Bu yıl tiyatro dalında verilecek olan Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne başvuru süresi 30 Ağustos’ta sona eriyor. Ödüle, son beş yıl içinde yazılmış ve sahnelenmemiş olan eserler aday olabilecek. Katılmak isteyenlerin kitaplarını altı nüsha olarak, Amiral Fahri Engin Sok. Vaizoğlu Apt. No: 8/5 Rumelihisarı-İstanbul adresine postayla ya da aysekudret@superonline.com adresine 1 Eylül tarihine kadar iletmeleri gerekiyor.
‘Türk Edebiyatı’ Kategorisi için Arşiv
Cevdet Kudret için geri sayım
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 9 Temmuz 2007
Yazı kategorisi: Tiyatro, Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Yaşar Nabi Şiir Ödülü Yusuf Uğur Uğurluel’in
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 6 Temmuz 2007
Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nin 2007 yılı sahipleri belli oldu. Haydar Ergülen, Metin Cengiz, Metin Celal, K. İskender ve Enver Ercan’dan oluşan seçici kurul, Şiir Ödülü’ne Yusuf Uğur Uğurel’i layık gördü.
Melih Külekçi, Çağdaş Okumuş, Arif Erguvan ve Ceyhun Tuna’nın şiirleri ‘dikkate değer’ bulundu. Nursel Duruel, Feyza Hepçilingirler, Feridun Andaç, Mehmet Zaman Saçlıoğlu ve Cemil Kavukçu’dan oluşan seçici kurul, Öykü Ödülü’nün ise Birgül Oğuz’a verilmesini kararlaştırdı. Bu dalda da Murat Özyaşar ve M. Özgür Mutlu ‘dikkate değer’ bulundu.
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Polisiye romanlar zamanı
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 4 Temmuz 2007
Edebiyatta ve sinemada uzun yıllarca ‘üvey evlat’ olarak görülen polisiyeler, bugün sanatın yaratıcı alanlarından biri olarak yorumlanıyor. Türkiye’de son yıllara kadar ilgi görmeyen polisiye filmler ve romanlar, günümüzde kitap okurları ve sinemaseverler tarafından ilgiyle takip ediliyor. Yayınevleri, peş peşe polisiye romanlar yayımlamaya başladı. Türkiye’den de en başta Ahmet Ümit olmak üzere, polisiye hikaye yazan yazarlar da çoğaldı.
Esmahan Aykol’un polisiye kitaplar satan kitapçı ve de amatör detektifi Kati Hırşel, dört yıl aradan sonra üçüncü macerasıyla okuyucuların karşısında. ‘Şüpheli Bir Ölüm’, Türkiye’nin sayılı zenginlerinden Ankaralıgil ailesinin gelini Sani’nin cesedinin, yalnız yaşadığı evinde bulunmasıyla başlıyor. Polis, kadının kaza sonucu öldüğüne inansa da amatör dedektif Kati Hırşel cinayetten şüphelenir. Çevre konusundaki mücadelesiyle tanınan Sani’nin ölümünde zehirli atıklarla Ergene Havzası’nı kirleten sanayicilerin mi parmağı var, yoksa boşanmak üzere olduğu kocası Cem mi işin içinde? Trakya’da faaliyet gösteren bir örgütün olup bitenlerle ilgisi nedir? Kati, can dostu Fofo’yla birlikte bu soruların cevabını almak için yollara düşüyor. ‘Şüpheli Bir Ölüm’ polisiyesi Merkez Kitapları’ndan çıktı.
Sibel Köklü, ‘Yalan Dünya’ adını verdiği yeni ve farklı bir polisiye türle okur karşısına çıkıyor. Onun polisiyesinin en büyük farkı, yüzde yüz buradan olması. İçi boşaltılan bir banka, rüşvet yiyen polisler, çözümü intiharda bulan sıradan ve ‘masum’ polisler, tüm bunlardaki sır perdesini merak eden gazeteciler, birim şefleri ve trajik bir Türkiye gerçeği. Sokaktaki insanın televiyon kameralarında izlediği olayları, Rüya Keskin, kameralardan gizli, gerçek mekanlarda kovalıyor. Gazetecilikten gelen izsürme yeteneği onu şaşırtıcı, gülünesi, bazen ölümle burun buruna gelinen alacakaranlık bir dünyanın içine çekiyor. Yazar Keskin, buralı bir gazeteci-hafiye. Onun mekanları ne Londra gettoları, ne de Paris katakompları. O, İstanbul’da, Ankara’da; derme çatma evleriyle yoksulluk kokan gecekondu semtlerinde ve İstanbul’un binlerce yıldır her tür entrikaya tanık olmuş mekanlarında. ‘Başkomser Nevzat-Çiçekçinin Ölümü’, Ahmet Ümit’le İsmail Gülgeç’in ortak çalışması. Ahmet Ümit’in ‘Genelev Çiçekçisi’ adlı kısa öyküsünden uyarlanmış bir çizgi roman. Türkçe edebiyattan yapılan çizgi roman uyarlamaları düşünüldüğünde sayıca fazla değil. ‘Çiçekçinin Ölümü’, birkaç açıdan ilgi çeken özellikler taşıyor. Öncelikle popüler bir yazarın isminden faydalanılıyor, üstelik o yazar bir biçimde projenin içinde yer alıyor. İkincisi, uyarlama, çizgi roman albüm dizisi biçiminde düşünülerek sunuluyor. Doğan Kitap, 2005 yılında beş bin adet basmıştı.
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Özdemir İnce’ye ‘Anday’ ödülü
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 4 Temmuz 2007
Ödül İnce’ye kitabının Türk şiirine verdiği emeğin olgunluk örneği olduğu gerekçesiyle verildi.
Bu yıl ikincisi düzenlenen Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’ne “Keskindoreke Fındınfalava” adlı şiir kitabıyla Özdemir İnce değer bulundu. Gülten Akın, Doğan Hızlan, Ataol Behramoğlu, Eray Canberk, Egemen Berköz, Refik Durbaş ve Enver Ercan’dan oluşan seçici kurul, ödülü İnce’ye, kitabının Türk şiirine verdiği emeğin olgunluk örneği olduğu gerekçesiyle verdiklerini açıkladı.
Ödül, şaire 2-5 Ağustos 2007 tarihleri arasında Ören’de düzenlenecek “II. Ören Melih Cevdet Anday Şiir Günleri ve Kültür Şenliği”nde sunulacak.
Melih Cevdet Anday, 1985 yılından itibaren yaz aylarını eşiyle birlikte Milas-Ören’deki yazlığında geçirmiş, 1999 yılında anıtı, Ören Belediye Başkanı Kazım Turan tarafından Ören sahilinde, bugün onun adını taşıyan parka diktirilmişti.
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Benim Adım Kırmızı Ukraynacaya, Bit Palas Slovenceye çevrilecek.
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 4 Temmuz 2007
“Türk Kültür, Sanat ve Edebiyatı ile ilgili Eserlerin Türkçe Dışındaki Dillerde Yayımlanmasına Destek Projesi-TEDA” kapsamında 64 esere destek verilmesi kararlaştırıldı.
Orhan Pamuk’un 2006 yılı Nobel Edebiyat Ödülünü kazanması, Türkiye’nin2008 yılı Frankfurt Kitap Fuarı’nda konuk ülke olarak yer alacak olması ve Türk yazarlarının eserlerine pek çok ülkede okurun gösterdiği ilginin de etkisiyle 2007 yılı TEDA Projesi başvurularında gerek sayısal, gerekse yazar, eser ve ülke çeşitliliği açısından önemli oranda artış oldu..
Orhan Pamuk’un ‘Benim Adım Kırmızı’ kitabı Ukrayna, Elif Şafak’ın ‘Bit Palas’isimli eseri Slovenya dilinde okurla buluşacak.
Yaşar Kemal’in ‘Yılanı Öldürseler’ adlı başyapıtı Bosna-Hersek’te, İlber Ortaylı’nın ‘Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek’ adlı kitabı Yunanistan’da, Perihan Mağden’in ‘Haberci Çocuk Cinayetleri’ Hollanda’da yayımlanacak.
Türk yazarlarının eserlerini kendi dillerinde basacak ülkeler arasında ilk sırayı 17 kitapla Almanya aldı.
2005 yılının ilk çeyreğinde hayata geçirilen TEDA Projesi çerçevesinde 2005′te 39, 2006′da 69 ve 2007 birinci döneminde 51 olmak üzere toplam 159 esere destek verildi.
Türk yazarları dünya dillerinde
2007 yılı ikinci dönem için değişik ülkelerde eserleri yayımlanacak yazarlar:
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Yunus Emre Enstitüleri kurulacak
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 3 Temmuz 2007
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Yunus Emre’nin birlik ve beraberlik için ortak bir isim olduğunu belirterek, “Bu ortak isimle güzel kültürümüzü, güzel Türkçe’mizi bütün dünyaya sunmak ve bütün dünyanın bütün güzelliklerinden faydalanmasını sağlamak için Türk dili, kültür ve sanatının en etkin şekilde tanıtılacağı Yunus Emre Enstitüleri’nin kurulmasını müjdeliyorum” dedi.
Koç, Bakanlık Emek binasında düzenlediği basın toplantısında, gelişmiş ülkelerdeki gibi yapılanmaya giderek, Yunus Emre Vakfı ve Yunus Emre Enstitüsü’nü kurduklarını söyledi.
Çeşitli kurum ve üniversitelerin katkılarıyla oluşturulacak yapının, dünyadaki yeni yapılanma modellerine de örnek olacağını savunan Koç, ”Yunus Emre Vakfı merkezde yapılandırılacaktır. Buradan dünyanın çeşitli kültür merkezlerinde kurulacak enstitülere ilmi ve mali destek sağlanacaktır” diye konuştu.
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Nasreddin Hoca Şenlikleri Öykü ve Çizgi Bant Yarışması sonuçlandı
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 2 Temmuz 2007
Nasreddin Hoca Şenlikleri kapsamındaki yarışma sonuçlandı.
Konya’nın Akşehir ilçesinde 5-10 Temmuzda yapılan 48. Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri kapsamında düzenlenen “Gülmece Öyküleri ve Çizgi Bant Yarışması” sonuçlandı.
48. Uluslararası Akşehir Nasreddin Hoca Şenliği kapsamında, Akşehir Nasreddin Hoca ve Turizm Derneği ile Akşehir Belediyesinin düzenlediği 26. Nasreddin Hoca Gülmece Öyküleri Yarışması ile 6. Ulusal Çizgi Bant Yarışması’nın sonuçları belli oldu.
