5 ay süren yolculuğun ardından Şeyhömer,Çakırderesi, Gıravga ve Gökgedik köyleri, Hacıbaba Dağı, Armusun Köyü, Abaz Dağı, Mayköy, Çukurçimen Köyü ve Seydişehir yolunu takip ederek, Konya Beyşehir yakınlarındaki yaylalara ulaşır. Her yıl bu yolculuk tekrarlanır. ”

ÜZÜNTÜ DE VE SEVİNÇ DE GÖÇ YOLUNDA YAŞANIYOR

Üzüntünün de sevincin de göç yolculuğunda yaşanabildiğini ifade eden Savran, Sarıkeçililer’in, göç sırasında vefat olması halinde konakyerini beklemeden son görevlerini yerine getirdiğini anlattı. Böyle bir durumda vefatın yaşandığı yerde derhal geçici çadır kurulup konaklandığını dile getiren Savran, “Cenaze namazı kılındıktan sonradefin işlemi gerçekleşir ve göç ondan sonra devam eder. Sarıkeçililerdışarıya kız vermezler. Kendi aralarında evlenirler. Çeyizler yoldadüzülür, düğünler yolda giderken yapılır” dedi.

DEVESİ AZ OLAN REZİL. . .

900 yıldır Yörüğün en büyük yardımcısı ve dayanağının develer olduğunu vurgulayan Savran, develerin yörüğün kamyonu gibi olduğunu söyledi. Konar göçer yörüklerin yer türlü eşyasını devesine yükleyip soğuk sıcak,gece gündüz demeden kilometrelerce yol gidebildiğini anlatan Savran,”Bu hayatta devesi olmayan yörük ölü, az olan da rezil demektir. Devesi çok olan da saltanat sürer. Diğer hayvanların yanında develerin ayrı biryeri vardır” diye konuştu.

ANADOLU’NUN YAŞAYAN EN ESKİ KÜLTÜRÜ. . .

Her geçen yıl zorlaşan koşullara rağmen 900 yıldır gelenek vegöreneklerini sürdürmeye çalıştıklarını ifade eden Savran, Anadolu’nunen eski yaşayan kültürünün Sarıkeçililer olduğunu kaydetti. Sarıkeçililer’in develeri kadar çadırlarının da önemli olduğunu belirten Savran, “Çadırdaki el emeği göz nuru kilimler, otantik kıl minderler, çullar, yastıklar, fes başlıkları, şalvarlar, otantik kıyafetler yörük kültürünü yansıtır. Çadırlarımızın içi güneş altında her zaman serinliğini korur. Çadırlarımızda doğal klima bulunur” dedi. Son yıllarda göç sırasında ve konaklamada ciddi sorunlar yaşadıklarını ifade eden Savran, doğayı kendileri kadar tanıyan ve değerini bilen kimsenin olmadığını söyledi. Savran, konaklama konusunda yaşadıkları sorunların çözülmesinde kendilerine destek olunmasını istedi.

http://www.yenisafak.com.tr/yurthaberler/?t=20.06.2007&c=30&i=51456

Yazı kategorisi: Antropoloji, El Sanatları | » yorum bırak;

Türkiye’de 30 bin tarihi yerin ismi değiştirildi

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007

   
 
Mezopotamya ve Anadolu binlerce yıl, pek çok farklı kültüre ev sahipliği yaptı. Ancak 30 bin 280 yerleşim biriminin ismi, Kürtçe, Gürcüce, Tatarca, Çerkezce, Lazca, Arapça olduğu için değiştirildi. Bunlardan 12 binden fazlası köy isimleriydi.Türkiye’de yer adlarının değiştirilmesi uygulaması, cumhuriyetin ilk yıllarından beri hayata geçmeye başladı. İlk kez 1925 yılında, Artvin ilinde büyük kısmı Gürcüce olan yerleşim adları Meclis-i Umûmiyye-i Vilâyet (İl Genel Meclisi) kararıyla tümüyle değiştirildi. İsim değiştirme işlemlerin resmileşmesi ise, İçişleri Bakanlığı’nın 1940 yılı sonlarında hazırladığı 8589 sayılı genelge ile gerçekleşti. Böylece “yabancı dil ve köklerden gelen ve kullanılmasında büyük karışıklığa yol açan yerleşme yerleri ile tabii yer adlarının Türkçe adlarla değiştirilmesi” uygulaması resmen hayata geçti. Adı geçen genelgenin ardından valilikler tarafından yabancı dil ve köklerden gelen yer adlarına ilişkin dosyalar hazırlandı, sözkonusu dosyalar daha sonra bakanlığa gönderildi. Ancak çalışmalar 2. Dünya Savaşı sebebiyle, uzun süre aksadı. 1949 yılına kadar bir ad değiştirme işlemi yapılmadı.28 BİN DEĞİŞİKLİK YAPILDI

1949 yılında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile yer adlarının değiştirilmesi işlemleri yasal bir dayanağa kavuştu. Ardından 1957 yılında da bir “Ad Değiştirme İhtisas Kurulu” kuruldu. Sözkonusu bu kurulun çalışmaları, çeşitli kesintiler olmakla birlikte “tarihi değeri olan yer adlarının da” değiştirildiği gerekçesiyle 1978 yılında sona erdi. Bu süre içerisinde ilgili komisyon tarafından yaklaşık olarak 75 bin yerleşme adı incelendi ve bunlardan 28 bin kadarı değiştirildi. Yine aynı kurul, 1965-1970 ve 1975-1976 yılları arasında tabii yer adlarını değiştirmeye dönük çalışmalar da yaptı. Bu çalışmalar sonucunda da 2 bin kadar yer adı değiştirildi ve bunlar bir kitap halinde yayınlandı. 1981 yılı sonrasında ise, 280 köy ismi değiştirildi. Kurul çalışmaları beş yıllık bir aranın ardından, 1983 yılında yayınlanan bir yönetmelik uyarınca yeniden başladı. Bu yeni dönem içerisinde ise, yani 1983 yılından bu yana 280 köyün ismi değiştirildi.

12 BİN KÖY İSMİNDEN OLDU

Resmi verilere göre ise, son 56 yıl içinde tam 28 bin yerleşim biriminin adı değiştirildi. Bunlardan 12 binden fazlası resmi kaynaklara göre köy isimleriydi. (İçişleri Bakanlığı’nın 1982 yılında yayınladığı “Köylerimiz” adlı çalışma). Bu rakkam, Türkiye’de var olan köylerin yüzde 35 kadarının isminin değiştirildiği anlamına geliyor. İsmi değiştirilen köylerin ülkedeki dağılışında en fazla dikkat çeken özellik Doğu Karadeniz, Kürt illerindeki sayılarındaki artış ve yoğunlaşma oldu. Bu alan içinde yer alan köylerin tamamına yakın bir kısmının ismi Türkçe olmadığı için değiştirildi.

İsim değiştirme işlemleri yapılırken en çok şu husular dikkate alındı: O yerleşim biriminin Türkçe olmaması ve karışıklığa sebep olması. Birbirlerine yakın mekânlarda bulunan ama aynı adı taşıyan köylerin isimleri de karışıklığa meydan vermemek amacıyla değiştirildi. Yapılan köy adı değiştirme işlemlerinde, traji komik uygulamalar da yaşandı. Çünkü bir kısım Türkçe isimler de, Türkçe olmadıkları gerekçesiyle değiştirildi.

İSİMLER BÖLÜCÜ GÖRÜLDÜ

Aptaldam, Aşıran, Atkafası, Cadı, Çakal, Çürük, Deliler, Domuzağı, Dönek, Haraççı, Hırsızpınar, Hıyar, Kaltaklı, Kansız, Karabelalı, Keçi, Kıllı, Komik, Kötüköy, Kuduzlar, Sinir, Şeytanabat, Zurna gibi anlamları güzel çağrışımlar uyandırmayan, insanları utandıran, gururunu incitici, yahut alay edilmesine fırsat tanıyan kelimelerden oluşan isimler, Türkçe dahi olsalar değiştirildi (İçişleri Bakanlığı 1982, 605-808). Bazı isim değişiklikleri ise mevcut adın yazı diline dönüştürülme çabasıyla sadece bir-iki harf farklılığından ibaret kaldı. Şıh kelimesi içerenler şeyh, viranlar ören, ağlar ak, yörükler yürük haline dönüştürüldü. Bu tür değişiklikler, bir anlam değişmesi ya da kaybı yaratmadı. İlginçtir, içinde kızıl, çan, kilise kelimesi olan köylerin isimleri de değiştirildi. (İçişleri Bakanlığı 1982, s. 609, 715-717). Bunun dışında Kürt, Gürcü, Tatar, Çerkez, Laz, Arap, muhacir gibi kelimeler içeren köy isimleri de, bulundukları ortamda “bölücülüğe meydan vermemek” amacıyla değiştirildi.