Gülmece Öyküleri Yarışması’nda Caner Çaylak “Arkayı Kaçlayalım” isimli öyküsüyle birincilik, Atay Sözer “Resmi Keçi” isimli öyküsüyle ikincilik, Mehmet Erdem ise “İstemeden Baba Oldum” isimli öyküsüyle üçüncülük ödülünü kazandı.
Konusu küresel ısınma olan Ulusal Çizgi Bant Yarışması’nda ise birinciliği Şevket Yalaz, ikinciliği Ömer Çam ve üçüncülüğü de Musa Gümüş kazandı.
Gülmece yazarlarının yanı sıra genç yeteneklerin de teşvik edilmesi ve mizah öykülerinin okuyucusuyla buluşturulması amaçlanan Gülmece Öyküleri Yarışması’nın seçici kurulunda Muzaffer İzgü, Enver Ercan, Kandemir Konduk, Selahattin Duman, Öner Ciravoğlu, Ahmet Çuhacı ve Yusuf Çotuksöken yer alıyor.
Şenlik kapsamında düzenlenen “Kısa Metrajlı Komedi Filmleri Yarışması”nın sonuçlarının da yakında açıklanacağı öğrenildi.
Yazı kategorisi: Resim, Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Tarihi “Yalı Han” Roman Oldu
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 2 Temmuz 2007
Algör romanını,”Çanakkale Yalı Hanı ve Sakinleri” adıyla kaleme aldı.
Çanakkale’de öğrencilerin ve entelektüel kesimin uğrak yeri haline gelen tarihi Yalı Hanı, yazar İlhami Algör’ün romanına konu oldu. Yazar Algör, “Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri” adıyla kaleme aldığı romanında “insanların gürültülü tarihlerinin taşa yazılmış sessiz belgesi niteliğinde olan bir binanın öyküsünü” anlattı.
Algör, yaptığı açıklamada, Yalı Hanı’nı ilk gördüğünde kapısında “askere serbest” yazdığını, “acaba halk için yasak mı?” diye düşündüğünü, çünkü mekana gelen giden olmadığını söyledi.
Yalı Hanı’nın loş, karanlık ve kapalı bir alan olduğunu, ortamdaki tarihi kokunun ilgisini çektiğini belirten Algör, eski ahşap duvarların, kirişlerin neler görüp yaşadığını merak ettiğini, bunun üzerine “Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri” adlı romanı yazmaya karar verdiğini bildirdi.
Çanakkale ile ilgili yazılan kitap ve romanların genelde, Çanakkale Savaşları üzerine olduğunu ifade eden Algör, savaştan önceki hayatı da merak ettiği için, sosyal açıdan önemli bir mekan olan Yalı Hanı’nı araştırdığını söyledi.
Algör, şöyle konuştu: “Sadece insanların değil, binaların da öyküleri vardır. Binaların öyküleri insanların o gürültülü tarihlerinin taşa yazılmış sessiz belgesidir. Tıpkı Yalı Hanı’nın öyküsü gibi.
Günümüzde öğrencilerin ve entelektüellerin uğrak yeri haline gelen Yalı Hanı’nda, bazen ünlü yazarlar söyleşi yaparlar, bazen de kitap imzalarlar. Böyle anlarda izdiham oluşur. Bazen de sessizlik kaplar ortalığı. Bir bakıma Yalı Hanı, ülkedeki durumu yansıtan bir ayna gibidir. Bazen sönük, bazen ateşli.”
Yazı kategorisi: Sanat Tarihi, Türk Edebiyatı | 1 Yorum »
Eyüboğlu’nun eşi öldü
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 30 Haziran 2007
Yazar Sabahattin Eyüboğlu’nun eşi Magdi Rufer, perşembe günü öldü. Rufer’in cenazesi bugün saat 14.00′te toprağa verilecek. Madi Rufer, Abide-i Hürriyet Caddesi’ndeki St. Michel Fransız Okulu’nun yanında bulunan Feriköy Protestan Mezarlığı’na gömülecek. Cenazeye, ailenin ve Lufer’in dostları katılacak. Derleme çalışmaları, denemeleri ve çevirileriyle tanınan Cumhuriyet döneminin önde gelen edebiyatçılarından Sabahattin Eyüboğlu, 1973 yılında ölmüştü.
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Yazar İhsan Işık telif hakkı ajansı kurdu
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 30 Haziran 2007
Araştırmacı yazar İhsan Işık ve iki arkadaşı “Nisan Ajans” adlı bir telif hakları ajansı kurdu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katıldığı bütün uluslararası fuarlara katılarak Türk yazarlarının eserlerinin başka dillerde çevrilmesi için çalışmalara başlayan ajans yöneticileri, ilk olarak Tahran Fuarı’na katıldı,
Nisan Ajans’ın, 2007-2008 ve 2009 yıllarında Moskova, Frankfurt, Paris, Londra, Sofya, Selanik, Kahire, Tokyo uluslararası fuarlara da katılacağı öğrenildi. Ajans yetkilileri, bu fuarlar için katalog hazırladıklarını ilk etapta eserlerinin dışarıya pazarlanması hususunda sözleşme imzaladığı 30 civarındaki yazar arasında, Sevinç Çokum, Cemal Süreya, Ali Bulaç, Vedat Türkali, Ali Nar, İsa Kocakaplan, Orhan Kemal (bazı kitapları için), Muzaffer Izgü, Mustafa Miyasoğlu ve Necmettin Turinay’ın da bulunduğunu açıkladı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütün uluslararası fuarlara hazırlık çalışmalarını şu beş Yürütme Kurulu üyesiyle sürdürüyor: Türkiye Yayıncılar Birliği, İLESAM, Basın Yayın Birliği, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Pen Yazarlar Derneği. Diğer yayınevleri, yazar örgütleri, yazarlar Türk edebiyatının tanıtımı konusunda etkinlik önerilerini bu kurula bildirmekte ve teklifler burada değerlendirilmekte.
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | 2 Yorum »
Ölümsüz öyküler seslendirildi
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 30 Haziran 2007
Dede Korkut hikayeleri ve 100 ünlü yazarın 100 eserini, “Öyküler ‘Ses’leniyor” projesiyle edebiyat dostlarıyla buluşturan Denizbank, 20 cd’den oluşan set ile görme engelliler için de alternatif oluşturdu.
Denizbank, Dede Korkut hikayeleriyle birlikte, 1844-1952 arası tarihlerde doğmuş 100 ünlü yazarın 100 öyküsünü; sesli edebiyat tekniği sayesinde pek çok ünlü tiyatro ve seslendirme sanatçısının yorumları ile edebiyat dostlarıyla yeniden buluşturdu.
DenizKültür’ün hayata geçirdiği “Sesli Edebiyat – Öyküler Ses’leniyor” projesi, Türk öykücülüğünün başlangıcından günümüze ‘öykü yazarı’ kimliği ile öne çıkmış edebiyatçılarımızın birer hikayesinin seslendirildiği kapsamlı bir yapım. Dizi şeklinde devam edecek projenin ilk aşamasını, doğum tarihleri 1844-1952 yılları arasında olan 100 yazarın 100 öyküsü oluşturuyor.
Masallarla büyüdük
Bu proje ile sesli edebiyat için önemli bir adım atıldığını kaydeden Denizbank Finansal Hizmetler Grubu Başkanı Hakan Ateş, “Çoğumuz küçüklüğümüzden bu yana masallar dinleyerek büyüdük, halk hikayelerini anlattık, şiir dinletilerinde “ses”in yorum gücünü keşfettik. Edebiyatın yalnız okunabilir değil, aynı zamanda dinlenebilir bir tür olduğunu kavradık. İşte “Sesli Edebiyat”ı kurgularken, bu özel ‘güçten’ yani ‘ses’in yorum gücünden yola çıktık ve bu projeyi hazırladık” dedi.
Metinler bozulmadı
Ateş, sesli edebiyat tekniğinin Amerika ve Avrupa kıtalarında büyük ilgi gördüğünü belirterek şunları söyledi: “Bizimkisi, ne ‘metin okumaya’ ne de tam anlamıyla bir ‘radyofonik oyun’a benziyor. Bizim ortaya koyduğumuz ikisinin arasında, ikisinden de beslenen kendine özgü bir tarz. Öyküler, metnin yapısına göre geri gelince tek sesle, yeri gelince de birden fazla sesle canlandırılıyor. ‘Öyküler Ses’leniyor” seti hazırlanırken, seçilmiş öykülerin yapılarını, onları oluşturan ustaların kalemlerindeki tadı bozmamaya ve metne hiçbir şekilde müdahale etmemeye büyük özen gösterildi.”
Ünlü tiyatrocular okudu
Aynı zamanda hikayeciliğin Türkiye’deki gelişim çizgisini de belgeleyen DenizBank’ın “Öyküler Ses’leniyor” projesi 20 CD’den oluşuyor. Ünlü tiyatro ve seslendirme sanatçısının yorumları ile edebiyat dostlarıyla yeniden buluşan hikayeler, görme engelliler için de alternatif bir edebiyat materyali olacak.
Türkçe öğrenimine destek
Denizbank Finansal Hizmetler Grubu Başkanı Hakan Ateş, “Proje ile Türk öykücülüğü üzerine işitsel bir kaynak oluşturmayı, öykü yazarlığını teşvik etmeyi, genel dinleyici kitlenin okuma sevgisini geliştirmeyi, yabancılar ve yurt dışında yaşayan Türk çocukları ve gençleri için Türkçe öğrenimine destek olmayı amaçlıyoruz” dedi
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | 1 Yorum »
Rıfat Ilgaz unutulmuyor
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 29 Haziran 2007
Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük yazar ve hatta şairlerden biri olan Rıfat Ilgaz, doğduğu yer olan Kastamonu’nun Cide ilçesinde bu yıl 12.’si düzenlenecek olan Cide Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali ile anılacak.
6 Temmuz’da başlayacak olan festival iki gün sürecek. Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi Bahçesi’nde yapılack olan festivalin teknik ayağını bu yıl ilk kez Kastamonu Üniversitesi üstlendi.
Karadeniz’in en uzun sahiline sahip Cide’deki festivale her yıl ülkenin birçok yerinden sanatçılar katılarak, Rıfat Ilgaz’ın eserlerini sergiliyor. Bu yıl da, Rıfat Ilgaz’la ilgili birçok film ve dia gösterimi iki gün boyunca gösterime sunulacak.
CİDE HALKI SAHİP ÇIKIYOR
Rıfat Ilgaz, doğduğu şehre sevgisini, ‘Sarı Yazmalı’, ‘Halime Kaptan’ ve ‘Bacaksız’ gibi bir çok eserinde dile getirdi. Eserlerinde, Cide halkını ve Cide’yi Türkiye’ye tanıtan Ilgaz’ın yeri Cide halkınca ayrı tutulur. Cideliler, Rıfat Ilgaz’a ölümünden sonra bile yıllarca sahip çıkarak eserlerini korudular ve böyle festivallerle diğer yörelere bir kez daha hatırlattılar. Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali’nin bu nedenle Cideliler için ayrı bir önemi bulunuyor.
Yazı kategorisi: Festival, Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
No mu çıktı? Yes
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 26 Haziran 2007
Daha önce düzensiz de olsa dört sayı yayımlanan No edebiyat-sanat seçkisi, yepyeni bir tasarım ve içerikle yeniden okur karşısında. Şiir, öykü, oyun, deneme, inceleme, mektup, gezi yazısı gibi yazıda ifade bulan tüm sanatsal disiplinlere açık olan No dergisi Turgay Kantürk’ün yayın yönetmenliğinde hazırlandı. Yeni No’nun tasarımı ise tasarımcı Savaş Çekiç’in imzasını taşıyor. Derginin ilk sayısında Selim İleri, Sina Akyol, Jale Sancak, Orhan Alkaya, Haydar Ergülen, Seyhan Erözçelik, Oğuzhan Akay, Metin Cengiz, Altay Öktem, Gültekin Emre, Özden Çiftçi, Serdar Koçak, Enver Topaloğlu, Deniz Durukan, Levent Tülek, Kadir Aydemir, Uygar Asan, Levent Karataş, Zafer Yalçınpınar, Anita Sezgener, Onur Behramoğlu, Pelin Onay, Erkut Tokman, Mustafa Işık, Onur Tekin, Aylin Antmen, Cem Doğru ve Turgay Kantürk’ün yazılarının yanı sıra nisan ayında yaşamını yitiren Kurt Vonnegut söyleşisi yer alıyor. Ressam Temür Köran da desen ve resimleriyle No’yu zenginleştiriyor.
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
İnsanı insan yapan bilincin öykücüsü
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 24 Haziran 2007
Yazarlıkta yarım asrı geride bırakan Rasim Özdenören’i, Ahmet Kekeç, Selim İleri, Nalan Barbarosoğlu, Cevdet Karal ve daha bir çok isim ‘Işıyan Kelimeler’de anlatıyor.

Alim Kahraman’ın hazırladığı Rasim Özdenören kitabı, “Işıyan Kelimeler”, Kaknüs Yayınları’nın düşünce serisinden yayınlandı. “Işıyan Kelimeler”, kendine has duruşu ve elli bir yıldır işleyen kalemi ile öykü diline yaptığı büyük katkısı edebiyatımızda haklı ve saygın bir yer edinen yazarın hayatını anlatıyor ve öyküsünü çözümlüyor. BAZEN TEĞEL BAZEN İNCE DİKİŞ
Türk öykücülüğünün, şahsında özgün açılım alanlarından birini bulduğu Özdenören’i anlatabilmek için tanıdık isimler kalem oynatmış kitapta. Bunlardan biri Selim İleri. Kitapta, Özdenören’in üslubunun “kendine özgü” ve “biricik” olduğunu söyleyen İleri, yazarın romana dönmesini de temenni ediyor. İleri’nin bu temennisinin sebebi Özdenören’in “Gül Yetiştiren Adam” romanının, “son otuz yılın romanında, dili ve anlatımı ile çok farklı bir ses” olduğunu düşünmesi. Murat Yalçın yazar için “dil ve biçim arayışlarını, edebiyatın hakkını verme çabasını sürdürebilir bir yazar olmasıdır kuşkusuz Özdenören’i bugüne taşıyan. Teğellemeyi de bilir, ince dikiş atmayı da bilir. Türkçesini izlerseniz, takıntısızca kalemini güncelleyebildiğini, sözlüklerle, imla kılavuzlarına düşkün olduğunu apaçık gösterir” diyor. Özdenören’in öykülerinin, insanı insan yapan bilincin öyküleri olduğunu söyleyen Cevdet Karal, Özdenören’in dehasına ve insani bakışındaki derinliğe yürekten inandığını ve dünya edebiyatında benzerinin pek az olduğunu düşündüğünü ifade ediyor. Nalan Barbarosoğlu, Özdenören’in “Hışırtı” kitabındaki “Kumdan Temeller” hikayesinin sonunu, kadının kocasıyla yaşamayı sürdürmek ya da sürdürmemek konusundaki kararını asla öğrenemeyeceğimizden yakınıyor ve bir gün “unutulmayan öykü sonları antolojisi” yapıldığında yerini alacağını iddia ediyor.
BÜYÜK YAZAR, BÜYÜK İNSAN
Fatma Karabıyık Barbarosoğlu “nasıl yazacağım ve neden yazacağım” sorusuna cevap aradığı bir dönemde, Özdenören’in “Ruhun Malzemeleri”ni okurken, cevapların sahne sahne açıldığından bahsediyor kitapta. Ahmet Kekeç ise Remzi Matur’la bir konuşmalarında geçen diyaloğu taşımış kitabın satırlarına “Rasim baba büyük yazar filan da, çok da iyi bir insan yahu!” Kitaba katkıda bulunan Meral Demirel, Nursel Duruel, Mustafa Everdi, Betül Dünder, Kurtuluş Kayalı, Turan Karataş, Ebubekir Eroğlu gibi isimler ise Özdenören’in öykülerinin çözümlemelerini yapıyorlar. Kitabın sonunda ise Özdenören hakkında yazılan yazılardan alıntılar var. Sezai Karakoç’un 1968′de bir günlük gazetede yayınlanmış olan yazısı da bunlardan biri. Karakoç, Özdenören’in “Hastalar ve Işıklar” kitabı için “Türk hikayeciliğinde, toplumumuzun derinliğindeki tarihi metafizik acıyı yansıtan, yeni bir yön ve alan gösteren, önemli bir hamledir” diyor. Abdullah Uçman ise yaptığı tespitte bir Anadolu çocuğu olan Özdenören’in insanımızı iyi tanımış olmasının, hikayelerdeki iç dünyayı meydana getirdiğini ifade ediyor. Kitapta Özdenören ile yapılmış üç uzun söyleşi ve yazarla ilgili olarak hazırlanmış kapsamlı bir bibliyografya da yer alıyor.
http://yenisafak.com.tr/kultursanat/
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Timaş çeyrek asrı devirdi
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 24 Haziran 2007
Kapağı kahve lekeli küçük bir kitap ile bir pişirimlik Türk kahvesi, önceki gün öğleden sonra ellere tutuşturularak Cağaloğlu’ndan İstanbul’a yayıldı.
![]() |
| Osman Okçu |
Evlerine varıp kahvelerini pişirenler, kendilerini serin balkonlarındaki sıcak koltuklarına atınca küçük kitabın içinin boş olduğunu fark ettiler. Kitap, herkes kendi öyküsünü yazabilsin diye boş bırakılmışsa da okurun hayalinde Timaş Yayınları’nın 25 yıllık öyküsünü dinlemek vardı.
Öykü, tam 25 yıl önce, takvimler 1982 yılını gösterirken Babıâli’nin ara sokaklarında tek göz bir odada başlamıştı. Gazeteci-yazar Hekimoğlu İsmail’in (Ömer Okçu) bir avuç genç yayıncıyı toplamasıyla… 25 yıla sığan sadece 200 yazarın bin 600 kitabı değildi elbette. O günleri “Sermaye yoktu, kurulduktan ancak bir yıl sonra kitap basmaya başlayabildik. O da yılda ancak 10-15 kitap.” diye anlatıyor Timaş Yayınları’nın Genel Müdürü Osman Okçu. Bayrağı babası Hekimoğlu İsmail’den devralan Okçu, ayda yirmi kitap basmayı ve kitapları Anadolu’ya kendi dağıtımlarıyla ulaştırmayı yeterli görmüyor. Timaş’ın 25 yılın ardından gelen hedefleri arasında herkesin yayınevi olmak, sağ-sol ayrımını yıkmak ve uluslararası yayıncılık yapmak var. Endonezya’ya ‘Popüler Bilim’ serisinin telif haklarını satarak ilk uluslararası açılımı yapmışlar bile.
Hekimoğlu İsmail’in hayali gerçek oldu
Siyasî çalkantılar, ekonomik krizler, toplatılan ve yakılan kitaplardan sonra bugünlere gelmekle kalmamış; Hekimoğlu İsmail’in yıllar önce dillendirdiği bir hayali de 25. yılında gerçekleştirmiş Timaş. Bu hayal, rahat bir ortamda kitapları insanlarla buluşturmak, kitapları raflardan alıp hayatın içine salıvermekmiş. “Babam anlatır, biz de şaşkınlıkla dinlerdik. Başka başka ülkelerde, mesela Amerika’da insanlar kitapları rahatça karıştırır, sakınmadan okur, ister alıp gider, ister yerine bırakırmış. Bu iş için özel mekânlar varmış.” diyen Okçu, o zamanlar böyle bir şeye ihtimal vermese de şimdi ‘Kitap Kahve’ ile gurur duyuyor.
Ailece kitaplardan çok çekmiş, çok yargılanmışlar. Ama tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer belli. Üç taşınmanın bir yangına bedel olduğu bir ülkede 8-9 mekân değiştirseler; yıllarca çay, ekmek ve zeytinle beslenseler de hiçbir meseleye takılmadan yola devam etmişler. Her türlü zorluğun, gürültü ve patırtının kapının dışında kaldığını; içeride sadece kitapların dünyasının olduğunu söyleyen Okçu, “İyi ki kitaplar var…” diyor.
Kitap Kahve’den kitaplı etkinlikler
Kahve lekeli kitapların dalga dalga yayıldığı ‘Kitap Kahve’, dışarıdan sadece bir kitabevi gibi görünse de, aslında tam teçhizatlı bir kafe. Eskiden yayınevinin deposu olan mekânın rafları arasında o kitapların karıştırılacağı masa ve sandalyeler duruyor. Zemindeki renkli papatyaların takibiyle varılan köşede ise türlü çocuk kitabı ve çocuk mobilyası… Edebiyat, Tarih ve Kültür, Düşünce, Aktüel-Siyaset, Aile, Gençlik, Çocuk, Başarı, İnanç ve İbadet Kitaplığı başlıkları altında 7′den 70′e her yaş grubu için kitap mevcut. Eylül ayından itibaren de bir dizi etkinlik bekliyor ziyaretçileri. Yazarların kitap okuma günleri, Haluk Dursun, Mustafa Armağan ve İlber Ortaylı’nın katılacağı tarih söyleşileri mesela. Sonra Hekimoğlu İsmail sohbetleri… Bir de henüz geliştirilmekte olan kütüphane kurma projesi. Okullardan gelen kitap taleplerine bir nebze olsun cevap vermeyi amaçlayan projeye göre eylül itibarıyla 25 köy okulunda 25 kütüphane kurulacak. Kamuya yapılan çağrıya ses verilirse 100′e yakın bir kitaplık ses veren kişi adına bir okula bağışlanacak.