PRENSİP DIŞINA ÇIKILDI

Değiştirilen köy adları içerisinde diğer bir bölümünü de, Türkçe olmadığı için değiştirilen isimler oluşturdu. Arapça, Farsça, Kürtçe, Lazca, Rumca, Ermenice, Gürcüce, Çerkezce gibi dillerde adlandırılan pek çok köy ve yer adı vardı. Türkçe bir anlam ifade etmeyen köy adları ile Arapça yahut Farsça kökü, eki olan isimler de değiştirildi, bunlara yeni adlar verildi. Ancak bu değiştirme işlemlerinde de hatalar yapılmadı değil. İsim değiştirme çalışmaları sırasında eski adı anımsatacak yenileştirmeler ile değiştirilecek ismin Türkçe anlamlarının verilmemesine dikkat edilmesi prensip olarak belirlenmiş olmasına rağmen (İçişleri Bakanlığı 1963) bazı isim değiştirmelerde buna her zaman ve her yerde uyulmadığı dikkati çekti. Örneğin Çinciva – Şenyuva (Rize), Sehrince – Serince (Urfa), Pervana – Pervane (Trabzon), Sakarsu – Şekersu (Trabzon), Melikşe – Melikşah (Trabzon) örneklerinde olduğu gibi kimi köylere eski isimlerini unutturmayacak kadar benzerleri verildi. Şemsi – Güneşli (Siirt), Telhınta – Buğdaytepe (Urfa), Telanbar – Anbartepe (Urfa), Telseyif – Kılıçlı (Urfa), Tilesvet – Karatepe (Urfa), Kebirkazani – Büyükkazanlı (Urfa), Telşair / Arpatepe (Mardin) örneklerinde olduğu gibi bazı Kürt isimlerinde ise eski adlar hemen tümüyle tercüme yapılarak değiştirildi.

3 BÖLGEDE YOĞUNLUK YAŞANDI

Devletin yerleşim birimlerinin isimlerini değiştirmeye dönük uygulamalarına bakıldığında, dikkat çeken temel özellik, isimleri değiştirilen köylerin tüm ülke sathına yayılmış durumda olması oldu. Ancak bu yayılma eşit bir düzende değildi. Karadeniz, Kürt illeri ve Doğu Anadolu Bölgeleri’nde diğer bölgelere oranla bir yoğunlaşma görüldü. Karadeniz bölgesinde Trabzon ile Rize arasında kalan alanda yoğunlaşma gözlendi. Trabzon ve Rize’de toplam 495 köyün ismi değiştirildi. Bunların 20 tanesi Türkçe idi, diğerleri Rumca, Lazca, Ermenice, Gürcüce oldukları için değiştirilmişlerdi. Diğer yoğunlaşma alanları olarak dikkati çeken Samsun, Kastamonu ve Sakarya çevresinde ise ağırlıklı olarak çeşitli Türkçe isimlerin harf değişiklikleri şeklinde yenileştirmeler söz konusuydu. Kürt illerinde de Karadeniz bölgesinde olduğu gibi değiştirilen Türkçe köy adları bulunmakla birlikte, çoğunlukla isimler Ermenice, Kürtçe veya Arapça kökenli oldukları için değiştirildiler.

KÖY İSİMLERİ ÜÇ ÖBEKTİR

İsim değiştirme olgusunu değerlendiren Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Harun Tunçel, şunları söyledi: “Anadolu konumu sebebiyle binlerce yıldır pek çok farklı kültüre ev sahipliği yapmış bir kara parçası. Bu niteliği Anadolu’daki yer adlarının her birisinin geçmişten izler taşıması sonucunu da beraberinde getiriyor. 200′de yayınlanan Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’nde “Türkiye’de ismi değiştirilen köyler” başlıklı makalesi yayınlanan Harun Tunçel’e göre, Anadolu’daki yer adlarını üç büyük öbek olarak düşünmek gerek. Geçmiş dönemlerde yaşamış olan uygarlıklardan günümüze gelen ve bazen zaman içerisinde söylenişleri oldukça farklılaşmış durumdaki yer adları birinci kısmı oluşturur. Diğer bölümünü ise Türkçe adlar meydana getirir. Ancak kimi yerlerde Türkçe olmayan yahut olmadığı düşünülen yer adları da mevcut. Bir başka ifade ile Anadolu’da yaşayan toplulukların yaşadıkları mekâna verdikleri adların bir kısmı da, varlığını hemen hemen hiç değiştirmeden günümüze değin sürdürdü.”