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=554958
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Bir Yılmaz Erdoğan’ımız daha oldu!
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 24 Haziran 2007
Kültür Bakanlığı’ndan senaryo desteği alan Yılmaz Erdoğan herkesin bildiği Yılmaz Erdoğan değil. O bir taraftan romanlar ve çocuk kitapları yazıyor bir taraftan da bakanlıkta şube müdürü olarak görev yapıyor.
Geçenlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı Destekleme Kurulu’nun açıkladığı listede senaryo desteği alan sinemacılar arasında Yılmaz Erdoğan’ın da adı vardı. Erdoğan’ın ‘Bir Demet Kırmızı Lale’ projesine 8 bin YTL destek verilmişti. Yılmaz Erdoğan’ın böyle bir desteğe ihtiyacı olmadığını düşünerek şaşırmıştık! Bir sinemacı olarak devletin sunduğu bir imkândan yararlanmak onun da hakkıydı tabii, nitekim bu haber bir çok gazete çıktı. Haberlerin yayımlanmasından sonra Yılmaz Erdoğan’dan ‘O Yılmaz Erdoğan ben değilim’ açıklaması geldi.
Bir isim karışıklığıydı söz konusu olan. Desteklenen projedeki ‘Bir Demet…’ adı bu karışıklığı sinemacı Erdoğan aleyhine çeviriyordu. Haberi okuyanlar da, bizim gibi, bu film projesinin sinemacı Yılmaz Erdoğan’a ait olduğunu düşünmüştü. Ortaya çıkan karışıklığın giderilmesi için projesi desteklenen ‘doğru’ Yılmaz Erdoğan’ı bulmak gerekiyordu.
Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’ne telefon ettiğimizde aradığımız Yılmaz Erdoğan’ın çok uzaklarda olmadığını öğrendik. Çünkü senaryo desteği alan Yılmaz Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda çalışıyordu, şube müdürü olarak.
Bakanlıktaki görevinin yanı sıra Erdoğan bir yandan da romanlar, çocuk kitapları yazıyor. Yani diğer Erdoğan gibi bir de yazarlık yanı var (burada da karışmazlar inşallah!). ‘Demiryolu Akşamları’, ‘Kayıp Liseli’, ‘Bilsem ki Döneceksin’, ‘Unutulan Sır’, ‘Bir Sepet Sevgi’ gibi kitapları bulunuyor Erdoğan’ın. Hatta çeşitli yarışmalarda ödüller almış. Yıllardır bakanlıkta çalışan ve görev gereği bol bol senaryo okuduğunu söyleyen Erdoğan, aslında kısa bir süre sonra yayımlanması muhtemel romanının bir de senaryosunu yazmak için başvuruda bulunmuş bakanlığa.
Erdoğan’ın film projesi Malazgirt Şavaşı’yla ilgili. Muş’un simgesi lale olduğu için ve savaş sırasında orada ölen askerlere saygı göstermek amacıyla da projesine ‘Bir Demet Kırmızı Lale’ adını vermiş. Fakat sonradan sinemacı Yılmaz Erdoğan’ın çalışmalarından birinin ‘Bir Demet Tiyatro’ olduğu, kendisinin ve projesinin karıştırılabileceğini fark etmiş. ‘Aslını sorarsanız pişman oldum’ diyor.
Erdoğan’ın sinemacı Erdoğan gibi yönetmen olmaya niyeti yok. “Sadece senaryo yazmak istiyorum” diyor ve senaryoyu, yazdıktan sonra projeyle ilgilenen yönetmenlere verebileceğini söylüyor.
Olayın taraflarından sinemacı Yılmaz Erdoğan’a gelirsek. O, destek alan Yılmaz Erdoğan’ın kendisi olmadığının ortaya çıkmasından dolayı çok memnun…
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=224846
Yazı kategorisi: Sinema, Türk Edebiyatı | 1 Yorum »
‘Geçmişten Geleceğe Artvin’ Yarışmasının Ödülleri Sahiplerini Buldu
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 24 Haziran 2007
Artvin Valiliği tarafında yedi dalda düzenlenen ”Geçmişten Geleceğe Artvin” konulu yarışmada dereceye girenlere ödülleri düzenlenen törenle verildi.
Valilik tarafında düzenlenen ‘Artvin’de Hayat, İnsan ve Tabiat Manzaraları’ fotoğraf, ‘Gurbetten Artvin’e Mektup’, ‘Artvin’den Gurbete Mektup’, ‘Artvin’ anı, ‘Eski Artvin’de Hayat’ kompozisyon, “Nasıl Bir Artvin’de Yaşamak İstiyorsunuz?” kompozisyon ve Artvin Konulu Şiir kategorilerinde dereceye girenlerin ödülleri; Türk edebiyatının önde gelen yazar ve şairlerinden, Ahmet Turan Alkan, Beşir Ayvazoğlu, Ali Çolak, Mustafa Armağan,yanı sıra Nazan Bekiroğlu, Zeki Coşkun, Turan Karataş, Ömer Erdem, A.Kadir Budak ve Ali Akbaş hazır bulunduğu törende ödülleri verildi.
http://www.haberler.com/gecmisten-gelecege-artvin-yarismasinin-odulleri-haberi/
Yazı kategorisi: Fotoğraf, Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
“Teneke” La Scala’da sahnelenecek
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007
”Teneke”, İsveç’den sonra İtalya yolunda. Yaşar Kemal’in İnce Memed’den sonra yazdığı ikinci romanı ”Teneke”, İtalya’nın ünlü La Scala Tiyatrosu’nda sahnelenecek.
Opera İtalya’nın üç ünlü ismini bir araya getirecek. Besteci Vacchi, yönetmen Olmi ve Heykeltraş Pomodoro. Opera’nın seyirciyle ilk randevusu 22 Eylül’de.
“Teneke” Çukurova’daki çeltik ağalarının halk üzerindeki baskılarını, halkın yaşadığı zorlukları anlatıyor.
Hikayenin odağında çeltik ağalarına karşı mücadele eden ve köylünün yanında yer alan genç ve idealist bir kaymakam var.
Yaşar Kemal’in “İnce Memed”den sonra yazdığı ikinci roman olan “Teneke”, önce İsveç’in Göteburg Tiyatrosu’nda yaklaşık bir yıl sahnelendi. Ardından da Bakırköy Devlet Tiyatroları’nda.
“Teneke” önümüzdeki sezon İtalya’nın Milano kentindeki dünyaca ünlü La Scala Tiyatrosu’n'da sahne alacak.
Opera İtalya’nın üç ünlü ismini bir araya getiriyor. Hikayeyi operaya, “yaşayan İtalyan bestecilerinin en önemlilerinden biri” olarak kabul edilen Fabio Vacchi uyarlayacak.
Oyunu sahneye koyacak olan yönetmen Ermanno Olmi ise, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye, Venedik’te Altın Aslan ve Fransa’da Cesar ödüllerini kazandı.
Operanın dekor ve kostümlerini de İtalya’nın en büyük çağdaş heykeltraşı olarak nitelenen Arnoldo Pomodoro hazırlayacak. Pomodoro teneke için 30-40′lı yılların Türkiye’sinin fotoğraflarını inceliyor.
3 perdeden oluşan opera ilk olarak 22 Eylül’de sahnelenecek. Biletler 20 Temmuz’dan itibaren satışa sunulacak.
http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/haber_detay.asp?PID=119&HID=1&haberID=365821
Yazı kategorisi: Opera, Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Türk Dil Kurumu’ndan Balıkesir Belediyesi’ne “Türkçe” Ödülü
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007
Türk Dil Kurumu (TDK), işyeri adlarında ve tabelalarında Türkçe kullanımını özendiren karar ve uygulamaları sebebiyle Balıkesir Belediyesi’ne ödül verdi.
Balıkesir’de, 2006 yılında bir grup üniversite öğrencisi tarafından başlatılan ve vatandaşların da desteğini alan girişimlerle gerçekleştirilen kamuoyu oluşturma kampanyası, belediye meclisinde de gündeme alındı. Balıkesir Belediye Meclisi’nin bu konuda bir karar alınması yönündeki tepkisi, Türk Dil Kurumu tarafından ödüle değer bulundu. Belediyede düzenlenen törende konuşan Belediye Başkanı Sabri Uğur, lisanın insan hayatındaki önemini belirterek, kendi diline sahip çıkamayan toplumların başkalarının lisanları ile yaşamak zorunda kalacaklarını söyledi. Başkan Uğur, “Bugün, özellikle gençlerimizin kendi aralarındaki sohbet ve konuşmalarda Türkçemizin ancak 300-400 kelimesini kullanabildiklerine, son derece bozuk ve yanlış konuşmalara üzülerek tanık oluyorum. Yüzbinlerce kelimelik zengin bir dile sahip olan bir ulusun çocuklarının, konuyla hiç ilgisi olmayan, ‘şey, falan, yani, gibi oldum’ benzeri ifadelerde bulunduklarını üzülerek görüyorum. Bütün bunların çaresi, dünyanın en eski, en zengin ve en çok konuşulan dillerinden biri olan Türkçemiz’i doğru öğrenip, doğru kullanılmasını sağlamakla mümkün olabilir. Türk Dil Kurumu’nun da bu yöndeki çabalarını takdirle karşılıyor, kendilerine şükranlarımı sunuyorum” dedi.
Belediye Başkanı Sabri Uğur, belediye meclisinin Türk Dil Kurumu’nun ödülüne konu olan kararı almasında etkili olan üniversite öğrencilerine de teşekkür etti. Türk Dil Kurumu Başkan Yardımcısı ve Başkan Danışmanı Prof.Dr. Recep Toparlı da, Türkçe’ye sahip çıkılması, Türkçe’nin doğru kullanılması yönünde Balıkesir Belediye Meclisi’nin aldığı karardan dolayı Başkan Uğur ve tüm meclisi üyelerini kutladı. Toparlı, “Duyarlılıkları için kendilerine ayrı ayrı teşekkür ediyor, bu duyarlılıklarını sürekli hale
getireceklerine inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Balıkesir’de belediye meclisinin 7 Kasım 2006 tarihli oturumunda alınan kararla, Belediye Reklam ve İlan Yönetmeliği’nin 5. maddesine yeni bir fıkra eklenerek, yeni açılacak işyerlerinin Türkçe adlarla adlandırılmasının teşvik edilmesi hükmü yürürlüğe konulmuştu.
http://www.haberler.com/turk-dil-kurumu-ndan-balikesir-belediyesi-ne-haberi/
Yazı kategorisi: Dilbilim, Türk Edebiyatı | 1 Yorum »
Şehir Tiyatroları’nda Türk edebiyatı yılı
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 2007-2008 repertuarını dün Malta Köşkü’nde yapılan bir basın toplantısıyla açıkladı.
![]() |
Toplantıda konuşan Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer, “Yerli oyunlarda yakın tarihimize ışık tutan eserlerin yanı sıra İstanbul teması öne çıkarılacak.” dedi. Sahnelenecek yerli oyunlar arasında Cumhuriyet’in 85. yılı vesilesiyle repertuara alınan İsmet Küntay’ın ‘Tozlu Çizmeler’i ile Sait Faik’in ‘Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye’si ve Ziya Osman Saba’nın ‘Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi’ öne çıkıyor. Mai ve Siyah (H. Ziya Uşaklıgil), Sinekli Bakkal (H. Edip Adıvar), Divane Ağaç (Yunus Emre), Yolcu (Nazım Hikmet), Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (Aziz Nesin) ile Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe (Orhan Asena) ise diğer yerli oyunlar. Çeviriler arasındaysa Beyazıt (Jean Racine), Yazlıkçılar (Maksim Gorki), Doğrular (Albert Camus), Satıcının Ölümü (A. Miller) gibi oyunlar yer alıyor. Geçen yıl 453 bin 601 seyirci sayısıyla bir rekora ulaştıklarını belirten Şehir Tiyatroları Müdürü Mehmet Acarca, yeni sezonda Şehir Tiyatrosu’nun bütün ünitelerinin Haliç’teki Tersane binasında toplanacağını, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin ise tiyatro salonu olarak hizmet vermeye devam edeceğini söyledi. Jülide Karahan
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=554137
Yazı kategorisi: Tiyatro, Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Toptaş, kendi halince yazıyor
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007
‘Kendi halimce roman yazmaya çalışan biriyim ben’ diyor Hasan Ali Toptaş, ‘Ne yaptığımı tam olarak bilmiyorum. İlk romanım ‘Sonsuzluğa Nokta’dan sonra, mekânın duyularla kavranabilir bir tanımından uzak durduğumun farkında değilim sözgelimi. Bilinçsizlik kılığına bürünmüş uzak bir bilinçle yazılıyor sanıyorum. En azından ben bunun böyle olması gerektiğine inanıyorum’
Senin, mekânın ve zamanın sözü edilmeyen hallerini somutlaştırdığını ve özgünlüğünün temel noktasının bu olduğunu hep düşünmüşümdür. Boşluğu gösterirsin meselâ; kâğıdın formuna giren zamanı, iki kişinin arasında somut bir varlık gibi duran uzayı. Öte yandan ilk romanın hariç mekânın duyularla kavranabilir bir tanımından uzak durduğun söylenmeli. Bu neyin, nasıl bir sentezidir?
Bu soruyu cevaplamak benim için bir hayli güç. Aslında, itiraf edeyim, kendi yazdıklarıma ilişkin her türlü soruyu cevaplamak güç. Arada bir söylediğim bir şey var, o da şu; ben ne yaptığımı tam olarak bilmiyorum. İlk romanım ‘Sonsuzluğa Nokta’dan sonra, mekânın duyularla kavranabilir bir tanımından uzak durduğumun farkında değilim sözgelimi. Bununla birlikte, daha birçok şeyin de farkında değilim. Bilinç olarak adlandıramayacağımız bir bilinçle, ya da bilinçsizlik kılığına bürünmüş uzak bir bilinçle yazılıyor sanıyorum. En azından ben bunun böyle olması gerektiğine inanıyorum. Zira unutulmuş bilgi muteberdir bana göre; unutulmayanlar, biz farkında olmasak da, metin için birer baş belasıdır. Başka bir deyişle, bir metinde her şey yazılmadan önce düşünülmüşse, her şey aklın menzilinde olup bitiyorsa o metin sağlıksız bir metindir. Bu durumda, metnin iç aklı bile hiçe sayılmıştır çünkü…
Ben de Cioran gibi, bir hareketin bilincinde olunduğu zaman o hareketin artık yapılamayacağını, ya da yapılsa bile kötü yapılacağını düşünüyorum. Bu nedenle, önceden plan yapmadığım gibi, diyelim mekânı şimdi şu şekilde anlatayım diye bir karar da almıyorum.
Ben ‘Metinde şunu yapacağım’ bilgisinden çok ‘Galiba şunu yapıyorum’ sözünün farkında olduğumuz anlardan söz ediyorum. Yazarın kendi yazısını tanımlaması doğru değil, bundan uzak durduğunun farkındayım. Ama yazarın ortaya koyacağı bir tavır da varsa sormak lazım. Bazı yazarlar ‘farkında oldukları bir şey doğrultusunda’ hareket ederler. Örneğin, L. Durrell açıkça zamanla uğraştığını söyler ve Bergson’a karşı çıktığını, Proust ve Musil’in zaman anlayışından farklı durduğunu belirtir, yazı tekniğini buna göre kurduğunu açıklar. Ben ‘zaman’ kavramıyla uğraşıyorum, sen de öyle. Bu kavramın metafizik yükü bile, ne yaptığımızla ilgili bir soruyu aklımıza getirebilir de, bunun için soruyorum.
16, 17 yıl önce yazdığım bir öyküyü hatırladım şimdi; adı ‘Zaman Kimi Zaman’dı. Salt zaman kavramıyla uğraştığımı düşünmüyorum tabii. Zaman zaman, zaman kavramını didikliyorsam, bunu hem keyif aldığım, hem de o sırada çalıştığım metin için bir tür gereklilik olarak gördüğüm için yapıyorum. Sözgelimi, ‘Uykuların Doğusu’nu yazarken, günlük güneşlik bir günün ceberrut bir bölüm şefi, koskoca bir ayın gülüşe gülüşe geçip giden bir grup çocuk, başka bir günün çınarın dalında haftalarca duran bir kuş şeklinde göründüğü bölümde keyiften uçmuştum. Tabii, sırf keyif alıyorum diye yazmadım o paragrafı; aynı zamanda bu zaman çeşitlemelerinin roman kahramanının ruh haliyle de ilgisi var.
Peki o zaman biraz ben didikleyeyim bu konuyu. Yazarlığının ilk dönemlerinde dramatik gelişimi belli olan bir anlatım yolun vardı. Özellikle ‘Bin Hüzünlü Haz’dan itibaren anlatma biçimin anlattığın şeye göre daha belirgin bir biçimde öne çıktı. Zaten ‘Uykuların Doğusu’nda ‘Bin Hüzünlü Haz’a göndermeler yapıyorsun. ‘Bin Hüzünlü Haz’dan beri başka bir tür anlatıcılık yoluna girdiğin söylenebilir mi?
Söylenebilir hiç kuşkusuz, çünkü ‘Bin Hüzünlü Haz’ benim yazarlık serüvenimde önemli bir nokta. Neden önemli? Galiba, o romanı yazarken roman sanatına dair bir aydınlanma anı yaşadım ben. Başka bir deyişle, kendi çizgimde kendi halimce bir sıçrama yaşadım. Bu sıçramanın, bu aydınlanma ânının verdiği hazla ‘Bin Hüzünlü Haz’ı yazarken, parmak uçlarımın karıncalandığını ve bu uyuşma halinin damarlarımı izleyerek beynime doğru tırmandığını hatırlıyorum. Roman sanatıyla haşır neşir olmanın şehvetini en geniş haliyle ilk defa o zaman yaşadım sanıyorum; baş dönmesi gibi, uçmak gibi, gövdenin sınırlarından çıkıp zamanın dışında bir yerde her şeyi içeren hiçbir şey kılığında gezinmek gibi bir şeydi bu… Anlatılması bile imkânsız görünüyor şimdi bana.
Elbette, ‘Bin Hüzünlü Haz’la birlikte roman sanatına bakışım ve ondan ne anladığım da değişti. Benim için o roman, çok özel bir okuldu, harikulâde bir deneyimdi. Sanıyorum, bilgiden sonraki bilgisizlikle katıksız bilgisizliğin karışımından oluşan cehaletin nasıl bir cevher olduğunun bilincine de o romanı yazarken vardım. Bu daha önceki yıllarda olsun isterdim aslında.
Yazarın sezgileriyle bir bilinç halini temsil ettiğini söyler gibisin. Bunu da, yazıya imgelem ve duygu yönünden vurgu yapmandan çıkarsıyorum. ‘Bilgiden sonraki katıksız bilgisizliğin cevher oluşu’, ‘unutmanın metinde geçerli söz düzenini sağlayacağı’ ancak imgelemle kavranabilen sözler. Buna imgesel olarak bir değer yükler ama kavramsal olarak tanım bulmakta zorlanırız. Şart değil! Bu bir bakıma verili biçimsel eğilimlerin dışına çıkan bir tavrı işaret etmiyor mu? Senin metni kurarken yaşadığın heyecanın okura geçmesini salt heyecanla ilgili bir şey olarak göremediğim, bunun bir bilgisinin olduğunu düşündüğüm için bunları söylüyorum.
Dediğin gibi, aşağı yukarı, yazarın sezgileriyle bir bilinç halini temsil ettiğini söylüyorum. Metni kurarken yaşadığım heyecanın okura geçmesi salt heyecanla ilgili bir şey olamaz, bunun bir bilgisi vardır elbette ve elbette ben metinlerimi yazarken her cümlemi unutulmuş olan o bilginin buharından geçiriyorum.
Erken yapıtlarında duyu organlarımızla kavradığımız, daha kırsal, kasabamsı, küçük şehir kokan bir çevre içinde dolaşırdık. ‘Bin Hüzünlü Haz’la birlikte şehri ana eksen haline getirmekle kalmadın, duyu organlarımızdan uzaklaşıp akla ve çağrışımlara doğru çağrılar yapan bir metni benimsedin. Masal dili gibi oyunlu ve simge ağırlıklı bir dili, ‘Uykuların Doğusu’nda imgeselliğe götürdün. Masal diliyle roman dili arasında kurulacak sentez sorunlu bir ilişkiyi denemek olmadı mı?