İSMİ DEĞİŞTİRİLEN BAZI YERLER

Adana’da 169, Erzincan 366, Mardin 647, Adıyaman 224, Erzurum 653, Muğla 70, Afyon 88, Eskişehir 70, Muş 297, Ağrı 374, Gaziantep 279, Nevşehir 24, Amasya 99, Giresun 167, Niğde 48, Ankara 193, Gümüşhane 343, Ordu 134, Antalya 168, Hakkâri 128, Rize 105, Artvin 101, Hatay 117, Sakarya 117, Aydın 69, Isparta 46, Samsun 185, Balıkesir 110, İçel 112, Siirt 392, Bilecik 32, İstanbul 21, Sinop 59, Bingöl 247, İzmir 68, Sivas 406, Bitlis 236, Kars 398, Tekirdağ 19, Bolu 182, Kastamonu 295, Tokat 245, Burdur 49, Kayseri 86, Trabzon 390, Bursa 136, Kırklareli 35, Tunceli (Dersim) 273, Çanakkale 53, Kırşehir 39, Ş. Urfa 389, Çankırı 76, Kocaeli 26, Uşak 47, Çorum 103, Konya 236, Van 415, Denizli 53, Kütahya 93, Yozgat 90, Diyarbakır 555, Malatya 217, Zonguldak 156, Edirne 20, Manisa 83, Elazığ 383, K. Maraş 105, Erzurum 653, Mardin 647, Sivas 406, Van, 415, Kars 398, Urfa 389, Ağrı 374 Muş 297, Antep 279, Bingöl 247, Bitlis 236, Adıyaman 224 ve Bilecik’te 32 köy ve yerleşim biriminin ismi değiştirildi.

http://www.firatnews.eu/modules.php?name=News&file=article&sid=26409

Yazı kategorisi: Antropoloji, Arkeoloji, Sanat Tarihi | Yorumlar Kapalı

ÇATALHÖYÜK KAZISI 15. YILINDA

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 18 Haziran 2007

İngiliz arkeolog Profesör Ian Hodder başkanlığında 1993 yılından bu yana süren, insanoğlunun dünyadaki ilk yerleşim yerleri arasında bulunan 9 bin yıllık Çatalhöyük’deki kazılara, çarşamba günü başlayacak çalışmayla devam edilecek.

aa.com.tr

Yazı kategorisi: Antropoloji, Arkeoloji | Yorumlar Kapalı

Antalya’daki antik kentte ilk kez kabartma öküz figürü bulundu.

Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 17 Haziran 2007

Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Kınık Beldesi’ndeki Ksanthos antik kentinde, daha önce o bölgede hiç rastlanmayan ve Frigya uygarlığına ait olduğu tahmin edilen iki kabartma öküz figürü bulundu.Anadolu’nun en eski uygarlıklarından Likya’nın 36 şehrinden biri olan Ksantos, çeşitli dönemlerde Roma ve Bizans uygarlıklarına da ev sahipliği yapmış antik bir kent.

Bizans’ın en büyük kilisesi, Roma’nın en büyük agorası Ksanthos’ta. 12 metrelik caddesiyle antik dönemin en geniş caddesi yine burada.

1950 yılından beri yürütülen kazı çalışmalarında bu yıl, geç dönem Frigya uygarlığına ait olduğu tahmin edilen iki kabartma öküz figürü bulundu.

Antik dönemde önemli kişilerin mezarlarında rastlanan arslanbaşı ve öküz figürü, gücü ve kudreti simgeliyor.

Ksantos’taki figürün de Likya döneminde önemli bir kişinin mezarı için yapıldığı, ancak Roma döneminde başka bir yapının temelinde kullanıldığı tahmin ediliyor.

Öküz figürü bölgede ilk olmasının yanısıra, Ksanthos’taki yerleşimin tarihini 200 yıl geriye taşıması açısından da önem taşıyor.

Kaynak: http://okuz.wordpress.com/tag/arkeoloji/

Yazı kategorisi: Antropoloji, Arkeoloji | Yorumlar Kapalı