Biraz öyle oldu açıkçası. Ama ben bunu keyifle yaptım. Gene de, masalsı bir söylemi içermesine, sözlü anlatılardaki kimi kalıplara yer verilmesine rağmen ‘Uykuların Doğusu’ndaki dilin bir roman dili olduğunu ve bunun o romanın ruhuna uygun olduğunu düşünüyorum. Romanın adında Doğu kelimesinin olması da buna denk düşen bir şey bence. Ayrıca, kimi zaman söylediğim gibi, ben yazarken bir elimle Şehrazat’ın sesine dokunmayı seviyorum. Elbette o romandaki dil o romana özgü.
Şiirsel metin yazdığını söylüyorlar. Bu konudaki düşünceni merak ediyorum.
Bu tanımı ben sadece ‘Yalnızlıklar’ için yaptım, çünkü o çalışma şiir değil. Öykü de değil. Roman zaten değil. Hiçbir kalıba girmeyen, hiçbir etiketin altında rahat durmayan, tuhaf bir metin. Fi tarihinde yapılan ilk baskısından sonra bu yüzden şiir olarak adlandırılmasını istemedim. Dolayısıyla, şimdi kitabın herhangi bir yerinde ‘şiir’ ibaresi yoktur. Zaman zaman, peki o halde bu metin nedir, diye soranlar oldu. Ben de, şiire daha yakın durduğunu, ille de bir adlandırma yapılacaksa belki ‘şiirsel metin’ denebileceğini söyledim. Bunun ötesinde, yazdığım romanları ve öyküleri kastederek şiirsel metinler yazdığımı söylüyorlarsa, bunun tam olarak ne anlama geldiğini gerçekten bilmiyorum. Şiirsel metin tanımlamasının doğru olup olmadığını da bilmiyorum. Kaldı ki, bana göre, metinlerin derinliklerinde şiir her daim vardır. Hemingway’in ‘Beyaz Fillere Benzeyen Tepeler’ adlı öyküsünde de vardır sözgelimi, Kafka’nın ‘İmparatorun Haberi’ adlı öyküsünde de. Ya da, senin ‘Zaman Yeli’nde de vardır. Birinde günlük yaşamın kesintili konuşmasından, küçük sessizlik gölleri halinde doğar bu şiir; diğerinde sonu gelmeyecekmiş gibi gözüken uzun mu uzun bir soluktan, bir diğerinde de yalın bir söylemden… Şiir anlatı sanatının çekirdeğidir bir bakıma.
Şiirde ‘tahkiye’ denilen öyküleme en azından günümüz sanatı için şart değil. Ayrıca şiir imgelemle kavranabilir ama bir romanı salt imgelemle kavrayamayız. Senin metnini salt imgelemle açıklamaya çalışanlara itiraz ederek söylüyorum bunu. Çünkü bütün bu romanları şiire indirgemek, kanımca onların roman olmadığını söylemektir.
Haklısın, salt şiire indirgemek bir anlamda onların roman olmadığını söylemektir. Gene de ben, bunu kastetmediklerini ümit ediyorum.
‘Uykuların Doğusu’nda kendi yazı estetiğini ‘Dayı’nın konuşmalarıyla tanımlayan sözler ettiğin görülüyor. ‘Görünmeyeni anlatmak hüner değildir, tam tersine bir çeşit kabalıktır ve ayıptır, görünmeyeni sadece görünür kılacaksın’, ‘Akıldan uzak duracaksın’, ‘Kelimeleri kusmayacak, birçoğunu yutacak ve kâğıda yuttuğun kelimelerin boşluğunu bırakacaksın’ gibi. Metni ‘romanın kişilerinden biri’ haline getiren bu durum, ‘Hasan’ım Ali’ diyerek seni de oyuna sokuyor. Kitabın son cümlesi ile ilk cümlesi arasındaki döngüsel bağ da tüm metni çember içinde başı sonu belli olmayan öyküye dönüştürüyor. Burada bir yazı estetiği iddiası görüyorum.
Sonuçta yazılan her metin bir iddiadır elbette ama ‘Uykuların Doğusu’ senin belirttiğin gibi bir iddiayı taşıyor mu bilmiyorum. Kendi halimce roman yazmaya çalışan biriyim ben, kendimi hep böyle görüyorum. Bir romanın değeri ona verilen emekle hiçbir zaman ölçülmez, bunu biliyorum ama doğrusu ‘Uykuların Doğusu’na çok emek verdim. Öteki romanlarımdan daha farklı bir roman olsun diye, kendi bütünlüğüne ulaşsın diye ve de ruhuyla, yapısıyla, iç örgüleriyle, bu örgülerin birbirlerine olan konumlarıyla, seslerinin dağılımıyla ve daha başka ayrıntılarıyla tastamam bir romana dönüşsün diye emek verdim. Ne kadar başarılı oldum bilemem tabii.
Gürsel Korat, ‘Zaman Yeli’ ve ‘Güvercine Ağıt’tan sonra, okurlarının çok beklediği üçüncü Kapadokya romanını çalışıyor, 2008′de tamamlayacak. Yazar, öyküleri ve tüm diğer kitaplarıyla eylül ayından itibaren Everest Yayınları’nda. Bir 12 Eylül romanı olan ‘Ay Şarkısı’ da 12 Eylül 2007′de çıkacak.
Borges’i gizli öykü kahramanı yaptı
Bir edebi yapıt akla, duyguya veya sezgiye ne kadar seslenir?
Bunu hiç düşünmemiştim doğrusu. Herhalde her yapıt kendi gücüne göre, bunların hepsine birden seslenir.
Ama, yapıt seslenecekken tutar da yazar seslenmeye kalkarsa sonuç felaket olur sanıyorum. Tabii, bir yapıt akla ne kadar, duyguya ne kadar, sezgiye ne kadar seslenir bilemiyorum. Bunu yazarı da bilemez bence. Çünkü bu biraz da o yapıtı algılayanla ilgili bir şey. Yapıt kendisini algılayanın hayatına seslenir aslında; bir bakıma onun o anına, geçmişine ve geleceğine seslenir.
Metinlerarası metinler yazmak, örneğin Fuentes ve Borges’ten söz ederek metinler kurmak ilk öykülerinde rastlanan bir durum. Buna bugün nasıl bakıyorsun?
Öyle bir öyküm var evet, adı ‘Beyaz Karanlık.’ Adları anılmaz ama öyküdeki kahramanlar Borges, Fuentes ve Cortazar’dır. Bakış açımda bir şey değişmiş değil. ‘Uykuların Doğusu’nda, iş verilmediği için ne yapacağını bilemeyen, bu yüzden de kendini kitaplara vuran ve okuduğu kitapların içinde uçsuz bucaksız yolculuklara çıkan o uzun kuyruklu adam, Mısır’a doğru giderken, bir keresinde Borges’in kitaplarından (Düşsel Varlıklar Kitabı) birinin içinden geçer sözgelimi. Başka bir yerde de, anlatıcınım dayısı, hikâyeyi, kurabiye kokularının içinde gezinen hastalıklı bir ata benzetir ve onu bize kendisinin değil, içinde gezindiği bu kokularla, kokulardan doğacak çağrışımların ya da varlığından bile haberdar olmadığımız bazı sezgilerin yazdırabileceğini söyler. Dolayısıyla, Proust zımnen anılmış olur. Bunlar benim küçük selamlamalarımdır. Bu selamlamayı gören okur biraz daha keyif alır belki, görmeyen de bir şey kaybetmez. Çünkü roman o sayfalardaki gücünü bu küçük selamlamalardan almaz. Kaldı ki, bu selamlamayı bile kendinin kılmıştır ve bunu yapmak zorundadır. Yoksa, bunlar orada yama gibi sırıtır durur.http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=224685
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
İstanbul’da 6 ay Rûmî mevsimi
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007
‘2007 Mevlânâ Yılı’ İstanbul’da yıl sonuna kadar pek çok farklı etkinlikle kutlanacak. Aralık sonuna dek sürecek program, önceki akşam Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda düzenlenen toplantı ile tanıtıldı.
![]() |
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ’nin gerçekleştireceği programda, ücretsiz olarak düzenlenecek konser, sergi, Mevlevihane gezileri, sema gösterileri, uluslararası neyzenler buluşması ve konferanslar var.
“Bütün İstanbulluları özellikle etkinliklere davet ediyorum.” diyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a göre İstanbul’daki Mevlânâ etkinlikleri farklı bir öneme sahip. Zira “Mevlânâ, Konya’da yaşamış olmasına rağmen fikirleri İstanbul’da hayat bulmuş.” Topbaş, bu fikirlerin dünyaya da yine İstanbul’dan yayılacağına inanıyor; delili de Galata Mevlevihanesi: “Mev-lânâ, medeniyet kültürümüzün şekillenmesinde çok önemli bir role sahip. O bizim sesimiz olarak sevgi dolu hislerimizi dün olduğu gibi tüm dünyaya bugün de yansıtıyor. İstanbul’da Galata ve Yenikapı Mevlevihanelerinin hâlâ var oluşu, Mevlânâ’nın buradan geleceğe de ışık tutacağının göstergesidir. Mevlâ-nâ’nın açtığı sevgi halesi tüm insanlığı kucaklayarak büyümektedir.” İstanbul Valisi Muammer Güler de bugün küresel barış adıyla dillendirilen anlayışın temelinde Mevlânâ’nın felsefesi olduğuna dikkat çekti. “Bugün küresel barışa ait söylenen ne varsa onun temelinde belki de Hz. Mevlânâ’nın inancından kaynaklanan ruh var. Avrupa Birliği yasalarına ve Kopenhag Siyasi Kriterlerine baktığınız zaman Mevlânâ’nın o güzel öğretisini bulabilirsiniz. Bundan sonraki etkinliklere daha çok İstanbullunun katılarak Mevlânâ’yı anmasını diliyorum.”
Açılış töreninin ardından, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, etkinliklerin ilk halkası olan ‘Rumi-Senfonik Gösteri’sine sahne oldu. Orhan Şallıel’in hazırladığı, Ziya Azizi’nin koreografisini yaptığı gösteride Mevlânâ’yı Yılmaz Erdoğan canlandırdı. Erdoğan, sahneye tılsımlı bir gömlek ile çıktı. Ali Gül’ün seslendirdiği metinlerle ilerleyen gösteride, farklı disiplinlerden sanatçılar bir aradaydı. Projenin mimarı Orhan Şallıel’in heyecanı ise gözden kaçmıyordu. Düdük ve ney ustası Ertan Tekin, klarnetçi Hüsnü Şenlendirici, kanunî Aytaç Doğan, bağlama sanatçısı İsmail Tunçbilek ve DJ Murat Uncuoğlu’nun da aralarında bulunduğu 120 kişilik bir ekibin sunduğu etno-senfonik gösterinin ilk bölümünde Mevlânâ’nın çocukluğu, evlenmesi, babasının vefatı ve Şems ile muhabbetleri anlatıldı. Bir saatten fazla süren gösterinin sonunda ise Itrî’nin Salat-ı Ümmiye’si okundu. Tasavvuf korosundan ve diğer sanatçıların çoğunluğunun gençlerden oluşması ayrı bir hava kattı geceye. 20 kişilik semazen topluluğunun göz kamaştıran gösterisi, hafızların ve neylerin büyülü nefesi ile modern seslerin tatlı birlikteliği Mevlânâ’nın tüm zamanlara ve gönüllere nasıl ulaştığını yeniden gözler önüne serdi. Geceden akıllarda kalan tek olumsuz nokta ise gösteride semazen giysili dansçının bir ibadet olan sema ile uyuşmayan dans tarzıydı. Semazen giysileriyle yapılan dansın Mevlânâ’nın ruhuna zarar verdiğini söyleyen bazı seyirciler, tepki göstererek Açıkhava’dan ayrıldı.
2007 Mevlânâ Yılı İstanbul programı
Mevlânâ ve Dua (Konser ve Defile-Topkapı, Aya İrini)
Minyatür’de Mevlânâ (Sergi ve Söyleşi-Tarık Zafer Kültür Merkezi)
Mevlânâ Rüzgârı (Mevlevî Figürleri Sergisi-Topkapı Sarayı-Taksim)
Notalarda Hoşgörü (Konser-Harbiye Açık Hava)
Dünya Enstrümanlarıyla Şeb-i Arus (Konser-Abdi İpekçi)
Gel, Gel, Gel… Ne Olursan Ol Yine Gel! (Sema – Çeşitli meydanlarda)
Hoşgörüye Davet (Ses ve Laser Gösterisi-Sultanahmet Meydanı)
Hamuşan Geziler (İstanbul’da Mevlevîhâne Gezileri)
Çakıl Taşları ile Hoşgörü (Sergi-Taksim Metro Sergi Salonu)
Mevlânâ İle Sevgiye Yöneliş (Karma Sergi-Taksim Sanat Galerisi)
Hoşgörünün Adı: Mevlânâ (Konferans-Cemal Reşit Rey)
Sevgiyi Arayış (Tezhib Sergisi-İslam Eserleri Müzesi)
Yüzyılları Aydınlatan Işık (Fotoğraf Sergisi- Taksim Metrosu, Sultanahmet)
Uluslararası Neyzenler Buluşması (Konser- Cemal Reşit Rey)
Mevlânâ’dan Esintiler (Resim Sergisi-Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi)
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=554135
Yazı kategorisi: Festival, Karma Sergi, Müzik, Türk Edebiyatı | 1 Yorum »
Niçin ve Nasıl Yazıyorlar?
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 21 Haziran 2007
|
||||||
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Pirosmani yayın hayatına başladı
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007
Yayın yönetmenliğini Fahrettin Çiloğlu’nun üstlendiği Pirosmani, yayın hayatına başladı.
Türkçe ve Gürcüce olarak hazırlanan derginin üç ayda bir yayımlanması hedefleniyor.
Pirosmani, Gürcü kültürünü hem Gürcü penceresinden hem de Türkiye penceresinden tanıtmayı, bilinçlendirmeyi ve haberdar etmeyi amaçlıyor.
Dergide Gürcü yazarların yanında, Gürcü kültürü araştırmacıları ve Gürcü kültürüne ilgi duyan yerli ya da yabancı çok sayıda isme yer veriliyor.
Derginin kapıları, bu içeriğe uygun düşecek her dilden ve ulustan konukların yazılarına açık.
Derginin ilk sayısında Kevser Ruhi, Durmuş Akbulut, Mtvarisa Tarhnişvili, İrine Giviaşvili, Laurent Mignon ve çoğu tiyatro sanatçısının yakından tanıdığı Varlam Nikoladze’nin yazılarına da yer veriliyor.
Derginin arka kapağı ise, geçtiğimiz yıl yaşamını yitiren gazeteci ve yazar Reha Mağden’in fotoğrafına ve sözlerine ayrılmış.
Büyük boy, kuşe ve renkli olarak yayımlanan Pirosmani, internet sitesinden de takip edilebiliyor. http://www.pirosmani.com.tr/
http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/DIGER/haber_detay.asp?PID=116&haberID=364339
Yazı kategorisi: Dilbilim, Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
2007 YAŞAR NABİ NAYIR GENÇLİK ÖDÜLLERİ
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007
Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödüllerine bu yıl şiir dalında 114, öykü dalında 85 dosya katıldı.
Ön eleme yapıldıktan sonra şiir dalında Sezgin Öndersever, Kaan Koç, Emin Kaya, Ali Aydemir, Tuba Semra Balcı, Levent Sayım, İlker İşgören, Onur Tekin, Nazan Şahin, Çağdaş Okumuş, Emre Varışlı, Melik Külekçi, Ersan Erçelik, Mehmet Ersoy, Müesser Yeniay, Yusuf Uğur Uğurel, Almıla Yıldız, Cengiz Şenol, Arif Erguvan ve Ceyhun Tuna’nın dosyaları Haydar Ergülen, Metin Cengiz, Metin Celal, K. İskender ve Enver Ercan’dan oluşan seçici kurula verildi. Seçici kurul, yaptığı değerlendirme sonunda Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü Yusuf Uğur Uğurel’e verdi. Melih Külekçi, Çağdaş Okumuş, Arif Erguvan ve Ceyhun Tuna’yı “dikkate değer” buldu.
Öykü dalında ise ön elemeden geçen dosyalar Tolga Kırkıl, Ümit Demir, Derya Derin, Murat Özyaşar, M. Özgür Mutlu, Birgül Oğuz, Sedat Sezgin, Ali Sefa Ekizce, Azime Güç, Şebnem Korkmaz, Ali Taş, Ceren Üstüner Erdoğan, Ceyhun Hidayetoğlu, Mazlum Dirican, Hakan Kıran, Coşkun Ongun ve Türkan Düztepe Akbaş imzalarını taşıyordu.
Nursel Duruel, Feyza Hepçilingirler, Feridun Andaç, Mehmet Zaman Saçlıoğlu ve Cemil Kavukçu’dan oluşan seçici kurul, ödüle Birgül Oğuz’u değer buldu. Bu dalda, Murat Özyaşar ve M. Özgür Mutlu “dikkate değer” seçildi.
http://www.varlik.com.tr/GenclikOdulleri2007.asp
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | 2 Yorum »
Maden ocağından öyküler
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007
Maden Mühendisleri Odası, Edebiyatçılar Derneği’nin katkılarıyla ‘Madenci Öyküleri Ödülü’ veriyor. Amatör ya da profesyonel tüm öykücülere açık olan yarışmada madencilikle geçinenler hakkında yazılmış öyküler yarışacak. Aysu Erden, Özcan Karabulut, Sezer Ateş Ayvaz, Hürriyet Yaşar, Engin Çetinbağ’dan oluşan seçici kurul tarafından öykülerin değerlendirileceği yarışmada birinci 1000 YTL, ikinci 750 YTL, üçüncü 500 YTL kazanacak. Ayrıca Maden Mühendisleri Odası ödül kazanan öykülerle yayımlanmaya değer görülen öyküleri, her birine 100 YTL telif ücreti ödemek üzere kitap olarak yayımlayabilecek. Sonuçların 4 Aralık 2007 Dünya Madenciler Günü’nde açıklanacağı yarışmaya katılmak isteyenler 2 Kasım 2007′ye kadar öykülerini beş kopya olarak bir rumuzla Maden Mühendisleri Odası, Madenci Öyküleri Yarışması, Selanik Cad. 19/4 Kızılay- Ankara adresine gönderebilirler. Ayrıntılı bilgi www.maden.org.tr’den alınabilir.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=224506
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
TRT’den kaçırılmayacak iki belgesel
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007
İnsan ve Doğa severler bu akşam TRT ekranlarına. TRT ekranlarında bu gece iki görkemli belgesel ekranlara geliyor. Mevlana Celaleddini Rumi ve Kara Akababalarıyla ilgili belgeseller meraklılarınca kaçılmaması gereken iki titiz çalışmanın ürünü: |
Mevlana Celaleddini Rumi Mevlâna; herkesin hakkında az çok fikre sahip olduğu, kendisiyle ilgili bilgilerin efsanelerle karıştığı, eserleri ve hayatı üzerine çok kapsamlı çalışmalar bulunan ve sanatın farklı dallarına konu olan bir isim. Bu durum; bir taraftan projenin araştırma bölümü için bol miktarda hatta abartılı denilebilecek miktarda kaynağa işaret ederken aynı zamanda da hayatı ve eserleri bu kadar çok işlenen birisi üzerine yeni bir söz söylemenin neredeyse imkânsız olduğunu hatırlatıyordu. Ayrıca sadece ön araştırma aşamasında bile karşımıza –Türkçe ve diğer diller hariç- yüzlerce ingilizce internet sitesi ve sayamayacağımız kadar çok çeviri veya telif ingilizce kitap çıkmıştı. Amerika’da kitapları en çok satan şair olarak tanınması ise en ilgi çekici bilgilerden birisiydi. Bu tablo karşısında şu şiirini hatırlamamak mümkün değildi: “Durmuşum pergel gibi, Ne rengim var benim, ne nişanım. Yayın Dev Kanatlar: Kara Akbaba
TRT Ankara Televizyonu Belgesel Programlar Müdürlüğü tarafından hazırlanan belgeselde, kanat açıklığı 3 metreye ulaşan kara akbabanın fiziksel özellikleri, biyolojisi, uçuş teknikleri ve yaşam alanlarının tanıtılmasının yanı sıra kur, çiftleşme, kuluçka ve beslenme gibi davranışları da anlatılıyor. Yönetmenliğini Ece Soydam’ın, yapımcılığını Muzaffer Evci’nin yaptığı belgeselin danışmanlığını ise Ahmet Kılıç ve Elif Yamaç üstlenmiş. Soyu tehlike altında olan ve ülkemiz yaban hayatı için büyük önem taşıyan kara akbabaların tanınmasını, korunmasını ve yaşatılmasını amaçlayan bu belgesel yaban hayatının korumasına katkıda bulunuyor. “Anadolu’nun Yaban Hayatı “adlı belgesel dizi projesinin ilk bölümü, Ekim 2004′te yayınlanan “Bozkırın Çocukları: Anadolu Yaban Koyunu” belgeseli… İkinci bölüm olan “Dev Kanatlar: Kara Akbaba” belgeselini boz ayıyı anlatan bir belgesel takip edecek. “Dev Kanatlar: Kara Akbaba” belgeseli, 52 dakikalık tek bölümden oluşuyor. Yayın |
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | » yorum bırak;
Türkçe’de hangi dilden kaç kelime var?
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007
Kimileri yabancı kelimelerin Türkçe’den atılmasını istiyor, Öztürkçe’yi öneriyor Buna karşı çıkan eBakiler ise, “Yabancı kelimeleri atmak hainliktir” diyor. Kim haklı?
Türk Dil Kurumu’nun güncel Türkçe sözlüğünde 111 bin 27 kelime bulunuyor. Bunun 14 bin 1981’i yabancı kökenli. Şimdi yeni bir tartışma yaşanıyor. Bazıları, yabancı kelimelerin temizlenmesini önererek, Öztürkçe’yi savunuyor. Bazıları ise buna karşı çıkıyor. Türkçe’de yabancı kelimelerin yer almasının doğal olduğunu dile getiren edebiyatçı ve şair Yavuz Bülent Bakiler, “Türkçe aşığı Nihat Sami Banarlı, imparatorluk kuran milletlerin, başka millerden kelimeler alması ve vermesinin doğal olduğunu, saf bir dil bulunmadığını söylüyor” dedi.
PEYGAMBER ATILAMAZ
Yabancı milletlerden aldığımız kelimeleri Türkçeleştirdiğimizi anlatan Bakiler şunları söyledi: “Bir kelime, dağdaki çobandan Çankaya’daki Cumhurbaşkanı’na kadar herkes tarafından biliniyor ve kullanılıyorsa onu dilimizden atamayız. Efendi kelimesini herkes kullanır. Yunanca’dan girdi. Türkçe’den çıkaramazsınız. Peygamber kelimesi de Farsça’dan gelmiş. Atamazsınız.”
MİLLETE HAİNLİK
Türkçe’deki zenginliği savunduğu için bazıları tarafından eleştirildiğini ve kendisine “Arapçı” denildiğini aktaran Bakiler, “Ben Yunanca’dan dilimize giren kiraz, anahtar, kilit, kundura, limon kelimelerinin de kalmasını savunuyorum. O zaman Yunancı mı oluyorum” diye konuştu. Bakiler şöyle devam etti: “Öztürkçe çıkmaz bir sokaktır. Bilgi Yayınevi Öztürkçe bir sözlük yayımladı. 3 bin 175 kelime var. Bu kadar kelimeyle bir dil nasıl güçlü olabilir. Yabancı kökenli kelimelerin reddedilmesi, millete yapılan bir hainliktir…” Türkçe’de 15 binden daha fazla yabancı kelime olduğuna inanan yazar Hakkı Devrim de, dildeki zenginliği savunan bir diğer isim. “Bizim dilimizde çok fazla yabancı dil var lafına itibar etmiyorum” diyen Devrim, bulunduğumuz coğrafyada yüzlerce uygarlıkla ilişki kurduğumuzu ve Türkçe’nin dünyanın bir ucundaki ülkelerin dilleri gibi olmasının mümkün olamayacağını belirtti.
Almanca 98
Korece 1
Arapça 6467
Latince 78
Arnavutça 1
Macarca 9
Bulgarca 19
Moğolca 4
Ermenice 24
Norveç 2
Farsça 1359
Portekizce 3
Fince 2
Rumca 400
Fransızca 5253
Rusça 44
İbranice 7
Slavca 24
İngilizce 485
Soğdca 24
İspanyolca 33
Yunanca 48
İtalyanca 89
Japonca 9
Toplam 14 bin
Hangi kelime hangi dilden?
ARAPÇA: Cumhuriyet, halk, devlet, hukuk, hürriyet, adalet, milliyet, vatan, şehit, akıl, aile, ahlak
FRANSIZCA: Laik, sosyal, çevik, bürokrasi, televizyon, radyo, terör, abajur.
FARSÇA: Zengin, aferin, bahçe, bülbül, can, canan, abdest.
İTALYANCA: Politika, gazete, alaturka, banka, çapa, çimento, fabrika.
İNGİLİZCE: Bot, cips, futbol, hostes, e-mail, kariyer, lobi, linç.
RUMCA: Avlu, bezelye, domates, fener, zoka, çerez.
ALMANCA: Dekan, filinta, kuruş, otopark, şalter, vokal, panzer.
KORECE: Tekvando.
ARNAVUTÇA: Plaçka
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=249489
Yazı kategorisi: Dilbilim, Türk Edebiyatı | 2 Yorum »
Mevlevî dergahı Ayasofya’ya taşındı!
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007
![]() |
UNESCO Mevlânâ Yılı etkinlikleri kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen sergide, Mevlâna’yı ve 800 yıl boyunca toplumu derinden etkilemiş Mevlevilik kültürünü anlatan 200 özgün eser sergileniyor. Çeşitli müzelerden gelerek Ayasofya’nın kubbesi altında buluşan Mevlânâ’nın oğlunun kaleminden çıkmış en eski tarihli Mesnevi nüshası, Şems-i Tebrizi’nin külâhı, Mevlevi şeyhlerinin, dervişlerinin kıyafetleri, müzik aletleri, elyazması eserler, hat levhaları, tekke eşyaları, zikir tesbihleri gibi birçok nesne, 7 asırlık Mevlevi geleneğini bugüne yansıtıyor. ‘Aşk Ocağında Can Olmak’, mekan, kurgu ve ses sistemiyle dünya standartlarında gerçekleştirilen ilk ve tek Mevlânâ sergisi olarak nitelendiriliyor.
Sergideki eserler, Mevlânâ Müzesi, Ankara ve Konya Etnografya Müzesi, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Divan Edebiyatı Müzesi, Topkapı Sarayı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Müzesi ve Sadberk Hanım Müzesi gibi pek çok müzeden getirildi. Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, Prof. Dr. Nurhan Atasoy, Prof. Dr. Uğur Derman, Tuğrul İnançer, Yard. Doç. Dr. Nuri Şimşekler ve Ekrem Işın’dan oluşan danışma kurulunun yol göstericiliğinde hazırlanan serginin proje yönetimini Münevver Eminoğlu, mimari tasarımını Ahmet Özgüner, grafik tasarımını da Ersu Pekin üstlendi. Kültür tarihçisi Ekrem Işın’ın küratörlüğünü yaptığı sergi, Mevlevilik’te önemli bir sembol olan dokuz sayısı üzerine kurgulandı. Sergi, ‘Hayatı ve Düşünceleriyle Mevlânâ’, ‘Mevleviliğin 800 Yılı’, ‘Mevlevi Dergâhı’, ‘Matbah-ı Şerif’, ‘Mevlevilikte Giyim – Kuşam’, ‘Müzik ve Sema’, ‘Hat, Edebiyat ve Mevlevilik’te Sembolizm’ gibi başlıkların yer aldığı 9 ana bölümden oluşuyor.
Mevlânâ ile Ayasofya buluştu
Serginin tanıtım toplantısında konuşan Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Celil Güngör, mekân olarak Ayasofya’yı seçmelerinin nedenini şöyle açıkladı: “Doğu ve Batı kültürüne ait iki mekan ve insanın buluşmasını sağlamak ve sık sık söz edilen ‘Medeniyetler İttifakı’na katkıda bulunmak istiyoruz. Ayasofya, aynı zamanda yabancı turistlerin en fazla ziyaret ettiği mekânlardan biri.” Mevlânâ ve Ayasofya buluşmasının, tarihte bir ilk olduğunu söyleyen Ekrem Işın da “Tüm zamanları aşan Mevlânâ’yı böyle bir yerde ağırlamak gerekiyordu. Ayasofya, 13. yy’da Haçlılar tarafından yağmalandı. Mevlânâ’nın yaşadığı toplum da pek özgür bir yapıya sahip değildi, çünkü Moğol istilası vardı. Mevlânâ ile Ayasofya, bu sayede ortak bir kaderi paylaştı. Bu iki önemli figürü bir araya getirip sentez oluşturduk.” dedi.
‘Aşk Ocağında Can Olmak’ sergisi, Mevlevi dervişlerinin sade yaşantısını konsept olarak belirlemiş. Bunun için de müzelerden büyük sanatkârların devlet ricali için yaptıkları Mevlevi sembollü gösterişli sanat eserleri yerine, nefis terbiyesi ile uğraşan Mevlevi canlarının kullandıkları sade eserler seçilmiş. Sergi, 12 Ağustos’a kadar pazartesi günleri dışında 09.00 ile 18.30 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Ziyaretçiler, ‘Halk Günü’ olarak belirlenen her ayın ilk pazartesi günü ise ücret ödemeden sergiyi gezebilecek.
Yazı kategorisi: Karma Sergi, Süsleme Sanatları, Türk Edebiyatı | Yorumlar Kapalı
Sezai Karakoç ve şiiri
Yazan: Sanat Haberleri Ajansı SaHA - www.sanatajansi.com 19 Haziran 2007
| Yedi İklim, üç aylık bir sessizliğin ardından Sezai Karakoç dosyası ile çıktı. “Çağın kapılarını aralayan üstada” başlığıyla Karakoç’a ithaf edilen çalışma, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2007 Kültür Sanat Büyük Ödülü ile onurlandırılan şair için Yedi İklim dergisi tarafından hazırlanan üçüncü dosya. | |
Ali Haydar Haksal’ın kaleme aldığı Gül Ayından Gün Işığına isimli baş yazıda bu yüzyılda sözün varacağı son noktanın Sezai Karakoç olduğu vurgulanıyor. Bahtiyar Aslan, şairin şiirlerinde kadına bakışını, ‘Sezai Karakoç’un Şiirinde İdeal Kadın Tipi: Hz. Meryem’ başlıklı yazısında irdeliyor. Burak Sezgin’in Karakoç hakkındaki ‘Doğunun Yedinci Oğlu’ isimli çalışmasıyla bilinen Turan Karataş’la yaptığı söyleşi, dosyanın en ilgi çeken bölümlerinden. Dosyada; Zafer Acar, ‘Yeni Klasik Dönem: Sezai Karakoç’in Şiiri’, M. Fatih Kanter, ‘Modernizmin Küçük Cenneti: Balkon’, Yasin Doğru, Özgün Bir Siyaset Uygulaması Olarak Diriliş Partisi ve Ali Görkem Userin, ‘Diriliş Düşüncesinin Temel Kitabı: Diriliş Neslinin Amentüsü’ başlıklı yazılarıyla yer alıyor. (0 216 399 19 14)
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=553188
Yazı kategorisi: Türk Edebiyatı | Yorumlar Kapalı




“Dev Kanatlar: Kara Akbaba” adlı belgesel film, Avrupa’nın en büyük yırtıcı kuşu olan kara akbabanın bir yıllık yaşam döngüsünü konu alıyor.